Üye Girişi | Yeni Üyelik
   21 Mayıs 2012 Pazartesi
Ortadoğu ve Afrika
Rusya – Ukrayna
Kafkasya
Türkistan
Asya – Pasifik
Güney Asya
Türkiye
Balkanlar
Amerika
Avrupa Birliği
Kıbrıs
Jeopolitik ve Strateji
Sivil Toplum Kuruluşları
Uluslararası Hukuk
Çok Taraflı İkili İlişkiler
Bilgi Yönetimi
Bilim ve Teknoloji Araştırmaları
Proje ve Kalkınma Yardımları
Medya
Uluslararası Örgütler
Karadeniz
Hakkımızda
Başkan
Yönetim Kurulu
Danışma Kurulu
Bilim Kurulu
Kadromuz
Temsilcilerimiz
TÜRKSAM'da Staj
Bağlantılar
E-Kitap
TÜRKSAM
Adres : Oğuzlar Mahallesi, Türkocağı Cad. 1388. Sok (eski 32. Sok), No: 52
Balgat / ANKARA

T :  0090. 312. 285 31 00 - T: 0090. 312. 285 00 66
F : 0090. 312. 285 00 71
Meclis AKP Hükümetine İsrail’le Savaş İçin Onay mı Verdi?
10 Eylül 2011 İsrail [10] [12] [14] [16]
Doç. Dr. Celalettin Yavuz
Doç. Dr. Celalettin Yavuz
TÜRKSAM Başkan Yardımcısı
Terör Enstitüsü
Hakkında - Arşivi

1 Eylül’de BM’de “Palmer Raporu”nun sızdırılmasıyla birlikte, uzun zamandır “sağduyu”dan yoksun Türk Dış Politikası yeni bir yanlışlığa doğru yelken açtı. Tıpkı Ağustos 2011 ayı içerisinde Şam’da Suriye Devlet Başkanı Beşşar el-Esad ile görüştükten sonra, uluslararası ilişkiler bilimine “bıçak çeken” bir üslupla “Sözün bittiği yerdeyiz!” şeklindeki yanlış ifadede de olduğu gibi, öfke ile kalkan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, doğrusu hayal mahsülü “Komşularla Sıfır Sorun Politikası” günlerindeki etrafa gülücükler dağıtan günlerini bile arattı!
 
Dış Politikada “Acemiler Mangası” Görünümü
 
“Akdeniz’in en uzun sınırları” olan bir ülke olunmasa dahi, hatta bu denizde hiç bir kıyısı olmayan ülkelerin dahi Akdeniz’de çıkarları vardır. Yani Rusya’nın, Gürcistan’ın, ABD’nin, hatta hiçbir denizde kıyısı bulunmayan, ancak denizde gemi dolaştıran İsviçre’nin dahi Akdeniz’de çıkarları vardır! Dışişleri Bakanı neden böyle “Acemi” bir ifade kullandı anlamak mümkün değildir…
 
O günden sonra tüm basın ve yayın organlarında Türkiye-İsrail arasında olası savaş senaryoları yazılmaya, bu senaryolar üzerinden de türedi strateji ve askeri uzmanların değerlendirmeleri sıralanmaya başlandı. Nasıl olsa bekara eş boşamak kolay ya…
 
Hele de Başbakan R. Tayyip Erdoğan 8 Eylül 2011’de el-Cezire televizyonuna verdiği röportajda “Gazze’ye gidecek yardım gemilerini Türk Donanması”nın koruyacağını söylemesinden sonra, çok daha seri savaş senaryoları üretilmeye başlandı. Bu maksatla Avrupa’da birkaç ülkedeki gazete/dergilere yorum gönderen muhabirler bizleri de aradılar. Başbakan Erdoğan’ın Türk Donanması ile ilgili ifadeleri “Doğrudan Çatışma”yı çağrıştıran ve gerilimi artıran bir ifadeymiş çünkü!
 
Başbakan Erdoğan’ın bu sözü niye sarf ettiğini de anlayabilmek mümkün değildir! Zira İsrail’in halen kendi hükümranlık sahası gibi kabul gören Gazze Şeridi’ne uyguladığı abluka sahasına gönderilecek tüm kara-deniz ve hava araçlarının durdurulacağı ve kontrol edileceği 2007 yılından beri ilan edilmiştir. Nitekim 31Mayıs 2010 tarihindeki “Mavi Marmara” olayına kadar da tüm ülkeler İsrail’in bu ”Abluka” uygulamasına itiraz etmemiş ve abluka kurallarına uymuşlardır. Hatta Türk Kızılay dahi Gazze Şeridi’ne insani yardım malzemeleri ile sağlık mensuplarını İsrail’in kontrolü altında intikal ettirmiştir. Diğer ülkelerin insani yardım malzemeleri ve sağlık personeli yardımları da aynı yolu izlemiştir. Bu arada kimliği tam olarak tespit/teşhis edilemeyen, ya da HAMAS’a yardım ettiği belirlenen sağlık personeli de Gazze Şeridi’ne sokulmamıştır. Tüm bu özetlenen hususlar AKP Hükümeti tarafından da bilinmekteydi. Maksadımız İsrail’in avukatlığını yapmak değildir. Ancak, “Acemiler Mangası” şeklinde dış politikayı yönettiklerini sananların yanlışlarının da gösterilmesinde yarar görülmüştür.
 
Bir oldubitti ile Mavi Marmara Gazze Şeridi’ne doğru rota tuttu. Oysa İsrail daha önce “Abluka sahasına girecek tüm kara, deniz ve hava vasıtalarını” durdurup, kontrol edeceğini ilan etmişti. Zaten ablukanın geçerli ve etkili olması için bu şartlar gerekliydi. Türk Dışişleri Bakanlığı’nın da abluka gereği neler olabileceğini bilmemeleri mümkün değildi. Neticede “İHH”ya o gün için sözünü geçiremeyenler, Mavi Marmara’yı “Saldım çayıra, Mevlam kayıra!” diyerek adeta gözünü kan bürümüş İsrail’in bugüne kadarki en “radikal” hükümetinin kucağına gönderdi… Ve olanlar oldu. Mavi Marmara’ya yapılan İsrail’in askeri harekâtında İsrail’in bağışlanacak hiçbir yanı yoktur. Zira sabah alacakaranlığında ve abluka sahasının çok uzağında, tam bir “düşmanca” harekâtla, üstelik de gemi çatışma kurallarına uygun olmayan şekilde saldırıya uğramıştır. Öldürülen 9, yaralanan 14 Türk’ün hesabını İsrail vermek mecburiyetindedir. AKP Hükümeti bu hesabı sormuş, ancak pek çok uluslararası ilişkilerdeki acemiliği gibi burada da sınıfta kalmıştır…
 
AKP Hükümeti, ya da “Acemiler Mangası” görünümündeki Dışişleri Bakanlığı da tehlikenin geleceği ayan beyan olmasına rağmen, neden intikalden alıkonulmadığının hesabını bizlere vermesi gereklidir. Oysa bu güne kadar ölen ve yaralananların hesabını ne İsrail’den sorabilmiş, ne de geminin bilebile tehlikeye yelken açmasının hesabını millete verememiştir. Nitekim Palmer Raporu’nda da Mavi Marmara’nın istenilse alıkonabileceği ima edilmektedir.
 
Başbakan Erdoğan’ın Savaşı Çağrıştıran Tehlikeli ve ‘Ehliyetsiz’ İfadeleri
 
Tamamen yanlışlıklar komedyası üzerine kurulan “Mavi Marmara” olayı, gün gelmiş Türkiye’yi savaş senaryolarının tartışıldığı ortama sürüklemiştir. Üstelik Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)’nin çatışma ya da savaş halleri ile ilgili henüz bir “Tezkere”si olmaksızın…
 
Başbakan Erdoğan’ın el-Cezire televizyonuna verdiği röportaj tam bir “Tek Adam” sultasının var olduğunu göstermektedir. Erdoğan, Gazze Şeridi’ne gidecek yardım gemilerinin Türk Donanması tarafından korunacağını söylemiştir. Yani Türk Donanması da Gazze Şeridi’nin deniz abluka sahasına girecektir. Bunun anlamı ise, İsrail’in ”Ablukayı idame” zorunluluğu sebebiyle Türk Donanma unsurlarına, ya da korudukları ticaret gemisine taciz ya da hasar vermeleri halinde çatışmanın başlaması demektir. Yani savaş! Peki Hükümete bu ”Savaş” iznini ya da onayını Meclis verdi mi? Hayır! O halde Başbakan Erdoğan hangi hakla bu konuda “Tek Adam” yanlışlığına ya da pozuna bürünmektedir? 75 milyon nüfuslu Türkiye’nin geleceği ile ilgili çok önemli ve üstelik de savaş hali nasıl olur da bir tek kişinin iki dudağının arasında olur?
 
Burada Dışişleri Bakanlığı’nın sağduyu sahibi olduğuna inandığım bürokratlarına bir kez daha seslenmekte yarar görülmüştür: Lütfen dış görev ya da siyasi iktidara yakın olma düşüncesiyle değil, evvelce her zaman yapıldığı gibi ”Türkiye Cumhuriyeti” ve çocuklarımızın geleceği için “Dış Politika” kurallarının gereğini yapınız. Yani dışpolitikayı uygulama konusunda bakanı ve hükümeti ikna ediniz. Çünkü gelinen ve izlenen yolun uluslararası ilişkiler bilimi açısından elle tutulur bir yanı yoktur. Zira ülke göz göre göre savaşa sürüklenmektedir. Üstelik ne uğruna?
 
HAMAS’ı ya da Filistin’i düşünenlerin samimi olduğuna inanabilmek mümkün değildir. Zira bu ”insani” duyguları kabaranların HAMAS için harcadıkları enerjinin yarısını Türkiye’nin “Kıbrıs, Dağlık-Karabağ, AB, Türk dünyası vb” milli davalarında harcamadıkları hemen görülecektir. Üstelik 21. yüzyıl Türkiye’sinde hiçbir kişi milletin tecelli eden siyasi tercihinin üzerinde kendisini göremeyeceğini bilmesi gereklidir. Yüce Meclis henüz Başbakan Erdoğan ya da Dışişleri Bakanı Davutoğlu’na savaş ya da çatışma konusunda bir izin vermemiştir. Verilen tek izin Ekim 2007’den buyana her yıl tekrarlanan şekilde Irak kuzeyindeki PKK terör örgütü PKK’ya karşı sınır ötesi harekâttır. Ne yazık ki buraya da kara harekâtı yapmaktan çekinen bir siyasi irade hâkimdir.
 
Bu arada CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Recep Tayyip Erdoğan’a soruyorum: Gazze’ye yardım götüren gemilere Türk savaş gemileri nereye kadar refakat edecek? Gazze limanına kadar mı yoksa uluslararası sularla mı sınırlı kalacak? Gazze limanına kadar gidecekseniz seni alnından öpeceğim!”[1] şeklindeki tahrik edici, ancak çözüme katkısı olmayan ifadeleri de kabul etmek mümkün değildir.
 
Sonuç
 
Yüzyıllardır devlet yönetme geleneğine sahip bir milletin ne yazık ki, güvenlik politikasında olduğu gibi dış politikasının da, Türkiye’nin tecrübe ve milli gücüne uygun olmayan, gerçeklerden uzak bir şekilde yönetildiği görülebilmektedir.  Dış politikada “HAMAS”etle hareket etmek yerine, enerjimizin daha öncelikli milli meselelere (Kıbrıs, Dağlık-Karabağ, Türk dünyası ile ilişkiler, AB-Türkiye ilişkileri vb) verilmesi çok daha yararlıdır.
 
Dış politikada ipleri koparmak değil, ilişkileri ülke çıkarları için devam ettirebilmek esastır. Hatta bu esas savaş zamanı bile geçerlidir. Bunun için de öfkeyle değil, ”sabır ve sağduyu” ile kalkmak ve çözüm için uğraşmak esastır
                                                              
Dışişleri Bakanlığı’nın evvelce “Top Ten” diye adlandırılan “akil” büyükelçilerinin yerine yenilerinin de yetiştiğinden kuşkumuz yoktur. Ama lütfen ortaya çıksınlar ve bu acemiler mangası yönetimindeymiş izlenimi veren bakanlığı ikna için çaba sarf etsinler. Aksi halde “Bir delinin attığı taşı 40 akıllının çıkaramadığı” günleri yaşamak işten bile değildir. Tabii bir de dış politikada beyanatı Başbakan ya da Dışişleri Bakanı değil, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün vermesinin daha sağlıklı bir yol olduğu unutulmasın!
 
Son Söz: Hükümetin yapacağı en iyi işlerden biri de “Öfkeyle kalkan” yerine, sabırlı ve ilişkileri Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda düzeltmeye çalışacak yeni bir Dışişleri Bakanı bulmak olmalıdır. Zira ünlü Hariciyeci Henry Kissinger’in dediği gibi, dış politika sorununu kitabındaki gibi kendisi yaratan akademisyen Bakan, akademisyen iken kitabına göre çözdüğü sorunu kucağında bulunca çözmekte tamamen acemi kalmıştır! Türkiye gibi bir ülkenin ise sorunu kucağında bulduğunda öfkelenip panikleyen biri yerine, daha ehil ve sağduyu sahibi bir Dışişleri Bakanı’nı hak ettiği düşünülmektedir. İçerde yanlışların telafisi zor da olsa mümkündür. Ama dış politikadaki yanlışların telafisi yoktur!
 


[1] “Gemiler Gazze’ye Gitsin Alnından Öpeceğim”, Milliyet, 10.09.2011.


http://www.turksam.org/tr/a2466.html
Arkadaşına Gönder 1576 kez okundu Yazdır
Paylaş: Google Yahoo FaceBook Mixx
Digg StumbleUpon Del.icio.us reddit Twitter
 
Yorumlar
   Başlık : 
  Yorum : 
(Yorum larınızı yaparken '<' ve '>' işaretlerini kesinlikle kullanamazsınız.) 

* Yorum yapabilmeniz için 'Üye Girişi' yapmanız gerekmektedir.

  
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Sitede Ençok Okunanlar
Osmanlı Devletinde Ermeni Sorunu Ve Avrupa Devletlerinin Ermeni Politikaları
51397 kez okundu.
Türklerde Yeni Yıl: Nevruz Bayramı ve Törenleri
36741 kez okundu.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi Yetmiş Yaşında
19831 kez okundu.
İran’ın Nükleer Çabaları: Hedefler, Tartışmalar ve Sonuçlar
18400 kez okundu.
Türklere Karşı Yapılan Soykırımlar ve Hocalı Soykırımı
16951 kez okundu.
Sitede Ençok Yorumlananlar
Atatürk’ün Türk Dünyasına Bakışı!
10 defa yorumlandı.
PKK Terör Örgütü’nün Dağdan İnmesi ve Karşılanmasındaki Sorunlu Süreç
6 defa yorumlandı.
Ermenistan ile İmzalanan Protokoller ve Bundan Sonraki Riskli Sürecin Analizi
5 defa yorumlandı.
Türklere Karşı Yapılan Soykırımlar ve Hocalı Soykırımı
4 defa yorumlandı.
Türk-İsrail İlişkileri Kopma Noktasında
4 defa yorumlandı.
Copyright © 2004 - 2012 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır.
Şu an sitemizde gezinen 1291 ziyaretçi, 0 üyemiz bulunmaktadır.
Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)
En iyi 1024x768 görüntülenir.