Suriye’deki “Arap Baharı”, bahar olmaktan çıktı, Suriyeli direnişçileri kasıp kavuran, katleden bir kasırgaya dönüştü. Suriye Devlet Başkanı Beşşar el-Esad, aslında gelinen güne kadar pek çok konuda reform sözü verdi.

Bunlardan bazılarını gerçekleştirdi de. Örneğin yaklaşık 50 yıldır mevcut olan “Olağanüstü Hal”i kaldırdı. Vatandaşlıktan çıkarılmış bulunan 260 bin-300 bin arasındaki kişiye vatandaşlık hakkının geri verildiğini bildirdi. İki kez genel af ilan etti. Ağustos 2011’de Parlamento seçimleri yapılacağını ve yeni Meclis’in de Eylül 2011’de reform yasalarını çıkaracağını söyledi. Hatta son olarak yeni siyasi partiler kurulmasına da izin verdi.
[1] Ancak, her ne hikmetse kendi meşruiyeti ile doğrudan bağlantılı olarak “Cumhurbaşkanlığı Seçimleri” konusunu pek dillendirmedi!
Esad ve Baas Rejimini Durdurmak Üzere Uluslararası Camiada Arayışlar
Her ne kadar “reform” sözleri verilmişse de, Suriye’deki direnişçilere bir taraftan da Baas rejiminin kuvvetleri “Balyoz” gibi inmeye devam etti. D
irenişçilere karşı “demir yumruğun” şiddeti arttıkça mülteci ya da sığınmacı olarak yurtdışına kaçanlar oldu. Sığınmacıların ilk grubu içerisinde yer alan 264 kişilik grup Mayıs 2011 başlarında Hatay vilayeti içerisindeki Yayladağı ilçesine sığınmışlardı.[2] 14 Mayıs’ta ise Suriye kuvvetleri Lübnan sınırı üzerindeki Tel-Kalak kasabasına girmesiyle sayısı 1.000 civarında olduğu söylenen Suriyeli de Lübnan’a kaçtılar. [3] Tel-Kalak’taki baskının ardından da halkın silahlandığı, hatta silahlı karşı koyma sonucunda 150 polis ve askerin öldürüldüğü ileri sürülmüştü.[4]
Suriye’de Baas rejiminin giderek artan baskı ve katliamları üzerine Nisan 2011 sonlarına doğru BM Güvenlik Konseyi harekete geçirildi. Ancak, Rusya’nın karşı çıkması sebebiyle Suriye hükümetine karşı ortak kınamada bulunamadı.
İngiltere, Fransa, Almanya ve Portekiz 25 Mayıs’ta bir kez daha BM Güvenlik Konseyi’ne ‘barışçı protestoculara” ve onların sorunlarını ortaya dökmelerine karşı Suriye’nin son saldırılarının hukuka aykırı olduğunu bildirdiler. Ancak, Sovyetler döneminden kalma sıkı dostluk ve işbirliği sebebiyle Suriye konusundaki hassasiyetini koruyan Rusya, Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov vasıtasıyla 31 Mayıs 2011’de durumu, “Çok tehlikeli bir pozisyon!” şeklinde niteleyerek, ABD ve Batı’yı “Libya’da olduğu gibi Suriye’de de direnişçileri hükümete karşı cesaretlendirecek askeri desteklerin verilmemesi “ konusunda bir kez daha uyardı.
Lavrov, BM şemsiyesi altında Suriye’de çözüm aranmasına karşı olduğunu ifade etti. Bu itirazın gerekçesini de; “Her şeyden önce durum uluslararası barışı ve güvenliği tehdit etmemektedir. İkincisi, Orta Doğu’da çok önemli bir ülke olan Suriye’nin istikrarsızlaştırılması
[5]sınırlarının ötesinde yankı bulabilir!” şeklinde ifade etmiştir.
[6]
Haziran 2011 başlarında ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton “Esad’ın meşruiyetinin neredeyse kaybolduğunu” ifadeyle, uluslararası kurumları Suriye Cumhurbaşkanı’nın makamını bırakmasını talep etmede daha sıkı işbirliğine çağırdı.
[7]
Haziran başlarında Hatay sınırlarına yakın Cisr el-Şigur bölgesinde halkın katliamdan kaçmak için Türkiye’ye sığınanlar için Yayladağı, Altınözü ile Reyhanlı’da üç ayrı sığınmacı kampı kuruldu. Bu gelişme ve devamında baskının artışı üzerine uluslararası kuruluşlar devreye girmek isteyince, gene karşılarında Rusya’yı buldular. 20 Haziran’da
Financial Times’la mülakatında Rus Devlet başkanı Dimitri Medvedev, “Rusya Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi olarak hakkını mutlaka kullanacak. BM Güvenlik Konseyi'nin himayesinde dâhil olmak üzere Suriye için farklı kararları destekleyebilirim. Ancak kesin destekleyemeyeceğim şey Libya için alınan 1973 kararın benzeridir. Çünkü şunu gördük güzel karar acımasız askeri saldırıları haklı göstermek için savunulan kâğıt parçası haline geldi!”
[8] diyerek, Suriye’ye askeri müdahale fırsatına evet demeyeceklerini açıkladı.
Bu arada ABD ve Fransa’nın Şam büyükelçileri Hama kentini ziyaret ettiler. Bu ziyaret sonrasında her iki ülkenin Şam’daki büyükelçiliklerine ve rezidanslarına Esad yanlılarının saldırması, ABD’de ilk kez “Esad” konusundaki fikirleri olumsuzluğa itti. Hillary Clinton, “'Devlet Başkanı Esad vazgeçilmez değil ve onun iktidarda kalması için kesinlikle yatırımda bulunmadık!”
[9] diyerek, Esad’ın artık önemi kalmadığını vurguladı.
Tüm bunlara rağmen Rusya ve Çin’in, hatta Hindistan’ın Suriye konusundaki itirazı sebebiyle BM Güvenlik Konseyi’nde Suriye aleyhine bir karar alınamıyordu. Ancak Ağustos’un başında Ramazan ayının ilk günü Hama’ya giren Suriye tanklarının çok sayıda göstericiyi katletmesi üzerine, ibre Suriye aleyhine iyice dönmeye başladı. 4 Ağustos’ta kabul edilen bu karara göre; Suriye’de giderek artış kaydeden insan hakları ihlalleri ve sivillere karşı kuvvet kullanımı” sert bir şekilde kınandı. BM Güvenlik Konseyi’nin 15 üyesi içerisinde sadece Lübnan bu konuda biraz mesafeli idi. Lübnanlı bir diplomat, bu kınama belgesinin krizi önlemede yararlı olamayacağını söylemişti. Daimi üyelerden bir itiraz gelmediği açıktı. Bu gelişme Fransa Dışişleri Bakanı Alain Juppe tarafından yapılan konuşmada bir “dönüm noktası” olarak nitelendirildi.
Rusya ve Çin’e ilaveten Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika temsilcileri de konuşmalarında Suriye’de düzeltilmeyen bu gelişmeye kuşku ile baktıklarını açıkladılar. ABD Dışişleri Sözcüsü Jay Carney konuşmasında, Suriye Cumhurbaşkanı’nın ülkedeki istikrarsızlıktan bizzat sorumlu olduğunu ifadeyle, “Esad’sız bir Suriye daha iyi olurdu!” şeklinde sert bir eleştiride bulundu. ABD senatörleri de Suriye’ye yaptırım uygulanmasını istediler. Senatör Mark Kirk, ticaretin özellikle de enerji sektörünün bloke edilmesi üzerinde durdu. Bir diğer ABD’li Senatör Joseph Lieberman da tüm bunların demokrasiye geçişi destekleyeceğini ifade etti.
Tüm bunlara karşılık Suriye’ye destek verenler de vardı. İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad,
Euronews ajansına, “Yabancı parmağı olduğuna dair bir yığın işaretler var!” diyerek, “Şayet diğer milletler dışarıdan karışırlarsa, Orta Doğu’nun halkaları da kendi kaderlerini ellerine almalıdırlar!” dedi.
[10]
İran ne yaparsa yapsın, Rusya ve Çin’in de artık Suriye’den yana olmayışı, Suriye’de Baas rejiminin sonunu getirmek için önemli bir gelişmedir.
Türkiye’nin Suriye Karşısındaki Tavrı: “Komşularla Sıfır Sorun” Politikasından “Sorun” Politikasına Dönüş mü?
Daha dün gibi Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun etrafa gülücükler dağıtarak, Türkiye’nin komşularıyla “Sıfır Sorun” politikası güttüğünü söylediği günler. Ya da bir başka bakanın “Bizden öncekiler tüm komşularımızla bizi düşman etmişlerdi. Biz şimdi Ermenistan’la bile ilişkileri düzeltiyoruz!” dediği… Bir şey yapılabilseydi bari! Bin yıldan uzun devlet yönetme geleneği bulunan bir milletin ne yazık ki her şeyi kendilerinin yaptığını sanan böylesi bakanları da oluyor. Oysa AKP döneminde düzeltilen bir ilişki söz konusu bile değildir, ya da “Hamas”et dışında bir politika başarıları bilinmeyenler, en ufak bir sorunda akla karayı seçmektedirler.
Suriye-Lübnan-Ürdün-Türkiye’nin “Orta Doğu’da yeni AT” diye basında allanıp pullandırılmasının üzerinden 9-10 ay bile geçmedi. Bu “Orta Doğu Dörtlüsü” olarak sözde AB’ye rakip olacaktı. Lübnan’da Hariri’nin hükümetten çekilmesiyle daha kurulmadan hasar aldı. Ardından “Arap Baharı”nın önce Ürdün’ü, ama özellikle Mart 2011 ortalarından itibaren Suriye’yi sallamasıyla, “Orta Doğu Dörtlüsü” anılmaz oldu.
“AB” benzeri ekonomik birlik kurulurken, üye ülkelerin evrensel insan hakları ve “Tahkim (Hakem Mahkemesi’ni kabul etme)’i kabul etmesi çok önemlidir. Türkiye dışındaki bu üç ülkede demokrasiye en yatkını Lübnan’dır, ancak o da dış baskıya ve etkilere son derece açıktır. Yani ülke kendi kendisini yönetmemektedir. Dışarıdan oynatılmanın dışında, giderek radikalleşen akım ve grupların etkisiyle de istikrarsızlığa doğru yol almaktadır. Sözde İngiliz modeli monarşinin var olduğu iddia edilen Ürdün’de de neredeyse her şey Kral’ın ağzından çıkacak söze bağlıdır.
Suriye’de ise tipik bir totaliter rejim, başında da adeta Baas’ın en önemli temsilcisi, hatta rejimin ta kendisi olan Beşşar el-Esad oturmaktadır. Baas gibi tek partinin egemen olduğu, hiçbir parti ve Baas’ın belirlediğinin dışında hiçbir kişinin milletvekilliğine ve Cumhurbaşkanlığı’na aday olamadığı bir sistem. Krallıklar bile daha demokratik oysa… İşte bu Suriye’nin bir zamanlar baba Esad’ı (Hafız el-Esad), Türkiye karşıtlığı ile biliniyordu. Fırat’ın suyu için fırtınalar kopmasına sebebiyet vermiş, Hatay’ı kendi toprakları gibi varsayarak PKK terör örgütüne hiçbir ülkenin vermediği desteği vermişti.
Hafız Esad’ı hizaya getirme konusunda geç kalındı. Ama Kasım 1998’de Türkiye uzun yıllar sonra ilk kez gücünü gördü ve caydırıcılığını kullandı. Suriye’ye verilen ültimatomda, şimdi İmralı’da adeta “Aziz” mertebesine getirilen PKK terör örgütü elebaşısı Öcalan için, “Ya bize teslim et, ya da Suriye’den at!” denildi. Suriye de yıllardır barındırıp beslediği terörist başını, “ahde vefa” demeyip attı. Sonunda Adana Mutabakatı imzalandı ve bu ülke ile ilişkiler de böylece düzeldi. Yani, 9-10 ay önce basında Erdoğan-Esad ikilisinin “Kankavari” pozlarını görenler, Türkiye-Suriye ilişkilerini AKP hükümetinin düzelttiğini zannetmesinler.
Tam tersine, AKP hükümeti bugün Suriye-Türkiye ilişkilerini bozma noktasına getirmiştir. “Komşularla Sıfır Sorun” diyenlerin, aslında bu söze inanmadıkları anlaşılmıştır. Ne yazık ki, “Sıfır sorun” söyleminin aslında; AKP hükümetlerince pek çok icraatta profesyonelce ve gündem belirlemek maksadıyla ortaya atılan bir slogan/söylemden öte anlam taşımadığı anlaşılmıştır.
Daha 6-7 ay öncesine kadar “Stratejik Ortak” Suriye ile “Ortak Kabine Toplantıları” yapılırken, bir anda yapılamaz oldu. Ne stratejik ortaklık kaldı, ne de “Kanka”lık! Ağustos başında Esad kuvvetlerinin Hama’ya saldırısı üzerine, uzun bir süredir Suriye karşısında alttan alan Türkiye, “sıfır sorun”u unutup, “Sorunlu Komşu” ile uğraşacağı bir pozisyona bürünmeye başladı.
Ramazan’ın ilk günü Hama’da yaşananlar üzerine Cumhurbaşkanı Abdullah “Ramazan ayının ruhuna uygun bir şekilde, sükunetin sağlanması ve köklü reformların gerçekleştirileceğine dair halkın ikna edilmesi beklenirken, tam aksine Ramazan ayına daha kanlı bir ortamda girilmesi asla kabul edilebilecek ve sessiz kalınabilecek bir gelişme değildir!” diyerek, Esad rejimini eleştirdi. Komşudaki gelişmeleri istihbarat kaynakları vasıtasıyla yakından izlediklerini belirten Cumhurbaşkanı Gül, “Komşumuz Suriye’de olup bitenler zaten var olan kaygımızı çok daha derinleştirmiştir. Öyle ki dün yaşanan olayların görüntüleri hepimizi dehşete düşürmüştür. Mübarek Ramazan ayına girerken Hama’da tankların eşliğinde ağır silahların halka karşı kullanılması beni derinden sarsmıştır!” diyerek, eleştirisini sürdürdü.
[11]
Dışişleri Bakanı Davutoğlu da gülücükleri bir yana bırakarak, “Biz, söz verilen reformlar gerçekleşsin diye beklerken büyük can kayıplarının yaşanması doğru bir şey değil!” diyerek
[12] tepkisini gösterdi.
Başbakan R. Tayyip Erdoğan ise, Ağustos başlarında artık Suriye meselesini Türkiye açısından bir “İç mesele” gibi gördüğünü açıkça seslendirmeye başladı. Başbakan 7 Ağustos 2011 tarihli açıklamasında da Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun 9 Ağustos 2011’de son bir kez daha Suriye Devlet Başkanı Esad’a gönderileceğini, artık katliamların durdurulması gerektiğini ifade etti.
[13]
Bu gelişmeyi 8 Ağustos’ta Başbakanlık’ta
; Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın da katıldığı, “dış güvenlik konularının ele alındığı, genel bir bilgilendirme ve değerlendirme toplantısı” düzenlendi. Bu zirveyi takiben de ABD Büyükelçisi Ricciardione Başbakanlık binasına geldi. ABD Büyükelçisi Başbakanlık’tan ayrılırken, “Gündemdeki konuların üzerinden geçtik!” şeklinde kısa bir açıklama yaptı.[14]
Sonuç
Suriye’deki gelişmeleri “Türkiye’nin iç meselesi” gibi görenler, “komşularla sıfır sorun!” diye ortaya çıkamazlar! Çıkılırsa, bu iki sözden biri yanlış demektir. Aslında o sözün daha güzeli Mustafa kemal Atatürk tarafından “Yurtta barış, dünyada barış!” diye çok daha güzel ve anlamlı bir şekilde söylenmiş ve bu politika izlenmişti.
Aslında Irak bile Suriye’den daha çok “Türkiye’nin iç meselesi!” idi. Ama ne hikmetse aynı duyarlılık gösterilmedi. Bu arada Türkiye’nin, özellikle ABD olmak üzere, bazı ülkelerin “gazı” ile hareket etmesi için de bazı mekanizmalar hizmete kondu. Bunlardan biri de Washington Institute’tur. Bu enstitütü Türkiye ve bölge masasına bakan Türk araştırmacının da etkisiyle ABD’ye, “Suriye’ye karşı Türkiye ile birlikte hareket et!” çağrısında bulunuyor. Hareket tarzları içerisinde ekonomik ambargo, Türkiye’nin Suriye’yi askeri gücüyle tehdidi ve askeri müdahale seçenekleri var.
[15]
ABD ve AB, ekonomik krizler sebebiyle müdahale edebilecek durumda değiller. Bu işi Türkiye’nin başına sarmak gibi bir önsezi var. Dileriz dünün “Komşularla sıfır sorun” sahibi “Güvercinleri”, bugün başkasının ara gazı ile “Şahin” kesilmeye kalkmazlar!
Öte yandan, Suriye’deki gelişmeler kesinlikle Türkiye’nin “iç meselesi” değildir. Ama Türkiye’yi de ilgilendiren bir meseledir. En az Irak politikası kadar yakın ve özenle izlenmesi gereken ilişkilerdir. Suriye’de rejimin devamı halinde Türkiye’ye karşı eski husumet yeniden başlatılacak gibidir. Rejimin değişikliği ise bölgeyi yeni bir anarşik istikrarsızlığa sürükleyebilir. Türkiye, tek başına cengâverliğe soyunarak, milletin kaynaklarını ve insanlarını heba etmemeye özen göstermelidir. Ortak Akıl esastır! Bu aklı ise Meclis’te ve muhalefet partileri ile bulmaya çalışmalıdır!
[1] Suriye’de iktidara geldiği 1963 darbesinden bu yana siyasi partilerin kurulmasını yasaklayan Baas partisi, ülkede yaklaşık 4,5 aydır devam eden, tek parti yönetiminin sona ermesini ve Devlet Başkanı Beşşar Esad’ın gitmesini isteyen gösterilerin baskısı altında bulunuyor. Bkz: “Suriye’de Tek parti Dönemi Sona Erdi”, Milliyet, 26.07.2011
[2] “Suriye’den Kaçanlar Genelkurmay’ı Hareketlendirdi”, 4.05.2011, http://www.cnnturk.com/2011/turkiye/05/04/suriyeden.kacanlar.genelkurmayi.hareketlendirdi/615498.0/index.html
[3] “Armee besetzt Grenzort zum Libanon , 14.05.2011, http://derstandard.at/1304551922533/Armee-besetzt-Grenzort-zum-Libanon
[4] “Suriye Halkından Orduya İlk Kurşun”, Milliyet, 01.06.2011.
[5] Henry Meyer, Brad Cook and Ilya Arkhipov, “Russia Warns NATO Not to Aid Syrian Protesters”, 01.06.2011, http://www.bloomberg.com/news/2011-06-01/russia-warns-u-s-nato-against-military-aid-to-syria-protests-after-libya.html
[6] Henry Meyer, Brad Cook and Ilya Arkhipov, agy.
[7] “Rücktrittsforderungen an Assad reißen nicht ab”, agy.
[8] “Medvedev: Suriye için Libya tarzı karara karşıyız”, 20.06.2011, http://www.haberrus.com/gundem/8369-Medvedev-Suriye-icin-Libya-tarzi-karara-karsiyiz.html
[9] “Clinton: Assad ist nicht unverzichtbar”, 12.07.2011, http://derstandard.at/1308680972621/Clinton-Assad-ist-nicht-unverzichtbar. Ayrıca bkz: “Clinton: Esad vazgeçilmez değil”, 11.07.2011, http://www.haber7.com/haber/20110711/Clinton-Esad-vazgecilmez-degil.php?sayfa=1
[10] “UNO-Sicherheitsrat verurteilt Regime”, 04.08.2011, http://derstandard.at/1311802656731/UNO-Sicherheitsrat-verurteilt-Regime
[11] Gül’den Suriye Çıkışı, 01.08.2011, http://www.cnnturk.com/2011/turkiye/08/01/gulden.suriye.cikisi/624679.0/index.html
[12] “Suriye’ye Müdahale Sinyali...”, 01.08.2011, http://www.cnnturk.com/2011/dunya/08/01/suriyeye.mudahale.sinyali/624647.0/index.html
[13] Başbakan Suriye konusunda; “Biz Suriye konusunu bir dış mesele olarak, bir dış sorun olarak görmüyoruz. Suriye meselesi bizim bir iç meselemizdir. Çünkü bizim Suriye ile 850 kilometre sınırımız var, akrabalık, tarih, kültür bağlarımız var. Dolayısıyla burada olanlar bitenler, bizim asla seyirci kalmamıza fırsat vermez. Tam aksine oradaki sesleri duymak zorundayız, duyuyoruz ve tabii ki gereğini de yapmak durumundayız!” dedi. Bkz: Can İzbul, “Erdoğan: Suriye İç Meselemiz, Gereğini Yapmak Durumundayız”, 07.08.2011, http://www.voanews.com/turkish/news/Erdogan-Suriye-ic-meselemiz-Geregini-Yapmak-Durumundayiz-127078293.html
[14] “Suriye Zirvesinde Sürpriz İsim”, 08.08.2011, http://siyaset.milliyet.com.tr/suriye-zirvesinde-surpriz-isim/siyaset/siyasetdetay/08.08.2011/1424181/default.htm
[15] Soner Cagaptay, Andrew J. Tabler,” How Washington Can Work with Turkey on Syria”, 14.07.2011, http://www.washingtoninstitute.org/templateC05.php?CID=3385