Üye Girişi | Yeni Üyelik
   23 Şubat 2012 Perşembe
Ortadoğu ve Afrika
Rusya – Ukrayna
Kafkasya
Türkistan
Asya – Pasifik
Güney Asya
Türkiye
Balkanlar
Amerika
Avrupa Birliği
Kıbrıs
Jeopolitik ve Strateji
Sivil Toplum Kuruluşları
Uluslararası Hukuk
Çok Taraflı İkili İlişkiler
Bilgi Yönetimi
Bilim ve Teknoloji Araştırmaları
Proje ve Kalkınma Yardımları
Medya
Uluslararası Örgütler
Karadeniz
Hakkımızda
Başkan
Yönetim Kurulu
Danışma Kurulu
Bilim Kurulu
Kadromuz
Temsilcilerimiz
TÜRKSAM'da Staj
Bağlantılar
E-Kitap
TÜRKSAM
Adres : Oğuzlar Mahallesi, Türkocağı Cad. 1388. Sok (eski 32. Sok), No: 52
Balgat / ANKARA

T :  0090. 312. 285 31 00 - T: 0090. 312. 285 00 66
F : 0090. 312. 285 00 71
Suriyelileri Türk Büyükelçiliğine Saldırmaya ve Türk Bayrağı Yakmaya İten Sebepler
15 Kasım 2011 Suriye [10] [12] [14] [16]
Doç. Dr. Celalettin Yavuz
Doç. Dr. Celalettin Yavuz
TÜRKSAM Başkan Yardımcısı
Terör Enstitüsü
Hakkında - Arşivi

13 Kasım 2011 Pazar günü Suriye’de başkent Şam, Halep ve Lazkiye’de bir araya gelen Baas rejimi yanlıları, rejim lehinde gösteri yaptılar. Ancak bir süre sonra bu göstericiler grubu bir “güruh” haline gelerek Türk Büyükelçiliği ile diğer iki şehirdeki Türk konsolosluklarına saldırdılar. Üstelik Türk Bayrağı’nı yakma yanlışlığını da yaptılar. Oysa bu insanlar, kuzey komşuları Türkler için bayrağın ne kadar kutsal ve önemli olduğunu bilmektedirler.
 
Burada sorulması gereken; acaba Suriyeli rejim yandaşlarını Türk Bayrağı’nı yakmaya kadar götüren sebepler nelerdir? Acaba bu göstericiler içerisinde Türkiye-Suriye ilişkilerini “çatışmaya” taşıyacak provokatörler var mıdır? Bu yazıda Bu sorulara cevap vermeye çalışıldı.
 
Suriye’deki gelişmelerle ilgili değerlendirmelerinin ana hatları şöyle idi:
Arap Birliği; Birliğin üyesi Yemen, Bahreyn, Umman ve Sudan gibi ülkelerde de göstericilere yapılan katliam ve baskıları görmezlikten gelirken, Suriye’ye karşı çifte standart uyguladı. Bu sebeple Suriye yönetiminin göstericilere karşı ateş açması yanlış, ancak Arap Birliği’ne “ABD’nin istediğini yaptınız!” şeklindeki feryadı doğruydu.
 
Türk Büyükelçiliği’ne ve konsolosluklarına yapılan saldırı kabul edilemez iken, bu hareketlerden kısa bir süre sonra özür dilenmesi ise uygun olmuştur. Ancak, görünen o ki, Suriye’de Baasçılar dünyada en fazla Türkiye’den nefret eder hale getirilmişlerdir. Bunun sebeplerinin analizine ihtiyaç vardır. Bu nefretin gerekçeleri, Suriyelilerin penceresinden bakılacak olursa (empati yapılacak olursa), kabaca şöyle düşünülebilir:
 
a. Ağustos 2011’de “Sömürge Valisi gibi” Şam’a giden Dışişleri Bakanı Davutoğlu, dönüşü sonrası Suriye isteklerimizi yapmayınca, bu en çok övünülen “stratejik ortak”la ipleri koparma yoluna gitmiştir.
 
b. Bu tarihten sonra Türkiye, evvelce karışmadığı Suriyeli muhaliflerin İstanbul’da “Ulusal Konsey” kurmalarına izin ve hatta onlarla görüşerek destek vermiştir.
 
c. Başbakan R. Tayyip Erdoğan, BM Genel Kurulu’ndan dönüşünde 26 Eylül 2011’de, bir soru üzerine Suriye Cumhurbaşkanı Esad için “Bize yalan söyledi!” dedi. Bu bir ülke devlet başkanına ve devlet adamına, bir diğer devlet adamının söyleyeceği ve sözünü kamuoyu ile paylaşabileceği bir fiil olmamalıydı. Etkisi derin yaralar bırakabilirdi. Anlaşıldığı kadarıyla da bırakmış!
 
ç. Özel Suriye Ordusu (ÖSO)’nun komutan ve subayların Hatay’daki sığınaklarda barınmalarının yanı sıra, buradan Suriye’deki silahlı muhalefeti yönlendirmelerine de ses çıkarılmamıştır.
 
d. Yaygın bir şekilde Türkiye’den Suriye’ye silah sevk edildiği propagandası yapılmaktadır. Bu propagandayı yapanlar da, her ne hikmetse, kendileri Suriye’ye askeri müdahale yapmayı düşünmeyen ülkeler (İngiltere, Fransa ve ABD gibi)’dir.
 
Sadece bu kadarcık gerekçe bile, Suriye yönetimi tarafından “Dost ve stratejik ortak Türkiye, bir de düşman olsa daha ne yapabilirdi?” şeklinde sorgulanmaktadır.
 
Suriye coğrafyası, bundan böyle Türkiye aleyhinde her türlü provokasyonun odağı haline gelebilir. Hatta Türkiye’yi Suriye’ye saldırtmak için, Suriye dışı fitne odakları tarafından PKK ya da bir başka terör örgütü Türkiye’de terör faaliyetlerinde bulunabilir. (Türk Büyükelçiliğine tecavüz edenler arasında provokatör olması da kuvvetle muhtemeldir.) Bu tip örtülü hareketleri İngilizlerin yakın bir zamana kadar Irak’ta yaptıkları bilinmektedir…
 
Dışişleri yönetimi, “kraldan çok kralcı” bir tutumla, Türkiye’yi Suriye’ye karşı en şiddetli hareket eden ülke haline getirdi. Bu ise, Türkiye’nin geleneksel “Yurtta sulh, cihanda sulh” politikasından farklı ve biraz Atlantik ötesinin “dümen suyunda” gibi gözüken bir politikaya benzemektedir.
 
İran’a karşı da bir başka oyun sahnelenmektedir. Türkiye bir yıl içerisinde dış politikada İran’a karşı da bir “U” dönüşü yaptı. Bunun izahı mümkün değil. Zira Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Arap Birliği ile “işbirliği” içerisinde hareket etmesi anlaşılır gibi değildir. Bunun anlamı Türkiye’nin de çifte standart uygulamakta olduğudur.
 
Üstelik mazlumların ezildiği “Büyük Ekonomik Güç” Çin gibi ülkelere kafa tutamamazlık da değil mesele. Arap Birliği’nin üyeleri Yemen, Bahreyn, Umman gibi ülkelerde göstericiler katledilirken, Arap Birliği’ne dönüp de; “Suriye konusunda haklısınız! Ancak bu ülkelerdeki insanlar da Allahın kulu değil diyemeyen bir anlayış var.
 
Keza, Uluslararası Mahkeme’nin kararıyla mahkûm olan Sudan’da 400 bin kişinin katline sebebiyet veren el-Beşir’e kucak açan bir zihniyetin Suriye’deki insanları düşündüğünü söylemesi inandırıcı değildir. Buna birileri çıkıp da “Reel politika!” derse, kimsenin inanmayacağını bilsin!
 
Sonuç
 
Türk Bayrağı’nın yakılmasının hesabı sadece Suriye’den sorulmamalı, Suriyelileri bu öfke seline iten sebepler aranıp bulunmalı ve onarılmalıdır. Ancak, bundan böyle Suriye’deki Türk unsurlarına en ufak bir zarar gelmeyecek şekilde önlem alınması ve aldırılması sağlanmalıdır.
 
Suriye’deki gelişmeler hemen hiçbir Türk’ün hoşuna gitmemektedir. Ancak, Suriye de netice itibariyle Suriyelilerindir Arap Yarımadası’ndaki ülkelerden Yemen, Bahreyn ve Umman’da da kan gövdeyi götürürken ve göstericiler üzerine güvenlik güçleri ateş açarken, nasıl bu ülkelerdeki sorunlar Türkiye’nin “İç Meselesi” değilse, Suriye’deki de değildir. Dış politikada öfkeye değil, akıl-mantık ve sağduyuya yer vardır. Ancak görünen o ki, Türkiye’nin aklı Atlantik ötesinin dümen suyuna takılmış gibidir.
 
Türkiye’nin, Suriye’ye silah sevk ettiği yönündeki iddiaları da çürütmesi gereklidir. Türk dış politikasında böylesi bir ihtimale inanılmamaktadır. Ancak, iddiaları yalanlamak için adım atılmadığını görmek de şaşırtıcıdır!


http://www.turksam.org/tr/a2526.html
Arkadaşına Gönder 874 kez okundu Yazdır
Paylaş: Google Yahoo FaceBook Mixx
Digg StumbleUpon Del.icio.us reddit Twitter
 
Yorumlar
   Başlık : 
  Yorum : 
(Yorum larınızı yaparken '<' ve '>' işaretlerini kesinlikle kullanamazsınız.) 

* Yorum yapabilmeniz için 'Üye Girişi' yapmanız gerekmektedir.

  
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Sitede Ençok Okunanlar
Osmanlı Devletinde Ermeni Sorunu Ve Avrupa Devletlerinin Ermeni Politikaları
49435 kez okundu.
Türklerde Yeni Yıl: Nevruz Bayramı ve Törenleri
32154 kez okundu.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi Yetmiş Yaşında
19163 kez okundu.
İran’ın Nükleer Çabaları: Hedefler, Tartışmalar ve Sonuçlar
17728 kez okundu.
Yeni Global Oyun ve Hazar’ın Statüsü
16032 kez okundu.
Sitede Ençok Yorumlananlar
Atatürk’ün Türk Dünyasına Bakışı!
10 defa yorumlandı.
PKK Terör Örgütü’nün Dağdan İnmesi ve Karşılanmasındaki Sorunlu Süreç
6 defa yorumlandı.
Ermenistan ile İmzalanan Protokoller ve Bundan Sonraki Riskli Sürecin Analizi
5 defa yorumlandı.
Gazze’ye Yardım Girişimi ve İsrail Saldırısının Soğukkanlı Analizi
5 defa yorumlandı.
Türklere Karşı Yapılan Soykırımlar ve Hocalı Soykırımı
4 defa yorumlandı.
Copyright © 2004 - 2012 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır.
Şu an sitemizde gezinen 521 ziyaretçi, 0 üyemiz bulunmaktadır.
Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)
En iyi 1024x768 görüntülenir.