Üye Girişi | Yeni Üyelik
   21 Mayıs 2012 Pazartesi
Ortadoğu ve Afrika
Rusya – Ukrayna
Kafkasya
Türkistan
Asya – Pasifik
Güney Asya
Türkiye
Balkanlar
Amerika
Avrupa Birliği
Kıbrıs
Jeopolitik ve Strateji
Sivil Toplum Kuruluşları
Uluslararası Hukuk
Çok Taraflı İkili İlişkiler
Bilgi Yönetimi
Bilim ve Teknoloji Araştırmaları
Proje ve Kalkınma Yardımları
Medya
Uluslararası Örgütler
Karadeniz
Hakkımızda
Başkan
Yönetim Kurulu
Danışma Kurulu
Bilim Kurulu
Kadromuz
Temsilcilerimiz
TÜRKSAM'da Staj
Bağlantılar
E-Kitap
TÜRKSAM
Adres : Oğuzlar Mahallesi, Türkocağı Cad. 1388. Sok (eski 32. Sok), No: 52
Balgat / ANKARA

T :  0090. 312. 285 31 00 - T: 0090. 312. 285 00 66
F : 0090. 312. 285 00 71
Acaristan’daki Gelişmeler ve Saakaşvili’nin Zaferi
07 Mayıs 2004 Gürcistan [10] [12] [14] [16]
 Kamil AĞACAN
Kamil AĞACAN


Hakkında - Arşivi

Acaristan Özerk Cumhuriyeti Yüksek Konsey Başkanı Aslan Abaşidze, baskılara karşı direnemeyerek 6 Mayıs 2004 tarihinde görevinden istifa etmiş ve arabuluculuk girişimi için Batum’da bulunan Rus Milli Güvenlik Genel Sekreteri İgor İvanov’la Moskova’ya gitmiştir. Böylece, Gürcistan merkezi hükümeti ile Acaristan Özerk Cumhuriyeti arasında 10 yılı aşkındır süregelen gerginlik giderilmiştir. Bu makalede başlıca olarak üç temel nokta üzerinde durulacaktır: birincisi Acaristan sorunun niteliği, ikincisi yeni Gürcistan yönetimini başarıya götüren etkenler, üçüncü olarak ise Acaristan sorunun çözümünün muhtemel etkileri.

Sorunun Doğuşu ve Niteliği

Acaristan, geleneksel olarak Müslümanların yoğun olarak yaşadığı ve bu kültürel varlıklarını korumaları için, Kars Antlaşması  gereğince, 1921 yılında oluşturulmuş özerk bir cumhuriyettir. 2002 nüfus sayımı sonuçlarına göre, yaklaşık olarak yüzde 98’i Gürcülerden  oluşan bu özerk cumhuriyette, bağımsızlık sürecinde ve devamında diğer iki özerk yapıdan-Abhazya ve Güney Osetya- farklı olarak ayrılıkçı halk hareketi yaşanmamıştır. Bununla birlikte, daha farklı dinamiklerin etkisi ile Acaristan özerk cumhuriyeti bir takım biçimsel bağımlılıkların dışında, siyasî olarak Gürcistan egemenliğinin dışına çıkmıştır. Acaristan’ı fiilî olarak bağımsızlığa götüren dinamikler, 1990’lı yıllar boyunca Gürcistan genelinde yaşanan gelişmelerde yatmaktadır.

1990’lı yılların ilk yarısında, Gürcistan tam bir kaos ortamındaydı. 1991 güzünde, Ulusal Muhafızlar ve Süvariler gibi paramiliter örgütlerin başlatmış olduğu Gamsahurdiya  karşıtı harekât,  bir iç savaşa dönüşmüş ve Ocak 1992’de Gamsahurdiya’nın ülkeyi terk etmesine kadar sürmüştür. Ardından iktidarı ele geçiren Askerî Konsey, Mart 1992’de Eduard Şevardnadze’yi ülkeye davet ederek iktidarı ona devretmiştir. Şevardnadze, 1992’de iktidara geldiğinde Güney Osetya çatışması sürmekteydi. Haziran’da Güney Osetya’da ateşkesin sağlanmasından kısa süre sonra, Ağustos 1992’de Abhazya’da çatışmalar başlamıştır. Ağustos 1993’e kadar şiddetli bir şekilde süren savaş, Gürcistan’ın yenilgisi ile sonuçlanmıştır. Abhazya ile görüşmeler sürerken bu kez de Gürcistan’ın batısında Megrelya’da bulunan Gamsahurdiya’nın Tiflis’e doğru harekete geçmesiyle iç savaş patlak vermiş, ancak bu gerginlik Rusya’nın devreye girmesiyle yatıştırılmıştır.

Bütün bu yaşananlar merkezî hükümeti zayıf düşürürken, Mart 1991’de, Gamsahurdiya’nın iktidar partisi Yuvarlak Masa’nın temsilcisi olarak Acaristan Özerk Cumhuriyeti Yüksek Konsey Başkanlığına gelen Aslan Abaşidze yönetimi, gelişmelerin dışında kalmayı başarmış ve bu süreç içerisinde güçlenmişti. Merkezle özerk yapı arasında baş gösteren yetki sorunu da büyük ölçüde bu dönemde şekillenmeye başlamıştı. Öncelikle, yaşanan kaos ortamında, Acaristan özerk yönetimi, merkezî hükümetin yetki alanına giren pek çok konuda bağımsız kararlar alarak, görev alanını genişletmiştir. Örneğin, Abaşidze gümrük, savcılık gibi kurumlara ilişkin yapmış olduğu düzenlemelerle bu kurumları kendi denetimi altına almıştı. Bir taraftan idarî olarak güçlenirken, diğer taraftan da özellikle gümrüklerin denetimini ele geçirerek malî olarak da güçlenmişti. 1989 yılından itibaren faaliyet gösteren Sarp sınır kapısı, Batum’un liman kenti olması ve yüzyılın başından beri var olan Bakü-Batum petrol boru hattı, Batum’dan Bakü’ye ve Erivan’a kadar uzanan demiryolları Acaristan’a önemli parasal kazanımlar sağlamıştı. Bu da, vergiler gibi merkezle özerk cumhuriyet arasındaki en temel tartışmalardan birini doğurmuştu. Abaşidze yönetimi, bölgeden topladığı vergileri merkeze göndermeyerek, kendi otoritesinin güçlenmesine harcamıştır; ancak özerk cumhuriyet yönetimi bu iddiayı reddetmekte ve gerekli ödemeleri yaptığını ileri sürmekteydi. Bununla birlikte, merkezî yönetim Acaristan’daki gümrükleri kontrol edemediğinden, özerk yönetim tarafından merkeze gönderilen vergilerin çok düşük tutulduğuna inanmaktaydı.

Aslan Abaşidze, kurmuş olduğu ve başkanlığını yürüttüğü Demokratik Uyanış Birliği partisi ile idarî ve parasal gücünü siyasî güce dönüştürmüştü. 1992-95 yasama döneminde parlamentoda altı milletvekili ile temsil edilen parti, 1995 seçimlerinde 235 sandalyeli Gürcistan parlamentosunda üye sayısını 31’e yükseltmişti. 1999 genel seçimlerine Sosyalist Partisi, Gürcistan Gelenekçiler Birliği, 21. Yüzyıl-Konstantin Gamsahurdiya Topluluğu gibi sağ ve sol partilerle Gürcistan’ın Canlanması Seçim Bloğu adıyla blok halinde katılmış ve toplam 58 milletvekili kazanarak ikinci olmuştu.  Devrime yol açan, 2 Kasım 2003 seçim sonuçları iptal edilmemiş olsaydı, söz konusu parti 39 milletvekili ile ikinci sırada yer almış olacaktı. Tiflis’te önemli konum edinen Demokratik Uyanış Birliği Acaristan’ın siyasî hayatına neredeyse mutlak hâkimdi.

Geçen süre zarfında Aslan Abaşidze yönetimi idarî, parasal ve siyasî açıdan güçlenmenin yanında, askerî açıdan da güçlenmişti. Abaşidze yönetiminin askerî gücü iki kategoride ele alınabilir: Birincisi, Acaristan’da konuşlandırılmış 12. Rus askerî üssü, diğeri ise bizzat Abaşidze’ye bağlı silahlı birliklerdi. Tiflis’in aksine, Rusya Federasyonu ile iyi ilişkileri olan  Abaşidze yönetiminin merkezî hükümete karşı iktidarını Batum’da bulunan Rus üssüne dayanarak sağladığı iddia edilmekteydi. Tiflis’le Batum arasındaki ilişkilerin gerginleştiği dönemlerde Batum sokaklarında Rus askerî araçlarının gösterilerine tanık olunmuştu.  Abaşidzedze’ye bağlı silahlı birlikler de iki kategoride ele alınabilir. Birincisi, sayıları yaklaşık olarak 1500 civarında olduğu iddia edilen paralı muhafızlardı. İkincisi ise, Gürcistan Silahlı Kuvvetleri’ne şeklen bağlı, fakat Abaşidze’nin denetimi altında olan silahlı birliklerdi. Acaristan yurttaşı gençler askerlik hizmetlerini, Gürcistan’ın diğer bölgelerine gitmeyerek, Acaristan’daki bu birliklerde gerçekleştirmekteydiler. Abaşidze’nin söz konusu birlikler üzerindeki denetimi, 2 Kasım seçimlerinden sonra Tiflis’te kargaşanın devam ettiği günlerde Acaristan Anayasası’nda yapılan değişiklikle hukukileştirilmeye çalışılmıştı. Söz konusu değişiklikle, Aslan Abaşidze Acaristan’daki silahlı birliklerin baş komutanı ilan edilmişti.

Böylece, zaman içerisinde merkezî yönetimle özerk kurum arasındaki güç durumu Acaristan’ın lehine değişince, özerk yapı ile merkez arasındaki ilişkileri düzenleyen mevzuat uygulanırlığını kaybetmişti. Acaristan yönetimi, kendi faaliyetlerini, kabul etmiş olduğu Anayasa ve yasalarla düzenlemişti. Söz konusu hukuk metinleri, çoğu zaman Gürcistan Anayasa ve yasaları ile çelişmekteydi. Örneğin, Nisan 2000’de Gürcistan Adalet Bakanlığı’nın hazırlamış olduğu raporda özerk cumhuriyet Anayasası’nın Gürcistan Anayasası’nın 18 maddesiyle çeliştiği ortaya konulmuştu. Rapora göre Acaristan Yüksek Konsey Başkanı, Gürcistan Devlet Başkanı’nın, parlamentosunun, Cumhuriyet Baş Savcısı’nın, savunma ve malîye bakanlıklarının ve diğer merkezî kurumların işlevine müdahele eden hak ve yetkilerle donatılmıştı. 

Sonuç olarak, Abaşidze yönetimi Acaristan’da siyasî ve idarî açıdan muktedir olmanın yanında, Demokratik Uyanış Birliği partisi aracılığıyla Gürcistan parlamentosunda önemli siyasî desteğe, ticaret yollarının kesişme noktasında bulunmanın vermiş olduğu ekonomik güce ulaşmıştı. Rusya Federasyonu ile iyi ilişkileri sebebiyle, Batum’da bulunan Rus askerî üssü ve kendisine bağlı silahlı birlikler aracılığıyla da askerî bir güç edinmişti. Bütün bunların sonucunda, Abaşidze yönetimi bir takım biçimsel bağlılıkların dışında, fiilen Gürcistan merkezî yönetiminden bağımsız bir yapı olarak ortaya çıkmıştı.

Bütün bu süreç boyunca Batum’la Tiflis arasındaki ilişkiler gergin olmakla birlikte, merkezî yönetim, sorunun çözümünü zamana yayarak, özellikle Abaşidze sonrası dönemi hedefleyerek çözmeyi düşünmüştü. Zaten mevcut olan Abhazya ve Güney Osetya sorunlarına bir yenisini eklemekten kaçınmıştı. Ayrıca,  Batum’daki Rus askerî üssü ve Abaşidze’nin Rusya Federasyonu ile olan sıcak ilişkileri de merkezî yönetimi Acaristan konusunda sınırlamıştı.

Saakaşvili’yi Başarıya Götüren Faktörler

Kasım devrimi Acaristan sorunu açısından bir dönüm noktası olmuştur. 2 Kasım 2003 seçim sürecinde dönemin devlet başkanı Eduard Şevardnadze, muhalefete karşı Aslan Abaşidze ile işbirliğine gitmiştir. Yüksek Seçim Kurulu tarafından ilan edilen sonuçlara göre, Abaşidze’nin Demokratik Uyanış Birliği partisi, Şevardnadze’nin Gürcistan Yurttaşlar Birliği partisinden sonra ikinci sırada gelmiştir. Aynı zamanda Demokratik Uyanış Birliği, seçim sonuçlarına göre oluşan tabloda, meclis çoğunluğunu sağlayamayan Gürcistan Yurttaşlar Birliği’nin işbirliği yapabileceği başlıca parti olarak öne çıkmaktaydı. Bu da Şevardnadze iktidarının, parlamento çalışmalarında Abaşidze’ye adeta mahkum hâle geleceği demekti. Bu yüzden de Aslan Abaşidze, muhalefetin, seçimlerin hileli ve şaibeli olduğunu iddia ederek başlatmış olduğu gösterilerine sert çıkmış, hatta taraftarları Şevardnadze’yi desteklemek üzere, Tiflis’te muhalefetin gösterilerine karşıt gösteriler düzenlemişlerdir. Ayrıca, Abaşidze’nin kendine bağlı silahlı birlikleri muhalefeti bastırmak üzere Şevardnadze’nin emrine verdiği ileri sürülmektedir.

Muhalefetin gösterileri başarıyla sonuçlanıp, Şevardnadze istifa edince, Aslan Abaşidze yeni yönetimi tanımadığını ve Tiflis yönetimi ile tüm ilişkilerini kestiğini açıklamıştır. Acaristan’da olağanüstü hal ilan eden Abaşidze, ülkede yapılacak başkanlık ve genel seçimleri de boykot edeceğini duyurmuştur. Bu karar Aslan Abaşidze’nin ve partisinin söz konusu seçimlere katılmayacağından çok daha fazlasını, Acaristan’da seçimlerin yapılmayacağını ihtiva etmekteydi. Böylece, Acaristan sorunu devrim sonrası yeni yönetim için ilk başağrısı olarak ortaya çıkmıştır.

Fakat, Kasım devrimi ve sonrasında Abaşidze’nin tutumu Acaristan sorununun çözümü açısından bir birine bağlı dört faktörü ortaya çıkarmıştır. Bunlar, Acara halkının tutumundaki değişme, Abaşidze karşıtı organize muhalefetin doğuşu, Saakaşvili’nin karizması ve ABD’nin yeni yönetime desteğidir. Kasım devrimine kadar Abaşidze yönetiminin arkasında önemli bir halk desteği bulunmaktaydı. Acara halkı kendisini Gürcistan’dan ayrı düşünmediğinden, sık sık Gürcistan’ın toprak bütünlüğüne bağlılığını vurgulayan Abaşidze yönetiminin fiilî bağımsız durumunu yadırgamamaktaydı. Özerk cumhuriyete daha fazla yetki verilmesinin ayrılıkçılığa götürmeyeceği kanaati Acara halkında hakimdi. Dahası, merkezî yönetimle özerk yönetim arasındaki sorunlar, daha çok vergilerin merkeze gönderilmemesi olarak bilindiğinden Acara halkı tarafından rağbet bile görüyordu. Çünkü, Gürcistan’ın diğer bölgelerinde kamu çalışanları maaşlarını aylarca alamazken Acaristan’da böyle bir sorun yaşanmamaktaydı ve halk Tiflis’e gönderilmeyen vergilerin Acaristan’da değerlendirildiğini düşünmekteydi. Kasım devrimi sonrası Abaşidze’nin Tiflis’le ilişkilerini kestiğini ve devlet başkanlığı seçimlerinin Acaristan’da yapılmayacağını ilan etmesi Acara halkınca, özellikle Acaristan’daki aydın çevrelerce hoş karşılanmadı. Gelişmelerin, Abaşidze yönetiminin bütün aksi yöndeki açıklamalarına rağmen, Acaristan’ın Gürcistan’dan kopması yönünde ilerlediği açıktı.

Kasım devrimi sonrası ortaya çıkan ikinci faktör ise, 1990’ların başından şimdiye kadar Acaristan’da gözlemlenemeyen bir Abaşidze karşıtı organize muhalefetin doğmasıdır. Bu faktörün birinciden bağımsız olarak ele alınmasının sebebi, tek başına Acara halkındaki tutum değişikliğinden beslenmemiş olmasıdır. Daha önce de Acaristan’da Abaşidze’ye muhalif kişiler vardı. Fakat bunlar büyük ölçüde organize değildi ve dahası Tiflis merkezî hükümeti tarafından yeterince desteklenmemekteydi. Kasım devriminden sonra, Tiflis’in, Abaşidze karşıtı muhalefeti eskiden olduğu gibi savunmasız bırakmayacağının, dahası destekleyeceğinin anlaşılması muhalefetin genişlemesine ve örgütlenmesine yol açmıştır. “Bizim Acara”, Tiflis’teki devrimde ismi ünlenen “Yeter” (Kmara), 27 Ocak 2004 tarihinde Tiflis’te iktidara yakınlığı ile bilinen Eduard Surmanadze başkanlığında kurulan “Demokratik Acaristan” gibi örgütler buna örnek gösterilebilir. Daha sonra, bu örgütlerin de aralarında bulunduğu 20 siyasî parti ve sivil toplum örgütü Abaşidze karşıtı “Bizim Acara” ittifakında bir araya gelmiştir. Doğal olarak, Acara halkındaki ve özellikle aydınlarındaki tutum değişikliği de muhalefeti beslemiş ve güçlendirmiştir.

Kasım devrimi sonrası Acaristan sorunu açısından ortaya çıkan üçüncü faktör ise Saakaşvili’nin kişisel karizmasıdır. Kasım devrimi öncesi, Şevardnadze yönetimi ile Abaşidze yönetimi arasında yönetim tarzı, yolsuzluklar ve rüşvet düzeni açısından pek bir fark göremeyen Acara halkının Abaşidze’ye karşı çıkmasını gerektirecek bir durum yoktu. İktidara yeni gelen Saakaşvili’nin Gürcistan’ın diğer bölgelerinde yürüttüğü yolsuzluk ve rüşvetle mücadele Acara halkının bu tür adımlar için özlem duymasına yol açtı. Saakaşvili’nin kişisel etkisi açısından bir diğer örnek yemin töreninin Batum’dan başlatılması gösterilebilir. Saakaşvili, devlet başkanlığı yemin törenini Acaristan’dan başlatarak, gitmiş olduğu Batum’da başkomutan olarak bölgede bulunan Gürcistan Silahlı Kuvvetlerinin geçit törenini izlemiştir. Bu, aynı zamanda Kasım’daki kargaşa sırasında, Acaristan Anayasa’sını değiştirerek kendisini Acaristan Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı olarak ilan eden Abaşidze’ye, kendi konumunu kabul ettirme girişimiydi. Saakaşvili’nin bu adımı Abaşidze karşıtlarını ruhlandırmıştır.

Dördüncü faktör ise, ABD’nin yeni yönetime verdiği açık destekti. Kasım devrimin diğer eski SSCB cumhuriyetlerinde öykünmelere yol açabilmesi için yeni yönetimin başarılı olmasının gerekliliği ABD’nin Kasım devrimindeki rolünün mantıksal sonucudur. Nitekim, başından itibaren ABD Acaristan sorunun çözümü için aktif rol oynamış ve bir taraftan Abaşidze üzerinde baskı oluştururken diğer taraftan da Rusya Federasyonu’nun tarafsızlığını sağlamak için Moskova ile doğrudan görüşmelerde bulunmuştur. Örneğin, 4 Ocak 2004’te yapılacak Gürcistan devlet başkanlığı seçimlerinin Acaristan’da da yapılması için ABD’nin Tiflis büyükelçisi sadece Aralık 2003’de üç defa Batum’u ziyaret etmiş ve sonunda Abaşidze seçkilerin yapılmasına izin verirken ABD’nin baskısını açıkça itiraf etmiştir.

Saakaşvili yönetimi, Acaristan sorunu konusunda eski yönetimden farklı olarak daha sert tutum sergileyeceğini başından itibaren ortaya koymuştur. Zaten, Saakaşvili, Başbakan Zurab Jvaniya ve Parlamento Başkanı Nino Burcanadze, Şevardnadze’nin ekibinden ayrılmadan önceleri de Acaristan konusundaki sert tutumları ile bilinmekte ve Abaşidze ile sürekli sorunlar yaşamaktaydılar. Dolayısıyla, yeni yönetim, devrim sonrası Gürcistan genelinde yakalamış olduğu olumlu havayla Acaristan’daki gelişmelerden de yararlanarak, bölgeyi kontrol altına almayı hedeflemekteydi. Acaristan sorunun çözümü için yeni yönetimin önünde iki yol mevcuttu. Birincisi, Kasım’da Tiflis’te yapılanın bir benzerinin Batum’da yapılması, ikincisi ise askeri müdahale idi. Rusya Federasyonu’nun tutumu askeri müdahale seçeneğini geri plana itmekteydi. Bu sebeple de ağırlık halk ayaklanması seçeneğine kaymıştı. Zaten Kasım devrimi de yukarıda anlatılan faktörlerin etkisiyle halk ayaklanması için iyi bir zemin yaratmıştı. Saakaşvili bütün bunları başarılı bir biçimde bir araya getirerek, Abaşidze’nin giderek sertleşen ve yeni yönetimin üzerine gelmesine yol açan hatalarından da yararlanarak Abaşidze sorununu çözmeyi başarmıştır.

Acaristan Sorunun Çözümünün Olası Etkileri

Üzerinde durulması gereken başlıca noktalardan birisi de sorunun çözümünün olası etkileridir. Öncelikle, Saakaşvili yönetiminin zaten yüksek olan popülaritesini iyice arttırdığı kuşkusuzdur. Bu da bundan sonraki dönemde yönetimin yapmayı planladığı reformlar konusunda daha cesur adımlar atmasını sağlayacaktır. Muhtemelen, Saakaşvili önümüzdeki dönemde büyük ölçüde iç politikaya yoğunlaşarak, rüşvet ve yolsuzluk konularının üzerine gidecektir. Abhazya ve Güney Osetya sorunları nitelik olarak farklı ve uluslararasılaşmış sorunlar olduğundan aynı taktiği buralarda uygulamak imkansızdır. Dolayısıyla da Abhazya ve Güney Osetya sorunlarının üzerine hemen gidileceği ve başarı elde edileceği düşünülmemelidir.

İkinci olarak Acaristan sorununun çözülmüş olmasının Batum’daki Rus üssünün kapatılması sürecini olumlu etkileyeceği düşünülebilir. Bugüne kadarki müzakerelerde Rusya Abaşidze yönetiminin üssün kapatılmasını istemediğini ileri sürerek, bu argümanı bir pazarlık unsuru olarak kullanmaktaydı. Sorunun merkezi yönetimin lehine çözülmüş olması Rusya’nın bu argümanını ortadan kaldırmıştır. Gürcistan’daki Rus üslerinden sadece, merkezin kontrol ettiği bölgede bulunan Vaziani üssünün kapatılmış olmasını göz önünde bulundurursak Rusya’nın merkezi yönetimin tamamen kontrol ettiği bir bölgedeki üssü tutmakta daha fazla direnmeyeceği düşünülebilir. Gerginliğin sürdüğü günlerde Abaşidze karşıtı göstericilerin Batum üssü çevresinde toplanarak üs aleyhine gösteri yapmalarından da göründüğü gibi merkezi yönetimin iradesi hilafına bu üssü tutmaya devam etmek risklidir. Dolayısıyla, sorunun çözülmüş olmasının Rus üssünün kapatılması sürecini olumlu etkileyeceği ileri sürülebilir.

Acaristan sorununun Cavaheti’deki ayrılıkçı talepler üzerinde de etkili olacağı tahmin edilebilir. Her şeyden önce, Acaristan’ı kontrol altına aldıktan sonra merkezi yönetimin Cavaheti’deki fiili bağımsız yapının sürmesine olanak tanımayacağı ve burayı da kontrol altına almak için harekete geçeceği düşünülebilir. Ayrıca, Ermenistan’ın Tiflis’e bağımlılığını göz önünde bulunduran bölge Ermenileri, Acaristan’ın merkezi yönetimin kontrolü altına girmesinden sonra özerklik taleplerinden bir süreliğine de olsa geri adım atabilirler.

Acaristan sorununun çözümü aynı zamanda bölge devletleri açısından da ele alınabilir. Kuşkusuz ki, Acaristan sorunun bu düzeye gelmesinde en önemli rolü Rusya Federasyonu oynamıştı. Batum’da bulunan Rus üssü Abaşidze’nin önemli güvencelerinden birini oluşturmaktaydı. Fakat, bilindiği gibi Abaşidze’nin istifa ederek Rusya’ya kaçmasında da Rusya Federasyonu Ulusal Güvenlik Sekreteri İgor İvanov başlıca rolü oynamıştır. Bu durumda yanıtlanması gereken soru Rus dış politikasında bir değişimden bahsedilebilir mi, yoksa zorunluluk karşısında geri atılmış adım mı? Alında Acaristan sorunu ile birlikte Rus basınında, özellikle Rus liberal çevrelerinde Rusya’nın bölgeye yönelik politikasının değişmesine ilişkin talepler yoğun bir biçimde yer almıştır. RF’nin bugüne kadarki Kafkasya politikası gerginlikleri tırmandırarak, ülkelerde kendine bağlı “cepler” oluşturarak etkinliğini sürdürmek üzerine kurulmuştu. Bununla niyet, Batılı sermayelerin ve ülkelerin bu bölgeye girmesini engellemekti. Fakat, gelinen noktada bunun başarılı olmadığı ortadadır. Ayrıca, Batılı devletlerin bu bölgeye girmesi ve nüfuz edinmesi engellenmediği gibi ayrılıkçılığa verdiği destek Gürcü ve Azerbaycan halkında Rus nefretine yol açmıştır. Rus liberal çevreleri artık, Rusya’nın asli cumhuriyetleri yanlarına çekmesi ve ekonomik, kültürel ilişkileri geliştirmesi gerektiğini belirtiyorlardı. Rus yönetiminin Acaristan konusundaki girişimi bu bağlamda değerlendirilebilir mi?  Bir tek örnekten yola çıkarak böyle bir iddia doğru olmayabilir. Bahsedilen taleplerin Rus yönetimine ne kadar yansıdığını kestirmek güçtür.

Kanımca, RF’nin Acaristan sorunundaki adımları zorunluluktan kaynaklanmaktadır. Acaristan gibi küçük bir bölgede 10 binin üzerinde göstericinin birkaç gün devam eden protestolarına daha fazla dayanılamayacağının farkında olduğu için Rusya geri adım atmıştır. Zaten, öte yandan da ABD’nin Rusya’yı ikna etmek için yoğun girişimleri göz ardı edilmemelidir.

Var olma sebebiyle çelişen özerklik

Son yaşanan gerginlikle ilgili olmamakla birlikte, Acaristan sorunu konusunda üzerinde durulması gereken önemli hususlardan birisi Acara Müslümanlarının durumudur. Abaşidze’nin despot iktidarı, aynı zamanda Acaristan’ın özerkliğinin kendi var olma sebebiyle de çelişir hale gelmesine yol açmıştır. Acara’nın nüfusunun büyük çoğunluğu Gürcüdür. Fakat bölgenin uzun süre Osmanlı İmparatorluğunun egemenliğinde kalmış olmasının sonucu olarak Gürcü nüfus İslamiyet’i benimsemiştir. Bu özelliği sebebiyle 1921 yılında yapılan Kars Antlaşmasıyla Acara’ya özerklik öngörülmüş ve Türkiye’ye bu özerkliğin ve Acara sınırlarının değiştirilmezliğinin garantörlüğü hakkı doğmuştur.

Müslüman nüfusun dinî inançlarının gereğini yerine getirebilmesi amacıyla bölgeye verilmiş olan özerklik, Abaşidze yönetiminin uygulamalarıyla bu amaçla çelişir bir nitelik kazanmıştı. Müslüman aileden gelmiş olmasına bakmayarak Hristiyanlığı seçmiş Aslan Abaşidze, bölgedeki yoğun misyonerlik faaliyetlerini himaye etmekte, Batum’daki caminin minaresinden ezan okunmasını yasaklamakta (Abaşidze’nin kaçmasıyla birlikte, 12 yıl aradan sonra ilk kez Batum Camii’nde 7 Mayıs 2004 Cuma günü ezan hoparlörlerle okunmuştur), Müslümanların İslam dünyasındaki yaygın isimleri almalarına imkan tanımamaktaydı. İşte böylece özerk yapı kendi var olma sebebiyle çelişkiye düşmüş, özerk olmanın niteliği değişmişti. Hukukî olarak özerk olması Kars Antlaşmasına ve Müslüman nüfusun kendi kültürel varlığını sürdürmesine dayanırken, fiilî olarak özerk olması özerk yönetimin başında bulunan yöneticilerin merkezî yönetime muhalif olmasına dayanır hale gelmişti.

Abaşidze’nin görevden çekilmesiyle birlikte, Acaristan’la ilgili yeni düzenlemeler yapılmaktadır. Burada hassas olan iki nokta vardır. Birincisi Acaristan’ın özerkliğinin sürdürülmesi, ikincisi ise bu özerkliğin amacına uygun bir biçimde düzenlenmesidir. Önemli muhalefet partilerinden İşçi Partisi ve Sanayiciler-Yeni Sağlar Bloku’nun karşı çıkmasına rağmen Saakaşvili yönetimi Kars Antlaşmasına bağlı kalarak Acaristan’ın özerk statüsünün devamına karar vermiştir. Bu çerçevede Özerk Cumhuriyetle merkez arasındaki yetki paylaşımını düzenleyen yasa tasarısı parlamentoya sunulmuş, Acaristan Özerk Cumhuriyeti Anayasasının hazırlıklarına başlanılmış ve Özerk Cumhuriyet parlamentosu için 20 Haziran 2004’te seçim yapılmasına karar verilmiştir.

Acaristan’ın geleceği açısından önemli olan ikinci nokta, yeni Özerk Cumhuriyet Anayasasının hazırlanmasında özerkliğin her hangi bir özerklik olmadığının, özerkliğin bölgedeki Müslüman azınlığın kültürel varlığını koruması amacıyla verildiğinin göz önünde bulundurulmasıdır. Dolayısıyla, Anayasada Müslüman azınlığın kültürel varlığını sürdürmesini sağlayacak pozitif düzenlemelerin yer alması gerekmektedir. Aksi halda Acaristan’a tanınan özerklik sıradan bir bölgesel özerklik olacaktır. Nitekim daha önceleri de özerkliğin var olmasına rağmen yüzyılın başında Acaraistan’da Müslümanlar başat konumdayken, bölgede Müslümanların oranı yüzde 47’ye gerilemiştir.

Türkiye üzerine etkileri

Acaristan Özerk Cumhuriyeti ile Gürcistan merkezî yönetimi arasındaki ilişki bölge ülkelerini de yakından ilgilendirmekteydi. Acaristan coğrafî konumu, sahip olduğu ulaşım ağları itibarıyla bölge ülkeleri açısından oldukça önemlidir. Acaristan, Türkiye’nin Avrasya’ya açılan kapısıdır. 1989 yılında açılan Sarp sınır kapısı Azerbaycan ve Gürcistan’la ticaretin başlıca güzergahını oluşturmaktadır. Özerk yönetimle merkezî yönetim arasındaki gerginlik ve özerk yönetimin fiilî olarak bağımsız hareket etmesi Türkiye’nin bölgeye yönelik dış politika öncelikleri ile çelişmekteydi. Acaristan’ın merkezî yönetimden kopması, Cavaheti bölgesindeki Ermeniler arasında ayrılıkçı eğilimleri ateşleme ve dolayısıyla Türkiye’nin Gürcistan’la kara bağlantısının yalnız Acaristan ve Cavaheti üzerinden sağlanabildiğini göz önünde tutarsak, Türkiye’nin Kafkasya ve devamında da Türkistan’la güvenli kara bağlantısının kesilmesi, Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı (BTC) gibi projelerin ortadan kalkmasına yönelik risk taşımaktaydı. Acaristan sorunun çözülmüş olmasıyla bu risk ortadan kalkmıştır.

Acaristan sorununun Türkiye ile ilişkisi bağlamında üzerinde durulması gereken temel konulardan birisi de Türkiye’nin Kars Antlaşmasından doğan garantörlük hakkıdır. Kars Antlaşması’nın 6. Md’e göre Türkiye, bölgedeki Müslümanların kültürel varlığını koruması için bölgeye özerklik verilmesi şartıyla bölge üzerindeki egemenlik haklarını Gürcistan Cumhuriyeti’ne devreder. Bu hükmün doğal sonucu olarak Türkiye’ye Acaristan’ın özerkliğinin ve sınırlarının değiştirilmezliğinin  garantörlüğü hakkı doğmaktadır. Son dönemlerde Tiflis’le Batum arasında yaşanan gerginlik, Acaristan’ın özerkliğine ve sınırlarının değiştirilmesine yönelik olmadığından, Türkiye’nin garantörlük hakkını kullanmasını gerektirecek gelişme değildi. Bu, tamamen merkezî yönetimin fiilen bağımsız bölge üzerinde yeniden kontrolü sağlama girişimiydi. Bu da Türkiye’nin çıkarlarıyla örtüşmesi dolayısıyla, Türkiye tarafından desteklenmiştir.



http://www.turksam.org/tr/a95.html
Arkadaşına Gönder 1880 kez okundu Yazdır
Paylaş: Google Yahoo FaceBook Mixx
Digg StumbleUpon Del.icio.us reddit Twitter
 
Yorumlar
   Başlık : 
  Yorum : 
(Yorum larınızı yaparken '<' ve '>' işaretlerini kesinlikle kullanamazsınız.) 

* Yorum yapabilmeniz için 'Üye Girişi' yapmanız gerekmektedir.

  
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Sitede Ençok Okunanlar
Osmanlı Devletinde Ermeni Sorunu Ve Avrupa Devletlerinin Ermeni Politikaları
51397 kez okundu.
Türklerde Yeni Yıl: Nevruz Bayramı ve Törenleri
36741 kez okundu.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi Yetmiş Yaşında
19831 kez okundu.
İran’ın Nükleer Çabaları: Hedefler, Tartışmalar ve Sonuçlar
18401 kez okundu.
Türklere Karşı Yapılan Soykırımlar ve Hocalı Soykırımı
16951 kez okundu.
Sitede Ençok Yorumlananlar
Atatürk’ün Türk Dünyasına Bakışı!
10 defa yorumlandı.
PKK Terör Örgütü’nün Dağdan İnmesi ve Karşılanmasındaki Sorunlu Süreç
6 defa yorumlandı.
Ermenistan ile İmzalanan Protokoller ve Bundan Sonraki Riskli Sürecin Analizi
5 defa yorumlandı.
Türklere Karşı Yapılan Soykırımlar ve Hocalı Soykırımı
4 defa yorumlandı.
Türk-İsrail İlişkileri Kopma Noktasında
4 defa yorumlandı.
Copyright © 2004 - 2012 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır.
Şu an sitemizde gezinen 1345 ziyaretçi, 0 üyemiz bulunmaktadır.
Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)
En iyi 1024x768 görüntülenir.