 |
Doç. Dr. Celalettin Yavuz
TÜRKSAM Başkan Yardımcısı
Terör Enstitüsü
Hakkında -
Arşivi |
Suriye, Arap Birliği ülkeleri içerisinde fert başına gelir ve GSMH açısından önde gelen bir ülke olmamasına rağmen, özellikle Hafız Esad dönemindeki Sovyetler Birliği ile ilişkilerinin yoğunluğu sebebiyle, Arap ülkeleri içerisinde milli gücünün ötesinde bir etkinlik göstermişti. Oysa aynı Suriye, hem Hafız Esad, hem de oğlu Beşşar el-Esad döneminde ABD tarafından “Terörü destekleyen şer ülkeler” içerisinde yer alıyordu. Buna rağmen Arap Birliği Suriye’yi hiçbir zaman bir kenara bırakmamışlardı. Ta ki, Kasım 2011 başlarından itibaren, Suriye’de Esad yönetiminin “Çıkmaz sokakta” ilerleme ısrarına kadar. Zira Suriye, Arap Birliği’nin isteklerine önce “Evet!” deyip, ardından sözlerini tutmayınca, Arap Birliği’nin 27 Kasım 2011’de Kahire’de yaptıkları toplantının ardından, tarihinde belki de ilk kez bu kurumdan büyük bir darbe yedi. Arap birliği aynı gün alınan kararla Suriye’ye ekonomik yaptırımların uygulanmasına başlanacağını bildirdi. 22 ülkeden 19 ülkenin oybirliğiyle alınan bu kararla Suriye’ye dışarıdan yapılabilecek müdahalelerin önlenmesinin hedeflendiği de ayrıca açıklandı. Bunlar içerisinde mal varlıklarının dondurulmasından uçuş yasağına kadar bir dizi önlem yer almaktadır. [1]Suriye ile Arap birliği ve Körfez Ülkeleri Konseyi (KİK) arasında ipleri kopartan sebepler ve gelişmenin nasıl olduğuna bi araştırmada yer verilmeye çalışıldı.
Normal İlişkiden “Arap Baharı” ile Bozulan Gelişmelerin Seyri
“Arap Baharı” öncesinde Suriye ile pek de iyi geçmişi bulunmayan Suudi Arabistan da Suriye’deki gelişmeler konusunda endişe içerisine girmişti. Her ne kadar bu ülke ile ilişkileri iyi olmasa da, Suudi Arabistan Kralı Abdullah “Geçmiş geçmişte kalsın!” prensibiyle hareket etmeyi tercih ediyordu. Temmuz 2010 sonlarına doğru S. Arabistan Kralı Abdullah, Suriye Cumhurbaşkanı el-Esad ve Lübnan Cumhurbaşkanı Michel Süleyman, Lübnan Başbakanı Saad Hariri, Lübnan Meclisi’nin Şii sözcüsü Nebih Berri, Lübnan ve Suriye dışişleri bakanları S. Arabistan’ın gizli istihbarat teşkilatının şefi ve danışmanlar ile el-Esad’ın Siyasi Danışmanı Bouthaina Şaban Beyrut’ta bir araya geldiler. Bu “yarı resmi” toplantı o zamanlar için “Arap Birliği’nin iyileştirilmesi” maksadıyla açıklanıyordu. Suriye ile S. Arabistan Arap dünyası içerisinde iki ayrı kutbu temsil ediyorlardı. Lübnan’da da Kral Abdullah’ın Saad Hariri ile kişisel yakınlığına karşın, el-Esad’ın da Hizbullah’la stratejik bağları mevcuttu. [2]
 Mart 2011 ortalarında Suriye’de ilk gösteriler başladığında, Kral Abdullah’tan Esad’a siyasi destek sesi duyuldu. Bu duruma kuşkusuz Suriye-İran ilişkilerinin S. Arabistan-Suriye ilişkilerine karşı 30 yıllık rekabetin etkisi de vardı. Hele de bu sebeple Lübnan’da Suriye, dolayısıyla İran’ın etkisi artarken ve S. Arabistan’ın nüfuzu olumsuz etkilenirken… Ancak, gene de Mısır’ın ardından Bahreyn ve Yemen’de yaşananlara Suriye’nin eklenmesiyle, sıranın S. Arabistan’a da geleceği ve ülkenin istikrarsızlaşacağı beklentisi, Kral Abdullah’ın en büyük endişesiydi. [3]
Yüzlerce cenazenin ardından, Ramazan ayının ilk gününden itibaren Hama ağırlıklı olarak devam eden, katliam ve direnişçilere uygulanan baskıya sonunda Suudi Arabistan Kralı Abdullah da “Dur!” demişti. 8 Ağustos 2011’de bir televizyon konuşmasında Esad’a “Ölüm makinesini durdur ve kan akışı sona ersin!” çağrısında bulunarak, ilk kez Suriye’deki gösteriler hakkında sessizliğini bozdu. İlaveten Şam’daki Suudi Arabistan, Kuveyt ve Bahreyn büyükelçileri de Suriye hükümeti nezdinde kan akışının durdurulması için görüşmeler yaptılar. Tunus devrik lideri Zeynel Abidin Bin Ali’ye ve Yemen Cumhurbaşkanı Ali Abudllah Salih’e kapısını açan, Mısır Devrek lideri Mübarek’e keza sürgün için izin veren Suudi Arabistan’ın, Esad’a karşı bu çıkışı çok anlamlıydı. Muhtemeldir ki bu çıkışta, Esad’ın “Nuseyri-Alevi” ağırlıklı Baas rejiminin çoğunluğu Sünni olan direnişçilere karşı düşmanca tutumunun da etkisi olmalıydı.
Benzer açıklamalardan biri de 7 Ağustos’ta Körfez İşbirliği Konseyi’nden “Zorbalık derhal durdurulsun!” şeklinde geldi. Bu mesajı benzer ifadelerle Arap Birliği Genel Sekreterliği’nin mesajı izledi. [4]
Suudi Arabistan, muhtemelen Şam Büyükelçiliği’nin Suriye hükümeti nezdindeki görüşme sonuçlarından pek memnun olmadığından, 8 Ağustos 2011’de Şam Büyükelçisini geri çağırdı. Kral Abdullah, El Arabiye televizyonunda yayımlanan yazılı açıklamasında, “Suriye’deki gelişmeler Suudi Arabistan tarafından kabul edilemez!” diyerek, Suriye yönetimini protestoculara karşı orantısız güç kullanmakla suçladı. Açıklamanın devamında “Suriye, çok geç olmadan geniş düşünmeli ve sadece sözle değil, pratikte de reformları başlatmalı ve uygulamalı!” [5] ifadesi kullanılarak, istikrarsızlığı giderme çaresinin gene Esad yönetiminde bulunduğu vurgulandı.
Arap Birliği ve Suriye Yönetimine Ültimatom
Suriye’deki “Arap Baharı”nın etkilerini uluslararası alana en sık getiren ve duyuran El Cezire ve El Arabiya televizyon kuruluşlarının “Esad karşıtı propaganda amacıyla yalan ve yanlış haber yaptıkları” Ekim 2011 başlarında bir kez daha iddia edildi. Her iki televizyon kuruluşu da Suriye’deki olayları “abartarak” ve “dünyanın ilgisini bu ülkeye çekmeye çalışmakla” suçlandı. Katar merkezli El Cezire, daha önce de benzer sebeplerle suçlanmıştı. Suriye Devlet Başkanı Esad’ın erkek kardeşi Mahir Esad’ın kayınbiraderi Muhammed Hemşo’ya ait televizyon kanalı Addünya Tv’nin iddiasına göre, El Cezire’nin Katar’daki stüdyolarda çektiği senaryolu görüntülerde, olaylar sanki “Suriye’de gerçekleşmiş gibi” gösteriliyordu. Bu iddiaya göre de “ABD’li ve Fransız yönetmenler tarafından yaratılan sahte şehirlerde profesyonel aktörler” de anılan televizyon kanalının senaryolarında rol almışlardı. [6]
16 Ekim 2011’de Mısır’da “Olağanüstü Toplantı” düzenleyen Arap Birliği Dışişleri Bakanları, aynı gün Suriye’de muhalefet hareketi üzerinde güç kullanarak baskı uygulayan hükümet ile muhalifler arasında bir “Milli Diyalog” çağrısı yaptı. Kahire’de Katar Dışişleri Bakanı Şeyh Hamad bin Jassem tarafından yapılan çağrıya göre, konferansın maksadı Suriye halkının “hak ettiği arzuları” ile beklenen değişimin gerçekleştirilmesi idi. Bu bağlamda da baskının sona erdirilerek dışarıdan askeri müdahaleye geçit verilmemesi isteniyordu. Aynı gün Arap Birliği Genel Sekreteri Nebil el-Arabi de Suriye meselesinde maksadın, ortak bir “Arap pozisyonu” almak olduğunu söyledi. Nebil el-Arabi Eylül 2011 ortalarında Suriye Devlet Başkanı Esad’ı Şam’da ziyaret etmiş, o zaman Esad, reform sözü vermişti. [7]
Bu arada Ekim 2011 sonlarına doğru, Suudi Arabistan-Suriye ilişkilerinin çarpıcılığını gösteren bir yorum yapıldı. George W. Bush’un başkanlığı döneminde Başkan Yardımcısı Dick Cheney’in karargâhının şefi olan John Hannah’a, 2011 yaz aylarında bir Suudui Arabistanlı üst düzey görevlisinin, Suriye’deki rejim değişikliğinin Suudi Arabistan’ın çıkarına olduğunu söylediği ileri sürüldü. Esad rejiminin düşürülmesinde Katar’ın finansör aktör olarak anahtar rolü oynadığı ileri sürüldü. [8]
27 Ekim 2011’de Arap Birliği Heyeti, Suriye Devlet Başkanı Esad’la göstericilere uygulanan fena muameleyi ve reformlar konusunu görüştü. [9] 31 Ekim 2011’de Suriye Dışişleri Bakanı Velid el-Muallim, Katar’ın başkenti Doha’da Arap Birliği ülkelerinin dışişleri bakanları ile toplantıya katıldı. Katar Başbakanı Hamid bin Kazım’ın bizzat açıkladığına göre, bu toplantıda Suriye’ye krizin çözüm önerileri getirilmişti. Bu toplantıdan önce Arap Birliği Genel Sekreteri Nebil el-Arabi Mısır’ın günlük gazetesi el-Şarık’a “Suriye tarafının herhangi bir ilerleme kaydettiğini görmüyoruz; Arap Birliği akan kanın durmasını ve henüz gerçekleşmeyen tutukluların bırakılması ile gerçek reformlara başlanmasını talep etti!” demişti. [10]
“Arap Birliği – Esad Rejimi ile Anlaştı!” Denmişti ama!
1 Kasım 2011’de ise Suriye devlet televizyonu, Arap Birliği ile Suriye arasında nihai anlaşmaya varıldığını bildirdi. [11] 4 Kasım 2011’de Arap Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Ahmed bin Heli, Arap Birliği’nin Suriye yönetimine, reform hareketlerine başlaması için yapılan anlaşma gereği 15 gün süre tanıdığını, bunun için de muhalefetle diyalogun başlaması gerektiğini söyledi. Bin Helil, El-Arabiya televizyonundaki açıklamasında, başlangıç safhasında bulunduklarını, Suriye yönetiminin Arap Birliği’ne “şehirlerden askerlerin çekileceği, rejim karşıtlarının serbest bırakılacağı ve Arap gözlemcilerin Suriye’ye girişine izin verileceği” garantisi verdiğini ileri sürdü. [12] Bu arada Suriye’de, Cumhurbaşkanı Esad’ın yardımcısı Faruk El Şara başkanlığında bir “diyalog komitesi” oluşturmak için çalışma başlatıldığı bildirildi. [13]
 Aynı gün (4 Kasım 2011), Arap Birliği ve Suriye yönetimi arasında varılan mutabakatın üzerinden henüz iki gün geçtikten sonra, Cuma namazını takiben sokaklara dökülen muhaliflerle güvenlik güçleri gene çatıştılar. Şam’ın banliyölerinden Harasat ve Duma’da düzinelerce muhalif tutuklandı. Resmi açıklamalara göre silahlı çeteler Hama’da 13 askeri öldürdüler. Gene devlet haber ajansı SANA’nın bir kadına dayandırdığı haberinde, silahlı kişiler bir taksiye el koyarak tüm erkekleri katletmişlerdi.
Bu arada SANA haber ajansı ve televizyon kanalları, İçişleri Bakanlığı’nın bir duyurusunu da ilan ettiler. Buna göre 5–12 Kasım arasında her kim ki silahını getirip polis karakoluna teslim ederse, genel aftan yararlanacaktı. [14]
10 Kasım 2011’de, Esad’a Arap ülkelerinden “sığınma hakkı” verilmek istendiği haberi duyuldu. Bu konuda ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Jeffrey Feltman, “Arap liderlerin Esad’ın kaçınılmaz gidişini hızlandırmak için sığınma hakkı verme isteklerini Amerikan yönetimine ilettiklerini”, ifadeyle ayrıca “Neredeyse konuştuğum bütün Arap liderler aynı şeyi diyor; Esad rejimi son ermeli. Suriye’de değişim kaçınılmaz!” şeklinde sözlerini sürdürdü. [15]
12 Kasım 2011’de Arap Birliği yeniden toplandı ve toplantı sonunda dönem başkanı Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Hamad bin Casım ile Arap Birliği Genel Sekreteri Nebil el-Arabi tarafından, “Suriye rejiminin, Arap Birliği'nin çalışma planını uygulamadığı için Beşşar Esad rejimiyle ilişkilerin askıya alındığı” açıklaması yapıldı. Bu arada Suriye yönetimine ilave yaptırımların da getirileceği bildirildi. Keza, Suriye muhalefeti de “geçiş sürecini konuşmak üzere” Arap Birliği’nin Kahire’deki genel merkezine davet edildi. Arap Birliği’nin bu kararı Suriye’nin resmi haber ajansı SANA’ya beyanat veren Suriye’nin Arap Birliği nezdindeki Büyükelçisi Yusuf Ahmed tarafından; “Bu karar, ortak Arap girişiminin sonu anlamına geliyor ve Arap Birliği yönetiminin Amerikalılar ve Batılılar tarafından dikte edilen bir program izlediğini ispatlıyor!” şeklinde eleştirildi. [16]
Suriye yönetimi bununla da yetinmeyerek, aynı gün Arap Birliği Genel Sekreterliği’nden konunun negatif yönlerini açıklığa çıkarmak maksadıyla bir “Özel Zirve” talebinde bulundu. [17]
Arap Birliği, Suriye’nin Birlik üyeliğinin askıya alınmasının ardından yeni bir hamle daha yaptı. 14 Kasım’da Birlik Genel Sekreteri Nebil el-Arabi, içinde askeri uzmanların da bulunacağı 500 kişilik bir heyetin Suriye’ye gönderilmesi için karar alındığını bildirdi. Bu heyetin, Suriye’nin de istediği gibi “”gerçekleri ortaya çıkarmaya yönelik çalışmalar” yapması planlandı. [18]
14 Kasım 2011’de Ürdün Kralı Abdullah da Esad’ın hatalara devam ettiğini ifadeyle, “Esad’ın yerinde olsam, statükoyu değiştirmek için çoktan çekilirdim!” diyerek, Esad’dan desteğini çektiğini bir kez daha dünya kamuoyu ile paylaştı. [19]
Arap Birliği’nin Esad rejimine verdiği, 19 Kasım 2011 akşamına kadar Suriye’ye gözlemci gönderme teklifi kabul edilmezse ekonomik yaptırım uygulanacağı ültimatomu, 18 Kasım 2011’de prensip olarak kabul edildi. [20]Nihayet, 27 Kasım 2011’de bir bakıma bir Arap devletinin ipini çekmeyi Arap dünyasına vermektense, kendileri çekmeyi uygun gördüler. Ve Arap Birliği’nden Suriye’ye ekonomik yaptırımlar başlatıldı.
Sonuç
Uluslararası kamuoyunda Suriye’yi doğrunda karşısına alan Batı ülkeleri (ABD ve AB)’ ve Türkiye’nin yanı sıra, Arap Birliği de eklendi. Hatta bunların içerisinde “Arap Baharı”nı yaşayarak rejimleri değişen Tunus, Libya ve Mısır gibi ülkeler de var. Arap Birliği’nin bu son hamlesi Esad’ın etrafındaki çemberi biraz daha daralttı. Bundan sonra Suriye’ye ekonomik yardım bir yana, aksine muhaliflere yardım yapılırsa sürpriz sayılmamalı. Bunun anlamı ise iki türlü görülebilir:
a. Esad yönetimi daha fazla öfkelenerek, şiddeti daha da artırabilir.
b. Arap Birliği’nden alınan silah ve para yardımı ile güçlenen muhalifler, Esad rejimini oldukça sıkıştırabilir. Bu ise şiddetin artışına sebebiyet verebilir. Her ikisinin sonunda insanlık dramlarının yaşanabileceği bir gelişmeye yol açabilir. İnsanlık dramının yaşanması hali ise dünya basını tarafından acite edilerek, BM şemsiyesi altında Suriye’ye önce ağır yaptırımlar, ardından ambargo, hatta askeri müdahaleye kadar giden gelişmeler yaşanabilir…
Rusya artık Esad’ın tutunacağı tek dal haline geldi. Esad’ı bu çıkmaz sokaktan, Suriye’yi de daha az sancıyla Esad rejiminden kurtarabilecek ülke Rusya’dır. Esad ve çevresinin yargıdan muaf olması halinde bir ihtimal çekilmesi mümkün olabilir. Bunun garantisini ise ABD’den sadece Rusya alabilir. Ama ne karşılığında? Herhalde bununla ilgili pazarlık iki ülke arasında çoktandır başlamış olmalı…
Rusya, pazarlığı uzatmak isterse, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) desteklenerek, Suriye içten çökertilmeye çalışılacaktır. Bu ise Suriye’nin etrafına da zarar verecek, insanlık dramına yol açabilecek bir iç savaşı getirebilir. Sonu gene dışarıdan müdahaledir!
[1] Arabische Liga beschließt Sanktionen”
[2] Jeremy Salt, “Healing Arab divisions”, Euroasia Critic, Vol III, September, 2010, p. 16.
[3] Steven A. Cook, “Unholy Alliance: How Syria is Bringing Israel, Iran, and Saudi Arabia Together”, 9.05.2011, http://www.theatlantic.com/international/archive/2011/05/unholy-alliance-how-syria-is-bringing-israel-iran-and-saudi-arabia-together/238084/
[4] Astrid Frefel, “Saudischer König lässt Assad fallen”, 08.08.2011, http://derstandard.at/1311802990798/Saudischer-Koenig-laesst-Assad-fallen
[5] “Suudi Arabistan Şam Elçisini Çekti”, 08.08.2011, http://www.cnnturk.com/2011/dunya/08/08/suudi.arabistan.sam.elcisini.cekti/625357.0/index.html
[6] “El Cezire ve El Arabiya ile ilgili müthiş iddia”, 3.10.2011, http://www.hurriyet.com.tr/planet/18890664.asp?utm_source=twitterfeed&utm_medium=twitter
[7] “Arabische Liga verlangt ‘nationalen Dialog’ in Syrien”, 17.10.2011, http://derstandard.at/1318725974731/Unterdrueckte-Opposition-Arabische-Liga-verlangt-nationalen-Dialog-in-Syrien
[8] Alastair Crooke, “The ‘great game’ in Syria”, 22.10.2011, http://www.atimes.com/atimes/Middle_East/MJ22Ak01.html
[9] Beşar Esad Arap Birliği ile anlaştı”, 1.11.2011, http://www.cnnturk.com/2011/dunya/11/01/besar.esad.arap.birligi.ile.anlasti/635306.0/index.html
[10] “Assad ringt um einen diplomatischen Ausweg”, 31.10.2011, http://derstandard.at/1319181626539/Assad-ringt-um-einen-diplomatischen-Ausweg
[11] “Beşar Esad Arap Birliği ile anlaştı”, agy.
[12] “Arabische Liga: In 15 Tagen soll Friedensplan umgesetzt sein”, 04.11.2011, http://derstandard.at/1319181948990/Arabische-Liga-In-15-Tagen-soll-Friedensplan-umgesetzt-sein
[13] “Suriye, orduyu kentlerden çekmeye hazırlanıyor”, 3.11.2011, http://dunya.milliyet.com.tr/suriye-orduyu-kentlerden-cekmeye-hazirlaniyor/dunya/dunyadetay/03.11.2011/1458822/default.htm
[14] “Regierung verspricht Amnestie, drei Tote bei Protesten”, 04.11.2011, http://derstandard.at/1319181948990/Regierung-verspricht-Amnestie-drei-Tote-bei-Protesten
[15] “Esad’a sığınma teklifi yağıyor”, Milliyet, 11.11.2011.
[16] “Arap Birliği de Esad’a sırtını döndü”12.11.2011, http://www.cnnturk.com/2011/dunya/11/12/arap.birligi.de.esada.sirtini.dondu/636521.0/index.html. Ayrıca bkz: “Arabische Liga suspendiert Mitgliedschaft Syriens”, 13.11.2011, http://derstandard.at/1319182673025/Gewalt-verurteilt-Arabische-Liga-suspendiert-Mitgliedschaft-Syriens
[17] “Syrien fordert Sondergipfel nach Ausschluss aus Liga”, 13.11.2011, http://derstandard.at/1319182697813/Arabische-Liga-Syrien-fordert-Sondergipfel-nach-Ausschluss-aus-Liga
[18] “Arap Birliği: Suriye’ye 500 gözlemci göndereceğiz”, 14.11.2011, http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1202087&title=arap-birligi-suriyeye-500-gozlemci-gonderecegiz
[19] “Jordaniens König fordert Assad zum Rücktritt auf,” 14.11.2011, http://derstandard.at/1319182761601/Jordaniens-Koenig-fordert-Assad-zum-Ruecktritt-auf
[20] Ancak, bu teklifin kabul edildiği Cuma günü de Hama, Dera, Şam banliyölerinde göstericilerle çıkan çatışmada biri 14 yaşında gene ölenler oldu. Bkz: “Assad-Regime akzeptiert ausländische Beobachter”, 18.11.2011, http://www.spiegel.de/politik/ausland/0,1518,798663,00.html
http://www.turksam.org/tr/a2535.html |