İran’ın iki savaş gemisinin Şubat 2011 ortalarında Süveyş Kanalı’ndan geçerek, Akdeniz’e gireceğinin duyulmasıyla birlikte İsrail’den yükselen itirazlar, yeni bir İran-İsrail gerilimi gibi algılandı. Aslında İran gemileri, taarruzi kabiliyetleri itibariyle büyük ve önemli yankı yaratacak özelliklere de sahip değildir. Yani ne bir uçak gemisi, ne nükleer denizaltı, ne de üzerinde balistik füzeler taşıyan gemiler değildir.
Bunlardan biri 1968 yapımı ve halen envanterinde üç adet kalan Saam sınıfı (NATO kaynaklarında Alvand sınıfı, ya da Vosper Mk 5 tipi) hafif karakol firkateynlerinden biridir. Tam yükte 1.500 ton çeken geminin üzerinde kendisini koruyucu satıhtan satha güdümlü mermi silah sistemi ve topları mevcuttur. İkinci gemi ise 11.000 ton deplasmana sahip, 1977’de İngiltere’de inşa edilerek teslim alınan Kharg (Harg) adındaki bir lojistik destek gemisidir. Yani hiçbir taarruzi özelliği bulunmamaktadır. İsrail ise, İran savaş gemilerinin 1979 İran İslam Devrimi’nden bu yana ilk kez Akdeniz’e geçtiğini, bunun bir provokasyon amaçlı olduğunu ileri sürmektedir. İran da, her iki geminin Suriye ile ortak tatbikat maksadıyla Suriye limanlarına intikal edeceğini açıkladı. İran’ın bu açıklamasına rağmen İran gemileri 48 saatlik bir gecikme sonucunda Kanal’dan geçiş yapabildiler.
İran’ın da iddia ettiği gibi, iki İran gemisinin Süveyş Kanalı’ndan geçişi ile ilgili uluslar arası hiçbir engelleyici hüküm de mevcut değildir. Osmanlı Devleti döneminde imzalanan 1888 tarihli ve uluslararası “İstanbul sözleşmesi” gereği, Mısır’ın savaş halinde bulunmaması halinde gemilerin geçişine izin vermesi gerekmektedir.
Neden Akdeniz’de İran Savaş Gemisi Israrı?
İsrail, bu konuda İran’ın nüfuz genişletme projesinin bulunduğunu ileri sürmektedir. İran İslam Devrimi’nin üzerinden 32 yıl geçtikten sonra İran, evvelce nüfuzunu pekiştirdiği Körfez Ülkelerine ilaveten, yeni bir hamle yaparak, nüfuzunu Körfez ülkelerinin ötesine, Akdeniz’e yaymak istemektedir. Böylelikle özellikle İsrail karşıtı olan bölgenin güçlü örgütleri Hamas ve Hizbullah’a “Destek” mesajı vermeyi amaçlamaktadır.
İsrail’in yukarıdaki iddialarına karşılık İran ise, Süveyş Kanalı’ndan savaş gemilerinin geçmesini engelleyici bir kısıtlama bulunmadığını, geçişlerin uluslararası düzenlemelere uygun olduğunu savunmuş, hatta Mısır yönetimine yapılan açıklamada, 1888 İstanbul sözleşmesi hilafına gemilerde aykırı herhangi bir şey bulunmadığını bildirmiştir. İran, gemilerin sadece eğitim maksadıyla Suriye’ye intikal ettiğini bildirmiştir.
Mısır’da Mübarek rejimi paramparça olduktan ve Mısır’ın geleceğindeki belirsizlikler hüküm sürerken, hele de Lübnan’da da hükümetle ilgili sorunlar aşılmamışken, bölgeye yönelik İran hamlesi, İsrail’in endişe etmesi için yeterli etkiye sahiptir. Yani Hizbullah, Hamas ve diğer İsrail karşıtı kuruluşlar, İran’ın bu hamlesinden moral bulabileceklerdir. Keza, Suriye bile kamuoyunu bu hamle ile biraz rahatlatabilecektir.
Sonuç
İran, her ne kadar Orta Doğu’da 2011’in ilk iki ayı içerisinde ortaya çıkan karışıklıklarla “5+1” (BM Güvenlik Konseyi’nin beş üyesi ve Almanya) baskısından biraz kurtulmuş gibi gözükse de, İran’da da uyanan muhalif hareketler sebebiyle yeni ve farklı bir sıkıntıyı hissetmeye başlamıştır. Bu iki İran gemisinin Doğu Akdeniz’e intikali ile İsrail’in itiraz edeceği bilindiğinden, İran kamuoyunun dikkati İsrail nefreti üzerine çekilmeye çalışılmıştır. Benzer şekilde, İran kamuoyunda sevilmeyen İsrail gibi, ABD de hedefe oturtularak, İran’daki iç muhalefetin hareketleri izole edilmeye çalışılmaktadır. Kamuoyunun dikkati dağıtılarak, en hassas ülkelere yönlendirilmeye çalışılmıştır.
32 yıldır ilk kez yapılan ve 3 Mart 2011’de geri intikale geçecekleri bildirilen bu mini İran konvoyunun, gelecekte tekrarlanması, hatta Türk limanlarını ziyaret etmesi bile gündeme gelebilir. Zira İsrail konusunun, Türkiye’de de son dönemlerde sıkça iç politika malzemesi yapıldığına ilişkin algılamalar güçlüdür.