Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin Dışişleri Bakanlarının 23 Ocak 2012’de Brüksel’de aldığı bir kararla, AB ülkeleri İran’dan petrol alımını durduracaklar. 1 Temmuz 2012’den itibaren geçerli bu karar göre, şayet İran nükleer silahlanma çalışmalarını durdurmazsa, uygulamaya girecek. Hatta bu ambargo sadece petrol alımı ile sınırlı olmayıp, başta İran Merkez Bankası hedef alınmak üzere, diğer yaptırımlarla da desteklenecek.
İngiliz dışişleri Bakanı William Hague’a göre bu yaptırım daha önce gerçekleşmediği kadar ağırdır. AB Dışişleri Bakanı Catherine Ashton da yaptırımların İran’ı görüşmelere yeniden başlamayı hedeflediğini söyledi. Alman Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle ise “İran’ın nükleer silahlanmasını kabul edemeyiz!” diyerek, İran’a yaptırım konusundaki kararlılığı vurguladı.
AB’nin bu çıkışını tehlikeli bir çıkış olarak değerlendiren Rus Dışişleri Bakanlığı, bu tip bir baskı altında İran’ın politikasını değiştirmeyeceğini ileri sürdü.
AB’nin bu kararı kuşkusuz ekonomik kriz içerisindeki başta Yunanistan olmak üzere üç ülkeyi (diğerleri İspanya ve İtalya) daha fazla olumsuz etkileyebilecektir. Ancak Yunanistan burada da “uyanıklılık” konusunda diğerlerine farkını atmış görünüyor. Zira AB 1 Mayıs 2012’de Yunanistan için durumu tekrar gözden geçirmek üzere toplanacak.
AB’nin bu kararı almasının pek de kolay olduğu söylenemez. Zira AB, Çin’den sonra İran’dan en çok petrol ihraç eden gruptur. AB diplomatik çevresi, yaptırımın İran üzerinde etkili olabilmesi için Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore’den de benzer beklentiler içerisindedir.
[1]
İran Petrolüne Ambargo Uygulanma Sebebi ve Gelişmeler
İran, ABD tarafından 2011 yılı son çeyreğinde İran’a karşı yaptırımların artması, hele de buna İran’dan petrol alımı yapan şirketlerin, bu alımı durdurması girişimi yapılınca telaşlanmış ve yılın son 10 günü Hürmüz Boğazı’nda bir askeri tatbikat yaparak, “Gözdağı” vermeye çalışmıştı. Tatbikat sırasında üç üst düzey İranlı yetkili ve komutan da “”Şayet İran Körfez’den petrol ihraç edemezse, biz de Hürmüz Boğazı’ndan diğer ülkelerin petrol transferini durdururuz!” dediler. İran yetkilileri, Hürmüz Boğazı’nı kapatmanın “Bir bardak su içmek kadar kolay!” olduğunu bile ileri sürdüler.
İran yetkilisinin bu sözü, kuşkusuz ki askeri strateji uzmanlarına tebessüm ettirmiştir. Zira Hürmüz Boğazı kapatılabilir ama o kadar da kolay değildir. Nitekim bu sözün üzerinden 24 saat geçmeden ABD 5. Filosunun bir uçak gemisi ve bir kruvazörü Hürmüz’den gövde gösterisi yaparak geçti. İngiltere, Hürmüz Boğazı’nın uluslararası deniz trafiğinin serbest bir geçiş bölgesi olduğunu, İran’ın bu çıkışının kesinlikle kabul edilmeyeceğini ilan etti.
[2] Yani her ne kadar son yıllarda nükleer silahlanma çalışmaları yanında füze teknolojisine hız veren bir İran varsa da, İran’ın “Donanma” varlığının çok önemli bir değer ifade ettiği de kesinlikle söylenemez. Hele de karşısında ABD ve İngiliz donanmaları var iken…
İran, her ne kadar Hürmüz Boğazı ile ilgili bu “caydırıcı” ifadeleri kullanmışsa da, ABD 5. Filosu’nun reaksiyonu ve İngiltere’nin çıkışı üzerine bir yıldır yapılmayan İran – 5+1 ülkeleri (BM Güvenlik Konseyi Ülkeleri ve Almanya) arasındaki görüşmelere tekrar başlayabileceklerini duyurdu.
Bu arada İran’ın girişimleri ile BM Atom Enerjisi Ajansı (IAEA)’nın üst düzey uzmanları Ocak 2012 sonunda İran’da olası nükleer silah üretimi konusunda görüşme yapacaklar. 29-31 Ocak tarihlerine planlı bu görüşmeye Başmüfettişlerden Herman Nackaerts ve Rafael Grossi, IAEA’nın üst düzey danışmanlardan Yukia Amano katılacaklar.
Bu ziyaret ve görüşmenin sonucu için bugünden kesin bir şey söyleyebilmek mümkün değildir. Zira İran, 2008’den beri nükleer silahlanma ile ilgili yöneltilen pek çok soruya cevap vermekten kaçınmaktadır. IAEA yetkilileri ise gene de, İran’ın kendileri ile uzlaşmaya varmasını umduklarını söylemektedirler.
[3]
İran Petrolüne Ambargo Türkiye’yi Nasıl Etkileyebilir?
İran petrolünün tek sadece AB ülkeleri tarafından satın alınmaması bile, dünya petrol arzı dikkate alındığında tüm dünyada petrol ve doğalgaz fiyatının yükselmesine sebebiyet verebilir. Muhtemeldir ki ABD, bu konuyu gündeme getirmeden önce özellikle Körfez Ülkeleri olmak üzere, petrol üreticisi ülkelerle petrol arzının artırılması üzerinde gerekli çalışmayı yapmış, yani “minareyi çalarken, kılıfını hazırlamış”tır.

AB’ye ilaveten İran’dan petrol alan Çin, Hindistan, Japonya ve G. Kore gibi ülkelerin de AB’yi izlemesi halinde, her ne kadar diğer petrol üreticilerinin gayretiyle petrol arzında fiziki bir eksilme yaratılmasa dahi, psikolojik olarak petrol-doğalgaz fiyatlarının yükselmesi büyük bir ihtimal dâhilindedir.
AB’ye ilaveten Japonya ve G. Kore’nin ABD isteği doğrultusunda hareket etmesi beklenen bir sonuçtur. Hatta son yıllarda ABD ilişkileri gelişen Hindistan bile bir ölçüde katılabilir. Ancak, burada anahtar ülke Çin’dir. Zira İran petrolünün en önemli müşterisi olan Çin’in, petrol ihtiyacının önemli bir kısmını İran’dan karşıladığı bilinmektedir. Üstelik yükselecek petrol-doğalgaz fiyatlarına da sıcak bakmayacağı açıktır.
Türkiye ise bir süredir ABD’nin bu ambargo ile ilgili yaptırımlarına “uymayacağı” yönünde sinyaller vermeye çalışmaktadır. Yani şayet BM şemsiyesi altında olmaz ise, ya da BM Güvenlik Konseyi kararı olmaksızın böylesi bir beklentiye cevap veremeyeceğini cılız da olsa beyan etmiştir.
Ancak Türkiye, yükselecek petrol ve doğalgaz fiyatlarından gene de olumsuz etkilenmeyi sürdürecektir. Bu arada Türkiye, ABD’nin İran petrolüne ambargo isteğine uymaması halinde, ABD’den örtülü “ambargo” tehdidiyle de karşı karşıya kalabilecektir. Yani ABD, İran’dan petrol alan Türk firmalarını ABD ve AB ülkeleri ile ticari işbirliğinden men edebilir. Bu ise Türk ekonomisini olumsuz etkileyecektir. Türkiye, petrolünün yaklaşık 1/3’ünü İran’dan aldığı gibi, İran sınırına yakın illerin ihtiyacı olan enerjinin önemli bir kısmını da İran doğalgazı ile karşılamaktadır. Yani Türkiye açısından İran’dan petrol ve doğalgaz alımını kesmek, neresinden bakılsa küçük bir “Felaket” gibidir. Üstelik Türkiye’nin enerji tedariki çeşitlemesi de pek zengin değildir.
Türkiye’nin ABD’ye rağmen İran’dan petrol-doğalgaz alımını sürdürmesi halinde, ABD’nin “örtülü” ekonomik tehdidi yananda, 1915 Ermeni Zorunlu Göçü ile ilgili konuyu Türkiye aleyhine çevirme riski de vardır.
Türkiye’nin İran’a ambargo uygulayan ülkeler kervanına katılması halinde ise, zaten 2010 yılı sonlarından itibaren bozulan iki ülke ilişkilerinin gerilim düzeyine çıkmasına sebebiyet verebilecektir. Yani İran, PKK terör örgütüne Türkiye’ye karşı desteğini artırabilir. Türk tırlarının Orta Asya geçişlerine engeller çıkartabilir. Hatta “Benden sonra tufan!” düşüncesiyle Hürmüz Boğazı’nı kapatırsa, bu kez tavan yapacak petrol-doğalgaz fiyatları ile dolaylı da olsa Türk ekonomisine büyük zararlar verebilir.
AB finans çevresi petrol fiyatlarındaki yükselişin en fazla %2.5-3.5 arasında olabileceğini ummaktadır. Buna karşılık petrolün varilinin 150 dolara çıkması hali, Alman Deutsche Bank Enerji Ekonomisti Şefi Adam Sieminski tarafından “felaket” şeklinde nitelendirilmektedir.
[4] Yani bir bakıma petrol fiyatının beklenenden çok daha yukarı çıkabileceği ihtimali de mevcuttur.
Sonuç
İran’dan petrol-doğalgaz ithaline karşı ambargo uygulamanın İran üzerinde etkili olabilmesi için ABD ve AB’ye ilaveten tüm ülkelerin aynı kararı alması zaruridir. Özellikle Çin olmak üzere Hindistan, Japonya ve G. Kore gibi ülkelerin bu ambargoya katılması önemlidir. Aksi halde İran, gene bildiğini okuyacak ve ambargoya rağmen nükleer silahlanmasını kısıtlı imkânlarla da olsa sürdürecektir. Üstelik ABD ve ambargoya uyan diğer ülkeleri terör örgütlerine vereceği destekle cezalandırma yoluna bile gidebilecektir. Bu ambargodan en kazançlı çıkan ülkelerin başında petrol ve doğalgaz üreticisi Rusya’nın geldiği rahatlıkla söylenebilir.
Türkiye de İran petrolüne ambargo kararına uymak mecburiyetinde kalabilir. Zira ABD’nin bunu “örtülü” bir şekilde Türkiye’ye iletmiş olması ihtimal dâhilindedir. Değilse de, diğer ülkelerin ambargosuna karşılık Türkiye’nin İran’dan petrol alımını sürdürmesi, ABD ve AB’nin zamanla artan öfkesini üzerinde toplaması demektir. Keza 1915 Ermeni zorunlu göçü konusu da bu ülkelerin elinde koz olarak kullanılabilecektir.
Öte yandan, ambargoya uymakla da İran’ın hışmına uğramak olasıdır. İran PKK ve diğer Türkiye karşıtı terör/yasa dışı örgütlere destek verebileceği gibi, Türkiye-Orta Asya Türk devletleri arasındaki transit ticarete de zarar verebilecek girişimlerde bulunabilir. En kötü senaryo ise Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasıdır.
Buraya kadar anlaşıldığı kadarıyla, ABD ne zaman ki Irak, İran ve Suriye ile ilgili kendi çıkarına bir politika uygulasa, bunun en büyük zararı Türkiye’ye dokunmaktadır. Dost bir ülke olan ABD, bir de dost olmasa ne yapardık acaba?
Türkiye şu anda “İki arada, bir derede kalmış!” gibidir. Bu sıkıntıdan çıkış yolu, biraz da İran yönetiminin göstereceği esnekliğe kalmıştır. Zira ambargonun şiddetlenmesi (özellikle Çin’in de uygulaması) halinde, İran’ın da nefes alacak gücü kalmayabilir. Gerilim politikasını çok iyi uygulayan İran’ın, gene bir çıkış yolu bularak, oyalama politikasını sürdürmesi beklentisi, az olsa da devam etmektedir.
[1] “EU beschließt Stopp von Öl-Importen”, 23.01.2012, http://derstandard.at/1326503433257/EU-beschliesst-Stopp-von-Oel-Importen
[2] İran’ın bu tatbikatı ve Hürmüz Boğazı’nı nasıl kapatacağına ilişkin ayrıntılar için bkz: Celalettin Yavuz, “İran Hürmüz Boğazı’nı Kapatıp Petrol Akışını Engelleyebilir mi?”, 31.12.2011, http://www.turksam.org/tr/a2562.html
[3] “Hochrangiges Expertenteam der IAEA kommende Woche zu Besuch”, 23.01.2012, http://derstandard.at/1326503524672/Hochrangiges-Expertenteam-der-IAEA-kommende-Woche-zu-Besuch
[4] Steven Mufson, “Oil prices, Iran are increasingly sources of concern”, 15.01.2012, http://www.washingtonpost.com/business/economy/increasing-concern-over-oil-prices-