Üye Girişi | Yeni Üyelik
   13 Mart 2010 Cumartesi
Ortadoğu ve Afrika
Rusya – Ukrayna
Kafkasya
Türkistan
Asya – Pasifik
Güney Asya
Türkiye
Balkanlar
Avrupa Birliği
Amerika
Kıbrıs
Jeopolitik ve Strateji
Silahsızlanma Çalışmaları
Uluslararası Hukuk
Çok Taraflı İkili İlişkiler
Bilgi Yönetimi
Bilim ve Teknoloji Araştırmaları
Proje ve Kalkınma Yardımları
Medya
Uluslararası Örgütler
Hakkımızda
Başkan
Yönetim Kurulu
Danışma Kurulu
Bilim Kurulu
Kadromuz
Temsilcilerimiz
TÜRKSAM'da Staj
Bağlantılar
E-Kitap
TÜRKSAM
Adres : Oğuzlar Mahallesi, Barış Manço Cad. 1388. Sok (eski 32. Sok), No: 52
Balgat / ANKARA

T :  0090. 312. 285 31 00 - T: 0090. 312. 285 00 66
F : 0090. 312. 285 00 71
Rusya’nın Ermenistan Politikası: Tek Boyutlu Siyasetten Çok Boyutlu Siyasete Doğru
18 Şubat 2006 Ermenistan [10] [12] [14] [16]
 Dr. Ömer KOCAMAN
Dr. Ömer KOCAMAN


Hakkında - Arşivi

27 Kasım 2005 tarihinde Ermenistan’da gerçekleştirilen Anayasa referandumu ile getirilen yeni düzenlemeler Rusya-Ermenistan ilişkilerinin politik boyutunu ciddi bir şekilde derinleştirmiştir. Zira, artık yeni anayasa ile getirilen düzenlemelere göre “diaspora” Ermenileri çifte vatandaşlık hakkını elde etmiş, böylece önümüzdeki dönemde Ermenistan’da yapılacak seçimlerde seçme ve seçilme hakkını elde etmiştir.  Rusya’da yaşamakta olan yaklaşık 2 milyon Ermeni vatandaşını ve bunların  Rusya ile olan sıcak ilişkilerini göz önüne aldığımız zaman önümüzdeki dönemde  Moskova’nın Ermenistan’daki seçimlere dolaylı olarak etki edebileceğini söylemek imkan dahilindedir. Rusya-Ermenistan ilişkilerinizdeki bu yeni boyut bizleri Rusya’nın Güney Kafkasya ve Ermenistan’a yönelik politikalarını tekrar gözden geçirmeye itmektedir.

Soğuk Savaş sonrası dönemde Rusya Ermenistan ilişkilerinde siyasi ve askeri boyut büyük yer tutmuş olup, bu iki alanda her iki ülke ilişkilerini en üst düzeye çıkarmıştır. Rusya ile Ermenistan arasında stratejik ittifak niteliği kazanan ikili ilişkiler her iki ülkenin bölgesel politikalarına ciddi bir şekilde yön vermiştir. 2000’li yıllarda Rusya-Ermenistan ilişkileri Rusya devlet başkanı V. Putin döneminde  derinleşmesini sürdürerek, askeri ve siyasi boyutun yanı sıra ikili ekonomik boyutta da ciddi ilerlemeler kaydetmiştir. Moskova-Erivan ilişkilerinin ekonomik boyutundaki ilerleme ve derinleşmeler bizleri Rusya-Ermenistan ilişkilerini tekrar analiz etmeye zorlamaktadır. Zira bu yeni durum Rusya’nın genelde Güney Kafkasya’ya özelde ise Ermenistan’a yönelik temel stratejisi çerçevesindeki yeni gelişmeleri yani bir başka ifade ile Kremlin’in Güney Kafkasya santraç tahtasındaki yeni politik karakterli hamlelerini veya taktiksel manevralarını anlamak açısından önem arz etmektedir.

Rusya’nın Güney Kafkasya’ya ve Erivan’a olan politikalarındaki yeni gelişmeleri ve arkasındaki sebepleri anlamak için genelde SSCB’nin dağılması sonrasından günümüze Güney Kafkasya ile ilgili Rus dış politikasında meydana gelen  trendleri, özelde Rusya-Ermenistan ilişkilerinin temel seyri  ortaya koymak, “soğuk savaş” sonrası dönemde Rusya’nın Türkiye’yi algılamasında meydana gelen değişiklikleri görmek, son dönemde Gürcistan ve Ukrayna’da meydana politik değişimleri ve sonrasında eski Sovyet coğrafyasına yönelik Rus dış politikasının nasıl olması konusunda Moskova’da ortaya çıkan tartışmaları irdelemek önem ifade eder. Ayrıca, Rusya’nın Güney Kafkasya’ya olan temel stratejisi çerçevesinde meydana gelen taktiksel değişiklikler ve dalgalanmalar da önemlidir.

Rus Dış Siyaseti’nin Güney Kafkasya Boyutu:1990’lı Yıllar

 

SSCB’nin dağılması sonrasında Rus dış siyasetinin Güney Kafkasya boyutu Moskova’daki iç siyasi gelişmelerle doğrudan ilişki içerisinde olmuştur. 1990’lı yılların başındaki Batı yanlısı yönetim Orta Asya ve Güney Kafkasya devletlerini politik ve ekonomik değişimin önünde bir engel olarak değerlendirerek, bölge devletleri ve sorunlarıyla yakından ilgilenmemiştir.[1] 1992 yılında Rusya da iş başında olan “Batı yanlısı hükümet” Batılı ülkeler ve kurumlarla olan ilişkilere önem vermiştir. İç politikada ise, piyasa ekonomisine geçiş sürecine ve ekonomik reformların başarısına öncelik verilmiştir.

 

  Ekonomik reformların başarısızlığı sonucunda güçlenmeye başlayan milliyetçi, komünist ve merkezci akımlar Rus dış siyasetinde  dağılan eski Sovyet coğrafyasının temel öncelikli konu haline gelmesini sağlamışlardır.  Bu yeni dönemde Rusya Güney Kafkasya devletlerini kontrol altına alabilmek için eski emperyal reflekslerine geri dönmüştür.[2] Türkiye’nin bölgeye artan ilgisi ve  politikaları Rus uzmanlarca “Pan-Türkist” ve “yayılmacı” olarak kabul edilerek Moskova’da ciddi endişelere yol açmıştır.[3] Güney Kafkasya’yı kontrol altına almak isteyen Rusya ilk olarak,  Gürcistan’da ayrılıkçı Abhaz ve Osetlere askeri ve politik destek sağlamış ve Tiflis yönetimini BDT bünyesine dahil ederek kontrol altına almıştır. Azerbaycan ve Ermenistan arasında kanlı savaşa neden olan Yukarı Karabağ sorunu ile ilgili olarak Ermenistan’a ciddi askeri ve ekonomik yardımda bulunmuştur. Ermenistan bu askeri, ekonomik ve politik destek sayesinde yalnız Yukarı Karabağ’ı kontrol altına almakla kalmayıp Azerbaycan topraklarının % 20’sini de işgal etmiştir. 1994 yılında Rusya’nın girişimiyle bölgede ateşkes ilan edilmiş olmasına rağmen sorun hala nihai bir çözüme ulaşmış değildir. 1990’lı yılların ortasından bu yana gerek uluslararası düzeyde gerekse farklı düzlemlerde Yukarı Karabağ sorununa çözüm bulmak amacıyla başlatılan bütün girişimler sonuçsuz kalmıştır. Böyle bir sonuçta, Ermenistan yönetimi kadar Rusya da pay sahibidir.

 

Sovyetler Birliğinin Dağılması Sonrasında Rusya-Ermenistan İlişkileri’nin Temel Seyri

Sovyetler Birliğinin dağılma sürecinde (1998-1991) Rusya ve Ermenistan arasındaki ilişkiler Ermeni kamuoyundaki Rusya karşıtı oluşumlar nedeniyle gergin bir karaktere sahipti. Bu dönemde bir çok Ermeni aydın 1918-1920 yılları arasındaki Birinci Ermenistan Cumhuriyetini devrilmesinden ve Karabağ’ın Azerilere verilmesi gibi nedenlerle Rusya’yı ve dolayısıyla Rusları sorumlu tutmuşlardır. Rusları Ermenistan’ın bağımsızlığı önünde bir engel olarak görüp, Rus askeri üstlerine saldırı eylemleri gerçekleştirmişler ve ülkedeki Ruslara da baskı uygulamışlardır. Ermeniler bu dönemde Rus askeri üstlerinden elde ettikleri silahlarla Azerbaycan’a yönelik saldırılara başlamışlardır.

 

Sovyetler Birliğinin dağılması sonrasında, Ermenistan devlet başkanı Levon Ter-Petrosyan (1991-1998 ) döneminde Rusya-Ermenistan ilişkilerinin şekillenmesinde Dağlık Karabağ sorunu ciddi bir rol oynamıştır. 1990 yılında Ermenistan’ın egemenliğini ilan ettiği dönemde Rusya Dağlık Karabağ konusunda Azeri tarafını desteklemiş olmasına rağmen 1992 yılında iktidara gelen Azerbaycan Halk Cephesi’nin izlemiş olduğu Rusya karşıtı Türkiye yanlısı politikalar, Moskova’nın Ermenistan ile olan ilişkilerini yeniden gözden geçirmesine yol açmıştır. Ayrıca 1992 yılı ortalarında itibaren Rusya’da milliyetçi, komünist ve merkezci politik akımların yükselişe geçmesi Rus yönetimini Ermenistan yanlısı bir politika izlemeye sevk etmiştir. Dağlık Karabağ sorunun çözümünde Rusya’nın desteğine ihtiyaç duyan Ermenistan, Rusya’nın istediği şartlarda ikili ilişkileri her boyutta özellikle de askeri sahada ilerletmeye başlamıştır. Özellikle, Robert Koçaryan döneminde (1998- ) ise Ermenistan, Rusya ile olan ikili askeri, siyasi ve ekonomik ilişkileri  ciddi bir şekilde ilerletme gayreti içerisinde bulunmuştur.

 

Türkiye Faktörü

Başbakan Erdoğan’ın Ocak 2005 tarihinde gerçekleştirdiği Rusya ziyareti esnasında Rusya Devlet Başkanı V. Putin’in Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleştirilmesi konusunda Moskova’nın arabuluculuk yapabileceği yönündeki açıklamaları bir çok araştırmacıyı Rusya’nın genelde Güney Kafkasya’ya özelde Ermenistan’a yönelik temel yaklaşım ve politikalarında bir değişikliğe mi gidileceği sorusu ile karşı karşıya bırakmıştı.

 

Rusya’nın Ermenistan ile olan ilişkilerinin gelişiminde yukarıda da değinildiği üzere Türkiye’nin Güney Kafkasya ve Orta Asya’ya olan ilgisi önemli bir yer tutmuştur.Bilindiği üzere Sovyetler Birliğinin dağılması sonrasında Moskova Ankara’yı Güney Kafkasya’da Azerbaycan endeksli, tek taraflı ve taraflı bir dış politika izlemekle itham ediyordu. Yine hatırlanacağı üzere, 1990’lı yılların ilk yarısında Azerbaycan ile Ermenistan arasında Karabağ nedeniyle süren savaşta Moskova-Ankara ilişkileri hayli gergin bir seyir almıştı.

 

 Bu bakımdan Moskova’nın Türkiye-Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesine yönelik açıklamalarının hangi şartlarda geliştiğini dikkatli bir şekilde  değerlendirmek gerekir. Kanımca, Rusya’yı bu yönde bir açılıma iten temel neden Moskova’nın Ankara’yı algılamasında yaşanan değişikliklerdir.

Güney Kafkasya’daki sorunlar en çok Rusya ve Türkiye’yi ilgilendirmekte ve bu iki ülkenin iç dinamiklerini etkilemektedir. Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrasında Türkiye ve Rusya’nın Güney Kafkasya’daki çıkarları ve politikaları ciddi bir zıtlık içerisinde olmuştur. Güney Kafkasya Türkiye ile Rusya arasında var olan karşılıklı güvensizliğin en somut bir şekilde hissedildiği bölgelerden biri olmuştur. SSCB’nin dağılması sonrası bölgede ortaya çıkan gerek etnik kökenli gerekse politik, ekonomik ve stratejik konularda ve sorunlarda Türkiye ve Rusya karşı kamplarda bulunmuştur. Böyle bir durumda şüphesiz ki Rusya ve Türkiye arasında yüzyıllara dayanan rekabetin büyük etkisi olmuştur.[4]

Son on yılda Türkiye ve Rusya’nın Güney Kafkasya ile ilgili farklı ulusal çıkarlara sahip olmasında birbirine karşı olan algılama farklılıkları ciddi bir paya sahiptir. 2000’li yıllara kadar Rus yönetimleri Türkiye’yi ciddi bir bölgesel güç olarak değerlendirerek Ankara’nın Pan-Türkist ve yayılmacı bir politika izlediği konusunda ciddi kaygılara sahiptiler.[5] Bu nedenle Kremlin, Erivan ile olan ilişkilerine artan bir seyirde önem vermiş olup, ikili ilişkileri özellikle de siyasi ve askeri boyutlarda en üst düzeye çıkarmıştır. 

 

2000’li yılların başlarında, Türkiye’de meydana gelen politik ve ekonomik krizler Rusya’nın Türkiye algılamasında bazı değişikliklere gitmesine neden olmuştur. Rusya Türkiye’yi güçlü bölgesel bir devlet yerine ekonomik sorunları olan, komşularıyla problem ve anlaşmazlıklara sahip bir devlet olarak algılamaya başlamıştır. Bu dönemde Rusya Türkiye’yi gerek Orta Asya gerekse de Güney Kafkasya’da ciddi bir rakip olarak değil de yer yer rekabet edeceği yer yer ise işbirliği yapabileceği bir ülke olarak değerlendirmeye başlamıştır. [6]

 

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin döneminde Rus dış politikasının pragmatik bir seyir alması Moskova-Ankara ilişkilerinin yumuşamasında önemli rol oynayan diğer bir etmen olmuştur. Putin yönetiminde Rusya, Türkiye ile ilişkilere artan bir seyirde önem vermeye başlamıştır. Dönemin Rusya Dışişleri Bakanı Igor Ivanov’un Türk muhatabının davetlisi olarak 2001 yılında Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulunması iki ülke ilişkilerine yeni bir ivme kazandırmıştır. Ziyaret sırasında iki ülke arasındaki işbirliğinin Avrasya coğrafyasına taşınarak ilişkilere çok boyutlu bir nitelik kazandırılması hususunda mutabakat oluşmuştur. Bu mutabakat çerçevesinde 16 Kasım 2001 tarihinde iki ülke Dışişleri Bakanları tarafından New York’ta “Avrasya’da İşbirliği Eylem Planı” imzalanmıştır.[7] Avrasya’da İşbirliği Eylem planında,  Avrasya’daki diyalog ve işbirliğinin bu bölgedeki ihtilaflara barışçı, adil ve kalıcı siyasi çözümler getirilmesine olumlu katkıda bulunacağı inancı paylaşılmış olup, Türkiye ve Rusya’nın ikili ve çok-taraflı ekonomik ilişkilerini artırmak hususundaki istekleri dile getirilmiştir.

 

“Avrasya’da İşbirliği Eylem Planı” Türkiye ve Rusya arasında bölgesel işbirliğinin hukuki temellerini oluşturmasının yanı sıra taraflar arasında karşılıklı güvenin arttırılması açısından önemli bir aşamadır. Bu çerçevede, Rusya devlet başkanı V. Putin’in Türk-Ermeni ilişkilerinin normalleşmesine katkı yapabileceklerini ortaya koyması olağan bir gelişmedir. Zira Ankara-Moskova arasındaki karşılıklı güvenin oluşturulmasında Güney Kafkasya bölgesi hayati bir rol oynaması ikili ilişkileri her alanda geliştirmek isteyen tarafları bölgede işbirliğine itmektedir.

 

Rusya’yı Türkiye ile Avrasya coğrafyasında özellikle tarafların birbirine olan güvensizliklerinin en had safhada hissedildiği Güney Kafkasya’da bölgesel işbirliğine iten nedenlerden bir diğeri ise Erdoğan hükümetinin izlediği çok yönlü dış politika siyaseti ve AB ile olan ilişkilerde sağlanan mesafelerdir. Bu gelişmeler yalnız Türkiye’nin bölgesel bir güç olduğunu onaylamakla kalmayıp, Türkiye’ye komşuları nezdinde ciddi bir ağırlık ve saygınlık kazandırmıştır. Bu durum Türkiye-Rusya ilişkilerine ciddi bir ivme vermiştir. 2004 yılı itibariyle Rusya artık Türkiye’yi ciddi bir bölgesel güç olarak tekrar değerlendirmeye başlamış ve rekabet değil de işbirliği ekseninde ikili ilişkiler geliştirme yönünde tercihte bulunmuştur.[8] Gerek Rusya Devlet Başkanı V. Putin’in, gerekse de Türkiye Başbakanı R. Tayyip Erdoğan’ın karşılıklı gerçekleştirdiği ziyaretler bu sürecin önemli meyveleridir.

Devrimler

Son yıllarda Gürcistan’da ve Ukrayna’da meydana gelen politik gelişmeler ve “renkli devrimler” Rusya’yı, eski-Sovyet coğrafyasında yürüttüğü politikalarını ciddi bir şekilde gözden geçirmeye itmiştir. Gürcistan’da Batı yanlısı Saakaşvili yönetiminin iktidara gelmesi neticesinde, Rusya’nın bütün çabalarına rağmen Ukrayna’da “turuncu devrim” sonrası Moskova karşıtı Yushenko’nun iktidara gelmesi  sonucunda Rusya stratejik olarak iki önemli bölgede yenilgiye uğramıştır. Bu gelişmeler Moskova’da ciddi tartışmalara neden olmuş ve ülkedeki bir çok uzman Rus dış politikasının başarısızlığının arkasında yatan nedenler üzerinde ciddi bir şekilde düşünmeye başlamışlardır. Bu çerçevede, Güney Kafkasya’da Rusya’nın stratejik müttefiki olan Ermenistan’da Batı yanlısı güçlerin hızla güçlenmesi ise  Kremlin’nin  bu ülkeye yönelik politikalarını tekrar ele almasına yol açmıştır.

Ermenistan bugün ciddi bir iç politik karışıklık arifesindedir. Ermenistan iç siyasetinde mevcut yönetime karşı duyulan memnuniyetsizlik her geçen gün artmaktadır. “Uluslararası Krizler Grubu” yayınlamış olduğu Ermenistan raporunda ülkede her an iç karışıklık çıkabileceğini ortaya koymuştur. Rapora göre, Ermenistan halkı Karabağ kökenli Ermeni politikacıların Ermenistan iç siyaestindeki ağırlığından rahatsızlık duymaktadırlar. Hatırlanacağı üzere, R. Koçaryan 1997 yılında Ermenistan Milli Hareketi tarafından “Karabağ devlet başkanı” iken, Ermenistan başbakanı olmuştu. O günden bu yana, Ermenistan’ın önemli kurumlarına ve konumlarına Karabağ kökenli Ermenileri yerleştirmiştir. Örneğin, bugün Ermenistan Savunma Bakanlığı yapan Serj Sarkisyan, Koçaryan’ın halefi gözüyle bakılan Karabağ klanından gelen önemli figürlerden birisidir.[9]

2003 yılındaki devlet başkanlığı seçimlerini her ne kadar Karabağ kökenli R. Koçaryan kazanmış olsa da, hem Uluslararası gözlemci grubu hem de Ermenistan Anayasa mahkemesi seçimlerde usulsüzlük yapıldığını Mart 2003’de aldığı bir kararla onayladı. Ülkede 2004 yılı boyunca örgütlenen muhalif harekete karşı mevcut R. Koçaryan hükümeti sert tedbirler almaktadır. Ermenistan iç siyasetindeki tansiyon günden güne yükselmektedir. Zira 27 Kasım 2005 tarihinde yapılan Anayasa referandumu öncesi ve sonrasında yaşananlar Ermeni iç siyasetinde tansiyonun günden güne arttığına işaret etmektedir.[10]

Ermeni iç siyasetindeki sıkışma  bölgenin en önemli aktörleri Türkiye ve  Rusya’yı hem de Amerika ve AB’yi gibi bölge dışı global aktörleri yakından ilgilendirmekle kalmayıp tarafları gerek bölgeye gerekse de Ermenistan’a yönelik yeni siyasi tedbirlere ve açılımlara itmektedir. Sona ermekte olan 2005 finans yılında ABD’nin değişik kurumları Ermenistan’a yardım olarak toplam 84 milyon 400 bin Dolar tahsis etti. Bu paralardan 11 milyon 400 bin Dolar demokrasi alanındaki programlarda, 43 milyon 500 bin Dolar ekonomik ve sosyal programlarda ve 19 milyon 100 bin Dolar ise güvenliğin sağlanması çalışmalarında kullanılmak amacıyla verilmiştir. Rus uzmanlar, ABD’nin böylesine çok çeşitli amaçlar için verdiği mali yardımın hibe olduğunu resmen açıklamış olmasına rağmen, gerçekte bu yardımları belli amaçlarla yaptığını belirtiyorlar. Örneğin, Politika Fonu Başkanı Viyaceslav Nikonov, ABD’nin Azerbaycan ve Gürcistan’dan ziyade Ermenistan’ı tercih etmesinin nedenini, bu ülkede yakın gelecekte genel ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılacak olmasına bağlıyor. Nikonov, ABD tarafından Ermenistan’a tahsis edilen paraların, Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan’a muhalif, Amerikan yanlısı güçleri destekleme amaçlı olduğunu tahmin ediyor.[11]

Bu noktada, Ermenistan Bilimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsü Müdürü Nikolay Oganasyan’ın Rusya’nın Ermenistan politikasına  yönelik eleştirileri Ermenistan’da Rusya’ya karşı oluşmakta olan muhalefetin görüşlerini bilmek açısından oldukça içeriklidir. Ognesyan’a göre “Ermenistan uzun yıllardır ekonomik abluka altında bulunuyor ve bize yardım etmek için hiçbir ülke bir şey yapmıyor. Rusya da bu ablukanın kaldırılması için bazı resmi beyanlar dışında bir harekette bulunmuyor. Bu nedenle biz, Rus tarafının ablukanın kaldırılmasını gerçekten istediğinden şüphe duyuyoruz. Dolayısıyla Rusya, iki ülke arasındaki stratejik ortaklık kavramına bile zarar veriyor.”Ayrıca  Oganesyan, ABD’nin 2006 yılında Ermenistan’a tahsis edeceği 75 milyon Dolarlık yardımın Ermenistan’ın Rusya’ya olan borcu kadar olduğunu belirterek, Rusya’nın bu borç yükü karşılığında Ermenistan’daki beş büyük işletmenin kendilerine verilmesini istediğini, bugüne kadar Moskova’nın Ermenistan’ın ekonomik kalkınmasına ve işsizliğin ortadan kaldırılmasına yardımcı olacağını vaat etmesine rağmen bu vaatlerinden hiçbirini yerine getiremediğini dile getirdi.[12]

Rusya eski Sovyetler Birliği coğrafyasında bulunan ülkelerin isteklerine ve çıkarlarına cevap veremeyen bir dış politika izlediği sürece çok çetin problemlerle karşı karşıya kalacağı son dönemdeki gelişmelerle kendisi ispat etmiştir. Rusya’nın Ukrayna halkının tümüne değil de bir kısmının çıkarlarına yönelik bir tutum izlemesi Rusya’yı bir çıkmaza itmiştir. Bu politika sonrasında Rusya hem BDT ülkeleri nezdinde hem de dünya politikasında ciddi eleştirilere maruz kalmıştır.

Rusya Bilimler Akademisi profesörü Alla Alekseevna Yazkova’ya göre Rusya  eski Sovyet coğrafyası ülkelerinde ortaya çıkan muhalif hareketleri ve sebeplerini dikkate almadan geliştirdiği politikalar Rusya’yı çıkmaza itmiştir. Eski Sovyet coğrafyasında kişilere ve rejimlere endeksli Rus dış politikası iflas etmiştir. Yazkova göre, eğer Rusya Ermenistan’da sadece Koçaryan rejimine dayalı, Erivan halkının ihtiyaçlarını dikkate almayan bir dış politika izlemeye devam ederse, tıpkı Gürcistan ve Ukrayna’da olduğu gibi stratejik kayıplar vermeye devam edecektir. Bu yönde bir politika yalnız Rusya’yı bölgede değil dünya politikasında da ciddi eleştirilere maruz bırakacaktır.[13]

Moskova’nın Güney Kafkasya Siyasetinde Ekonominin Artan Ağırlığı ve Ermenistan

V. Putin yönetiminde Kremlin, Güney Kafkasya’ya yönelik politikalarında bazı değişimler başlatmıştır. Güney Kafkasya’daki varlığını sadece Ermenistan’da bulunan askeri varlığı ile sürdüremeyeceğini anlayan Rusya, bu nedenle özellikle Putin’in iktidara gelmesinden sonra ekonomik anlamda Güney Kafkasya ülkelerine ciddi bir hamle başlatmıştır. Askeri, siyasi ve stratejik gerilemeler yaşadığı bu yeni dönemde, Güney Kafkasya’da etkinliğini ekonomik enstrümanlar kullanarak tekrar kazanma yoluna girmiştir.[14]

2000’li yıllarda Moskova Güney Kafkasya devletlerindeki elektrik, gaz ile ilgili devlet şirketlerinin özelleştirme sürecine Rus firmalarının katılımını teşvik etmiş ve bu sayede bu ülkelerin iç politika dinamiklerine etki etmeyi amaçlamıştır. Örneğin, 17 Temmuz 2002’de Rusya ile Ermenistan arasında yapılan bir ticari anlaşmayla, Erivan Rusya’ya olan 101 milyon Dolar borcu karşılığında ülkenin büyük askeri tesisi olan Nairit, Mars, ve ülkede elektrik ihtiyacının % 40’ını  üreten Hrazdan hidroelektrik santrali başta olmak üzere beş büyük tesisini almaya karar vermiştir. 2003’te nükleer santrali INTER RAO EES vasıtasıyla RAO’nun yan şirketi EES Rossii’ye devredildi. Borçlarına karşılık beş şirketini RF’ye veren Ermenistan, bu kapsamda ülkenin bütün enerji üretim kapasitesinin %30’una tekabül eden Rasdan’ı da Rusya Federasyonu’na devretti.[15]  

Görüleceği üzere son yıllarda, Rusya Ermenistan ile olan ilişkilerinde ekonomi boyutuna artan bir önem vermeye başlamıştır. Ermenistan’a yönelik olarak, V. Putin Eylül 2001’de yaptığı ziyaret esnasında imzalamış olduğu “2010 Yılına Kadar Uzun Vadeli Ekonomik İşbirliği Anlaşması”na göre, RF-Ermenistan iktisadî ilişkileri 2001-2010 dönemini kapsayan uzun vadeli ekonomik işbirliği planına dayandırılmaya başlanmıştır.[16] 5 Kasım 2002’de Ermenistan’ın RF’ye borçlarının yeniden düzenlemesi ve Ermeni stratejik tesislerinin RF’ ye devrinden sonra 2004 yılında iki ülke arasındaki ulaşım ve nakliye konuları ise Rusya’nın Kavkaz ve Gürcistan’ın Poti limanları üzerinden yeniden düzenlendi. Söz konusu düzenleme  Ermenistan’ın Urallara ve Sibirya ile Uzak Doğu’ya mal sevkıyatını mümkün kılmıştır. Bankacılık sektöründe ise RF kökenli bankalar 2004 yılından bu yana Ermenistan’daki bankaları satın alarak Ermeni finans sektörüne ciddi bir sızma gerçekleştirmişlerdir.  Moskova merkezli büyük Rus bankaları şu anda Ermenistan’da toplam mevduatın %25’ine sahip olmuştur. Ermenistan’da faaliyet gösteren en büyük 20 banka arasında dokuz Rus menşeli banka vardır. 2004 yılında Rus Vneshtorgbank, Ermeni bankası Armsberbank’ı kontrolüne aldı. Aynı şekilde Ingosstrach de Ermeni sigorta şirketi Efes’in %75’ini aldı.[17]

Gerçekten de 1997 sonrasından günümüze kadar, Rusya’nın Ermenistan siyaseti R. Koçaryan’a endeksli bir seyir göstermiştir. Ermenistan, R. Koçaryan yönetimi altında Rusya ile ilişkilerini her alanda özellikle askeri alanda geliştirmeye devam etmiştir. Her ne kadar V. Putin döneminde Rusya Federasyonu’nun Güney Kafkasya politikası ciddi taktiksel değişimler yaşamışsa da, söz konusu Ermenistan olunca Rusya bu ülkeye has olan reflekslerini devam ettirmiştir. 2000 sonrası dönemde, Rusya ve Ermenistan arasındaki askeri ilişkiler hızla gelişmeye devam etmiştir. [18]  Moskova Gürcistan’dan ayrılacak askeri birliklerinin önemli bir kısmını Ermenistan’a kaydırmayı planlamaktadır.

Ermenistan halkı, R. Koçaryan yönetimi altında ekonomik anlamda ciddi sorunlar yaşamaktadır. Bu sorunlar Ermeni iç politikasında ciddi bir muhalif hareketin doğmasına neden olmuştur. Muhalefet günden güne güçlenmektedir. Batılı ülkeler özellikle ABD bu muhalif harekete ciddi destek sağlamaktadır. Bu şartlar altında Rusya’nın Ermenistan halkı nezdindeki otoritesi ve etkisi günden güne azalmaktadır.

Alla Yazkova’nın görüşlerinden hareketle, Rusya’nın R. Koçarayan iktidarına endeksli  Ermenistan politikasının ne kadar daha sürdürebileceği konusunda ciddi kuşkular vardır. Bu bakımdan, V. Putin önderliğindeki Kremlin kurmayları Ermenistan’a ve özellikle Ermenistan’da muhalefetine ve halkına yönelik yeni bir açılım geliştirme yönündeki çaba ve girişimlere girme ihtiyacı hissetmişlerdir.

Her ne kadar Rusya-Ermenistan ilişkileri Koçaryan yönetiminde bir çok sahada ciddi ilerlemeler kaydederken bazı konularda ise ilişkilerde gerginlikler de yaşanmıştır. Rusya devlet başkanı V. Putin’in Türkiye Ermenistan ilişkilerinin normalleştirilmesine katkıda bulunacakları yönündeki açıklamaları aslında o dönemde gerginleşen Rusya-Ermenistan ilişkilerinde Rusya’nın Ermenistan muhalefetine ve halkına yönelik yeni bir açılım geliştirme yönündeki çabaların bir ürünü mü sorusunu ister istemez akla getirmiştir. Ermenistan’daki muhalif hareketin bazı aktörleri Türkiye ile ilişkilerin normalleştirilmesi ve “sözde soykırım” mevzusunun ilişkilerde bir ön şart olarak dayatılmasından rahatsızdır. Zira Moskova’nın Türk-Ermeni ilişkilerinde bu açıklamanın yapıldığı dönemde Ermenistan’daki Koçaryan yönetimi, Rusya’nın bütün karşı çıkmalarına rağmen İran doğal gazının Ermenistan üzerinden Gürcistan vasıtasıyla Avrupa pazarına taşınması hususunda, Tahranla görüşmelere başlamış ve ayrıca  Bağdat’a askeri birlik göndermek yolunda bazı işaretler vermiştir.  Bu iki gelişme Rusya’yı ciddi bir şekilde rahatsız etmiş ve Moskova Gürcistan sınırındaki Yukarı Lars (Ermenistan bu sınır vasıtasıyla Rusya ile bağlantısını sağlamaktadır) sınır kapısını kapatarak Ermenistan üzerinde bir çeşit baskı kurmuştur.

Bu dönemde bu şartlar içerisinde, Moskova’nın R. Koçaryan yönetimi ile ne kadar daha yola beraber devam edeceği ciddi bir sorun olarak ortaya çıkmıştır. Bir çok Rus araştırmacıya göre, kişilere ve kişilerin rejimlerine yönelik Rus dış politikası, Moskova’ya Ukrayna, Gürcistan ve Kırgızistan’da ciddi stratejik kayıplar verdirmesinin temel nedeni idi.

Bu şartlar altında, Moskova, Ermenistan halkının isteklerini dikkate alan yeni bir dış politika anlayışıyla Ermenistan’a yaklaşması olağan ve akılcı bir yaklaşım olacaktır. Ermenistan halkı ciddi bir ekonomik kriz içerisindedir. Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesi en çok Ermenistan halkının faydasına olacaktır. Bu süreçte Rusya eğer yapıcı bir tutum sergileyebilirse, Rusya, Ermeni halkı nezdinde kaybolmaya yüz tutan otorite ve etkisini yeniden kazanabilir. Bu durumun mutlaka bir politik getirisi olacaktır. Ancak, Rusya’nın Türk-Ermeni ilişkilerinin normalleşmesine katkıda bulunabilmesi için öncelikle Azerbaycan-Ermenistan arasındaki “Karabağ” sorununun çözümünde “tarafsız” bir politika izlemesi ve bu çerçevede mevcut sorunun çözümü için bir girişim başlatması yerinde bir diplomatik hareket olacaktır.

Bu şartlarda, Ermenistan’a karşı Ankara’nın nasıl bir politika izlemesi gerektiği ciddi bir soru olarak karşımızda durmaktadır. Ankara Ermeni iç siyasetinde meydana gelen değişim ve değişiklikleri ciddi olarak takip etme ve oluşan yeni şartlara yönelik politika geliştirmek mecburiyetindedir. Bu süreçte, Ermenistan halkına yönelik ciddi açılımlar geliştirebilir. Ermenistan halkı ile bugün Ermenistan’da yönetimde bulunan “Karabağ” kökenli  yöneticiler arasındaki fark çok iyi idrak edilip, Ermenistan halkına yönelik ciddi politikalar şekillendirilebilir. Bu durum Türkiye-Ermenistan ilişkilerine ciddi  kazanımlar sağlamakla kalmayıp, “Karabağ” sorunun çözümünde yeni açılımları ve kazanımları sağlayabilir.

Rusya’nın Ermenistan siyasetinde politik karakterli ekonomik hamleleri, bugünkü uluslararası konjonktürde Rusya’nın Ermenistan siyasetinde ciddi stratejik değişimlere gitmeden, her iki ülke arasındaki ilişkileri her boyuta taşınarak daha da derin çerçeveye oturtma gayreti şeklinde yorumlamayı gerektirmektedir. Dünya siyasetinde ve özellikle Güney Kafkasya’daki dengelerin giderek Rusya ve bölgedeki daimi stratejik ortağı Ermenistan’ın aleyhine bozuluyor olması, her iki ülkeyi müşterek oluşumlar içinde yer almaya ve işbirliğiyle hareket etmeye itmektedir.[19] Bu yeni dönemde, Rusya Erivan ile ilişkilerini askeri, siyasi ve ekonomik boyutta ciddi olarak geliştirmeye devam etmiştir. Moskova’nın genelde Güney Kafkasya’ya özelde ise  Ermenistan’a yönelik politik karakterli ekonomik hamleleri Rusya’nın bölgeye yönelik stratejisinde bir değişiklik olduğu anlamına gelmemektedir. Zira Rusya-Ermenistan ilişkilerinde meydana gelen ilerleme ve derinleşmelere baktığımızda Rus-Ermeni ilişkilerinin “stratejik çerçevesi” boyutunda herhangi bir değişiklik yoktur.

Moskova’nın Güney Kafkasya’daki son kalesini kaybetmemek için ciddi direnç göstereceği son dönemde yapmış olduğu diğer gelişmelerle kendini ciddi bir şekilde hissettirmiştir. Nitekim 27 Kasım 2005 tarihinde yapılan Anayasa referandumu ile meydana gelen değişikliklere baktığımız zaman ister istemez Rusya’nın bu yeni anayasa değişiklikleri paketinin oluşmasındaki dolaylı katkının nasıl olduğunu düşündürüyor. Anayasa referandumu ile getirilen yenilikler; yasama yürütme organlarının daha keskin bir dille ayrılması, başkanın güçlerinin sınırlanarak, meclisin ve kabinenin gücünün arttırılması, en önemlisi ve Rusya’yı çok yakından ilgilendiren Ermeni diasporasının çifte vatandaşlık hakkına sahip olması, yani seçme ve seçme hakkı kazanması gibi hususları içermektedir. Rusya’da yaklaşık 2 milyon Ermeni’nin yaşadığı göz önüne alınırsa, bu yeni getirilen düzenlemelerle artık Ermenistan’daki her seçimin sonucunun fiilen Rusya’da belirleneceğini söylemek zor olmasa gerek. Ayrıca, gerek Gürcistan gerekse de Ukrayna’da batı desteği ile gerçekleştirilen rejim değişikliklerini göz önüne aldığımız zaman, “diaspora” Ermenilerine bu tür bir hak verilmesi Ermenistan’da olası bir iktidar değişiminde kimin yani “Batı”nın mı? yoksa “Rusya”nın mı? etkin rol oynayacağına ilişkin ciddi ipuçları içermektedir. Artık bu değişikliklerle Rusya fiilen Ermeni iç siyasetinde güçlü bir konum sağlamıştır. Bu durum “Batı” desteği ile Ermenistan’da gerçekleştirilmesi planlanan bir karşı devrimin önüne ciddi engeller koyarken, Moskova merkezli iktidar değişikliklerinin önünü açmıştır. Halihazırda her alanda  gelişen ve derinleşen Rusya-Ermeni ilişkilerini de göz önüne aldığımız zaman, Moskova’ya rağmen olası bir iktidar değişikliği planları hayli zora girmiştir.

Bu bağlamda, Kremlin’in Ocak 2005’de, Türkiye-Ermeni ilişkilerinin normalleştirilmesine katkıda bulunacağı yönündeki açıklamaları gelişen Rusya-Türkiye ilişkileri çerçevesinde önemli bir adım olmakla beraber, gerçekleşmesi hayli zor Moskova hamlesi olduğu ortaya çıkmaktadır. Rusya-Ermenistan ilişkilerinde meydana gelen ciddi gelişme ve derinleşmeleri göz önüne aldığımız zaman bu daha açık bir şekilde kendisini hissettirmektedir. Ama, Rusya’nın Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki Karabağ sorunun çözümünde oynayacağı yapıcı ve sorumlu bir rol, Moskova’ya hem bölge siyasetinde hem de Türkiye ile Ermenistan arasındaki sorunların çözümünde aktif bir rol sağlayabilir. Şu da bir gerçektir ki Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin her iki ülkenin kendi dinamiklerine bağlı olarak değil de dış dinamikler sayesinde normalleşme sürecine girmesi bu normalleşmenin ne kadar sağlıklı olacağı yönünde çeşitli kuşkuları beraberinde getirmektedir.

Rus Dış politikası V. Putin liderliğinde pragmatist bir anlayıştan hareketle ciddi taktiksel manevra hüviyetleri  kazanmaktadır. Artık Rusya’nın ne ordusu, ne de nükleer kabiliyetleri ama sahip olduğu muazzam enerji kaynakları dış politikasının en önemli enstrümanı  olma yoluna girmiştir. Ocak 2006 yılı ilk haftalarında Ukrayna ile yaşanan “gaz krizi” ve sonrasında Ukrayna iç siyasetinde yaşanan sıkışmalar, Bağımsız Devletler Topluluğu’na üye devletlere düşük bir ücretle satmış oldukları doğal gazın fiyatını yükseltme gayretleri ve buna karşı bu devletlerde oluşan istikrarsızlık işaretleri Kremlin’in hala bu coğrafyada etkili bir aktör olduğunun işaretlerini vermiştir. Konunun Ermenistan boyutu bölgesel bir nitelik de taşımaktadır. Ermenistan Rusya’nın sağlamış olduğu doğal gazın fiyatını arttırmamak kaydıyla, İran-Ermenistan doğal gaz boru hattındaki hissesinin % 45’ini Rus doğal gaz devi “Gazprom”a satabileceği konusu Ocak 2006 yılı ikinci yarısında Moskova’yı ziyaret eden R. Koçaryan’ın gündeminde yer aldı.  Hatırlanacağı üzere, Rusya 2006 yılından olmak üzere, Erivan’a sağlamış olduğu doğal gaz’ın bin metre küpünü 54 ABD Dolarından 110 Dolara çıkaracağını belirtmişti. Ayrıca Moskova stratejik partner’i Ermenistan’a bir de ültimatom göndererek  bu fiyatı kabul etmesini veya Ermenistan’daki gaz dağıtım şebekesinin Gazprom’un kontrolüne  bırakmasını istemişti. Birçok uzmana göre eğer Rusya Iran-Ermenistan doğal gaz boru hattını kontrolüne alırsa, İran doğal gazının Gürcistan, Ukrayna ve Avrupa’ya ulaşmasını kontrol edebilecek.[20]

Sonuç

1990’lı yıllarda Rusya, eski Sovyet Cumhuriyeti arasındaki ilişkilerde kendi evladı olarak gördüğü eski komünist yöneticiler ve bunların kurmuş olduğu iktidarlara ciddi destekler sağlamıştır. 2000’li yıllarda her ne kadar bu politikaya devam edilmişse de, son yıllarda sırasıyla Ukrayna, Gürcistan ve Kırgızistan  devrimler gerek Moskova’daki eski Sovyet coğrafyası ülkelerine izlenmesi gereken siyaset hususunda Moskova’da ciddi tartışmalara yol açmış ve bir çok Rus dış siyaset uzmanınca kişilere ve rejimlere endeksli politikaların eski Sovyet coğrafyasında  artık daha fazla bir şey kazandırmayacağı konusunda mutabık kalmalarını sağlamıştır. Bu yeni dönemde, Rusya’nın eski Sovyet coğrafyası ülkelerinde mevcut ve güçlenen muhalif hareketleri de dikkate alan dış politik hamleler üretmesi gerektiği defalarca bu uzmanlarca dikkate sunulmuştur. Bu bakımdan Rusya-Ermenistan ilişkilerinde yaşanan süreç, ilişkilerin her alanda derinlik kazanması,  mevcut anayasal değişikliklerle hem diaspora’nın hem de Rusya’da yaşayan yaklaşık iki milyon Ermeni’nin Erivan iç siyasetine müdahil olması Rusya’nın çok ciddi bir hamlesidir. Rusya artık sadece askeri ve siyasi enstrümanlarla değil, iktisadi hamlelerle de bölgedeki ağırlığını tabana yaymaktadır. Bu bakımdan, Rusya-Ermenistan ilişkilerinde meydana son gelişmeler oldukça önemlidir. Zira, son Anayasa referandumu ile Ermenistan anayasal sisteminde meydana gelen değişimlerin hayata geçirilmesiyle bugün Ermeni siyasetinde ciddi bir aktör olan “Karabağ Klanı” yanı sıra Rusya’da yaşayan Ermeniler, dünyanın dört bir tarafına yayılmış “diaspora” Ermenilerinin  Ermenistan iç siyasetinde diğer aktörler olarak karşımıza çıkacaklardır.  Rusya’nın bu hamlesi şüphesiz Ermeni iç siyasetinde Rusya’nın ağırlığının daha fazla hissedilmesine olanak sağlaması kadar Ermenistan’da olası bir devrimin önünde ciddi engel olarak varlığını önümüzdeki dönemde derin bir şekilde hissettireceğe benzemektedir.

Bağımsız Araştırmacı


[1], Emil A. Pain, “Contagious Ethnic Conflicts and Border Disputes Along Russia’s Southern Flank”, Rajan Menon, Yuri E. Federov and Ghia Nodia (eds), “Russia, The Caucasus and Central Asia: 21st Security Environment”, s.190. - Trenin D.,  “Russia’s Security Interests and Policies in the Region”, in Bruno Coppieters, (ed.), Contested Border in the Caucasus, (Brussels: VUB Press, 1996), s.123.

[2] Alexei Arbatov., “Russia’s Foreign Policy Alternatives”, International Security, Vol.18, No.2, (Fall 1993).,

  -Империя или великая держава? Новое время, № 50, декабрь 1992, s. 20-21., - “Russian Foreign Policy in Transition,” in Baranovsky, Vladimir (ed.), Russia and Europe: The Emerging Security Agenda, Oxford University Press New York, 1997., -Sergei Stankevich.,  “Russia in Search of Itself”, The National Interest, No.28, Spring 1992, s.10., Bkz. Pain Emil A, s.181.

[3] Andrei V. Zagorski , “Traditional Russian Security Interest in the Caucasus and Central Asia: Perceptions and Realities”, in  Rajan Menon, Yuri E. Federov and Ghia Nodia (eds), “Russia, The Caucasus and Central Asia: 21st Security Environment”, pp.63-68.

[4] Duygu Sezer, “Turkish-Russian Relations: The Challenges of Reconciling Geopolitical Competition with Economic Partnership”,  Turkish Studies. Vol. 1. No. 1. Spring 2000, s. 60.

[5] Igor Torbakov, “Turkey and Post Soviet Eurasia: Seeking Regional Power Status”, Insight Turkey, Vol.7, Number 2, April-June, s. 120-126.

[6] ibid. Ayrıca bkz. Pavel Baev, Russia Refocuses Its Policies in the Southern Caucasus, Working Paper Series, No.1, July 2001, Harvard University John F. Kennedy School of Government Caspian Studies Program.

[8] Igor Torbakov, “Turkey and Post Soviet Eurasia: Seeking Regional Power Status”, Insight Turkey, Vol.7, Number 2, April-June, s. 120-126.

[9] Aksiyon, 15 Şubat 2005.

[10] Lisa Fuller., “Armenia: Both Sıdes Gear Up for Constitutional Referendum”, <http://www.eurasianet.org/departments/insight/articles/pp112205.shtml > Ayrıca bkz.: “Koçaryan’ın Tahtı Sallanıyor”, < http://www.diplomatikgozlem.com/haber_oku.asp?id=2551>

[11] “Rusya’nın Artan Ermenistan Endişesi” bkz. http://www.diplomatikgozlem.com/haber_oku.asp?id=2428. Kanımca, İran’ı kuzeyden çevreleme politikası yürüten ABD’nin Ermenistan’da ABD kontrolünde bir iktidara ihtiyacı olduğu açıktır. Bugün Kafkasya’da ABD’nin üsse veya herhangi bir askeri yapıya sahip olmadığı tek ülke Ermenistan’dır.  Geleneksel Rusya-İran dostluğu ve iki ülke arasındaki  iyi ilişkiler göz önüne alındığında, İran’a yönelik olası bir askeri ve siyasi girişimlerde siyasi ve askeri bir varlığının bulunmadığı ve İran ve Rusya ile iyi ilişkilere sahip bir Ermenistan Washington’un İran’a karşı olan girişimlerinde zayıf da olsa bir zaaf oluşturacaktır. Bu nedenle ABD’nin önümüzdeki dönemde Ermenistan muhalefeti ve iktidarına yönelik girişimlerini arttıracağı aşikardır. Bu noktada Washinton yönetiminin Azerbaycan’dan askeri üst talep etmesi İran’ı çevreleme politikası çerçevesinde Güney Kafkasya hattında askeri üstler elde etme yolunda önemli bir adım olmuştur. Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz, ABD, İran Çemberini Daraltıyor, Cumhuriyet, 3 Ocak 2006.

[12] İbid.

[13] Nezavisamaya Gazeta, 6 Aralık 2005.

[14] Rus Dış Politikasında bu dönemde ortaya çıkan tartışmalara ilişkin bkz.  Torbakov Igor, “Disparate Interest Groups Grapple To Shape Russian Foreign Policy”, bkz.: <www.eurasianet.org/departments/insights/articles/eav090902.shtml> Ayrıca bkz.: Pavel Baev, Russia Refocuses Its Policies in the Southern Caucasus, Working Paper Series, No.1, July 2001, Harvard University John F. Kennedy School of Government Caspian Studies Program.

[15] “Nuclear Plant  Management Handed Over to Russia”, Central &Eastern Europe Energy Review, Issue 016, 0ctober 7, 2003. Bkz., web.:

[16] Hatem Cabbarlı.,  “Bağımsızlık Sonrası Ermenistan-Rusya İlişkileri” Ankara Çalışmaları, Mayıs 2004, Sayı 15. Bkz.: < Web. http://www.avsam.org.ankaracalismalari.asp?ID=15>

[17] “Tehlikeli İttifak: İran-Rusya-Ermenistan”, bkz.: < http://www.turkhaber.org/249.html>

[18] Ermenistan’ın Rusya ile sınırı olmamasına rağmen, siyasi ve askeri bağlamda sıkı işbirliği içerisinde bulunmaktadır. Güney Kafkasya’da Rusya’nın başını çektiği  Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’ne üye tek devlettir.

[19] “Bölgesel Hakimiyet Mücadelesinde, Ermenistan’ın Yeri, Rusya’nın Yanı”,

[20] Kommersant, 23 Aralık 2003.



http://www.turksam.org/tr/a797.html
Arkadaşına Gönder 5713 kez okundu Yazdır
Paylaş: Google Yahoo FaceBook Mixx
Digg StumbleUpon Del.icio.us reddit Twitter
 
Yorumlar
   Başlık : 
  Yorum : 
(Yorum larınızı yaparken '<' ve '>' işaretlerini kesinlikle kullanamazsınız.) 

* Yorum yapabilmeniz için 'Üye Girişi' yapmanız gerekmektedir.

  
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Sitede Ençok Okunanlar
Osmanlı Devletinde Ermeni Sorunu Ve Avrupa Devletlerinin Ermeni Politikaları
34209 kez okundu.
Türklerde Yeni Yıl: Nevruz Bayramı ve Törenleri
22071 kez okundu.
İran’ın Nükleer Çabaları: Hedefler, Tartışmalar ve Sonuçlar
13112 kez okundu.
Yeni Global Oyun ve Hazar’ın Statüsü
12193 kez okundu.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi Yetmiş Yaşında
11198 kez okundu.
Sitede Ençok Yorumlananlar
Atatürk’ün Türk Dünyasına Bakışı!
9 defa yorumlandı.
Ermenistan ile İmzalanan Protokoller ve Bundan Sonraki Riskli Sürecin Analizi
5 defa yorumlandı.
PKK Terör Örgütü’nün Dağdan İnmesi ve Karşılanmasındaki Sorunlu Süreç
5 defa yorumlandı.
Enerji Politikamızda Değişiklik Sinyalleri: Rusya Stratejik, Türkiye ise Ekonomik Çıkarlara Üstünlük Veriyor?
3 defa yorumlandı.
Mitat ÇELİKPALA: Türkiye-Ermenistan Protokolü ve Sonrası
3 defa yorumlandı.
Copyright © 2004 - 2010 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır.
Şu an sitemizde gezinen 1728 ziyaretçi, 0 üyemiz bulunmaktadır.
Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)
En iyi 1024x768 görüntülenir.