Üye Girişi | Yeni Üyelik
   09 Şubat 2012 Perşembe
Ortadoğu ve Afrika
Rusya – Ukrayna
Kafkasya
Türkistan
Asya – Pasifik
Güney Asya
Türkiye
Balkanlar
Amerika
Avrupa Birliği
Kıbrıs
Jeopolitik ve Strateji
Sivil Toplum Kuruluşları
Uluslararası Hukuk
Çok Taraflı İkili İlişkiler
Bilgi Yönetimi
Bilim ve Teknoloji Araştırmaları
Proje ve Kalkınma Yardımları
Medya
Uluslararası Örgütler
Karadeniz
Hakkımızda
Başkan
Yönetim Kurulu
Danışma Kurulu
Bilim Kurulu
Kadromuz
Temsilcilerimiz
TÜRKSAM'da Staj
Bağlantılar
E-Kitap
TÜRKSAM
Adres : Oğuzlar Mahallesi, Türkocağı Cad. 1388. Sok (eski 32. Sok), No: 52
Balgat / ANKARA

T :  0090. 312. 285 31 00 - T: 0090. 312. 285 00 66
F : 0090. 312. 285 00 71
‘Mavi Marmara’dan İsrail ve Türkiye’de Kimler, Ne Kadar Sorumludur?
13 Ağustos 2010 İsrail [10] [12] [14] [16]
Doç. Dr. Celalettin Yavuz
Doç. Dr. Celalettin Yavuz
TÜRKSAM Başkan Yardımcısı
Terör Enstitüsü
Hakkında - Arşivi

31 Mayıs 2010 sabahı, henüz havanın aydınlanmadığı 03.00 sularında İsrail özel birliklerinin düzenlediği “özel harekat” ile Gazze limanını rota tutan Mavi Marmara isimli “İnsani Yardım Gemisi” ele geçirildi. Gemide Türklerin dışında diğer ülkelerden de insanlar vardı ama her nedense sadece 9 Türk öldü, 7’si yoğun bakımda 24 Türk de yaralandı. Türklerin dışındaki hiçbir yabancının (İngiliz, Yunan, Bulgar, Fransız, Kuzey Avrupalılar ve eyalet milletvekili dahi bulunan Almanlar) burnu dahi kanamadı…[1]
 
Ağustos 2010 başlarında nihayet uluslararası bir komisyonun Mavi Marmara olayını soruşturması girişimi başladı. Bu arada Türkiye de Ağustos 2010’da konuyla ilgili yeni komisyonlar kuracağını açıkladı. Acaba bu komisyonlar ve olayın ardından İsrail’in kendi komisyonunun sonuçları bir araya geldiğinde, kimler suçlu ilan edilecek? Bu dışarıdaki (muhtemelen İsrail) ve “içerdeki” suçlulara ne gibi yaptırımlar uygulanabilecek? Bu yazıda bu sorulara cevap bulunmaya çalışılmıştır.
 
Neden Gazze Şeridi’ne İnsani Yardım?
 
Gazze Şeridi’nde HAMAS’ın tam egemenlik tesis ettiği Haziran 2007’den itibaren, bu bölgeye İsrail’in ambargo uyguladığı, 2008 yılı başından itibaren ambargonun şiddetini arttırdığı, 2008 yılı başlarında Gazze Şeridi’nin Mısır tarafına açılan Refah kapısı yakınlarında duvarların yıkıldığı, Gazze Şeridi’ndeki insanların yaşama tutunabilmek adına sınır duvarlarının altından “görünmez” tüneller açtıkları görüldü. 2008 yılı ilk aylarında HAMAS-İsrail çatışması birkaç kez aynı yerde devam etti. Haziran 2008’den itibaren HAMAS “tek yanlı” ateşkes ilan etmiş, ancak Aralık 2008 sonlarında İsrail ambargoyu kaldırma, hatta hafifletme yönünde hiçbir işaret vermeyince, bu ateşkesi kaldıracağını ilan etmişti. Bunun üzerine de İsrail, 27 Aralık’ta başlattığı Gazze Şeridi’ne yönelik askeri harekatı 22 gün sürdürmüş, yaradan fazlası çocuk ve kadın 1.400 civarında masum sivil de hayatını kaybetmişti.
 
18 Ocak 2009 tarihli ateşkesin ardından BM ve diğer ülkeler gene kenara çekildiler. Gazze Şeridi’ne gene en şiddetli ambargo çeşitleri uygulanmaya devam etti. Bu arada HAMAS da “Kassam” füzelerini İsrail yerleşim bölgelerine atmayı sürdürdü.
 
Gazze Şeridi’ndeki ambargonun etkilerinin hafifletilmesi için Müslüman ülkeler yanında, tüm dünyada “insan hakları” merkezli pek çok sivil toplum örgütü (STO)’nün yer aldığı yardım kampanyaları da başlatıldı. Bunlardan ilki Ocak 2010 başlarında Mısır’ın el-Ariş limanı üzerinden binbir zahmetle ve özellikle de Türk heyetine güçlükler çıkartılarak yapılabileni idi.
Mayıs 2010 içerisinde İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı (İHH) adlı Türkiye kökenli bir STÖ’nün önayak olduğu, yeni bir insani yardım konvoyunun Gazze Şeridi’ne gönderilmesi planlandı. Ancak, bu kez Mısır ya da İsrail üzerinden değil, doğrudan Gazze limanı hedeflenmişti.
 
İsrail, o dönemde 6-7 gemi olarak düşünülen ve içinde Avrupa ağırlıklı pek çok STÖ’nün desteklediği ve yer aldığı bu insani yardım konvoyunun Gazze limanına doğrudan girmesine izin vermeyeceğini, gemileri daha önce kendi limanına çekerek arayacağını, daha sonra da istediği malzeme ve insanları Gazze Şeridi’ne götürerek, malzemelerin HAMAS yerine ihtiyaç sahibi halka dağıtılacağını duyurmuştu. Buna karşılık başını İHH’nın çektiği grup, rotalarının doğrudan Gazze limanı olacağını, İsrail’i dinlemeyeceklerini duyurdu. Yani çatışma bağıra bağıra “Geliyorum!” diyordu. Geldi de… Sonuçta Mavi Marmara’ya zorla el konuldu ve İsrail limanına çekildi. Ölenlerin naaşları ve yaralılar bile gecikmeyle teslim alınabildi.
 
Komisyonlar Kuruluyor ama İsrail’e Kim nasıl Hesap soracak?
 
İsrail, bu yaptığı “devlet terörüne” rağmen uluslararası yaptırımı öngören bir kınamayla dahi karşılanmadı. Türkiye’nin bağırıp çağıran üslubuna sadece İran ve Suriye gibi İsrail’le arası iyi olmayan ülkeler destek verdiler. BM Genel sekreteri Ban Ki-moon da bireysel olarak İsrail’i kınadı. BM Güvenlik Konseyi’nden ise İsrail’e kınama dâhil, hiçbir yaptırım getirilmedi. Üstelik olayın soruşturulması için BM nezdinde bir komisyon kurulması dahi başlangıçta kabul edilmedi. İsrail, bu işi kendisi yapacağını ilan etti, ABD de tasdik etti…
 
Türkiye’yi yönetenler İsrail’e katlanılan bu “ayrıcalığı” ve hukuksuzluğu gördükçe, daha da ateşli ve biraz da içeriye dönük mesaj niteliğindeki haykırışlarını sürdürdüler. Ancak bunlar İsrail’e yapılacak baskı açısından hiçbir anlam ifade etmemekteydi. Hatta Türkiye’nin bu İsrail karşıtı çığırtkanlığı, son yıllarda ilişkilerin en üst düzeyde olduğu Suriye’den bile kısmi bir eleştiriye sebebiyet verdi. Suriye Devlet Başkanı Beşşar el-Esad, Temmuz 2010 ayı başlarında Türkiye-İsrail ilişkilerinin düzelmemesi halinde, Türkiye’nin bölgesel anlaşmalarda rol alamayacağını, dolayısıyla da bu gelişmenin bölgedeki barış umutlarını azaltarak çatışma riskini yükselteceğini söyledi.[2]
 
İsrail, kendi araştırma komisyonun kurdu. Bu komisyonda Savunma Bakanı Ehud Barak, Başbakan Binyamin Netanyahu ve Genelkurmay Başkanı Gabi Eşkenazi bile dinlendi. Netanyahu, 9 Ağustos 2010’da konuyla ilgili soruşturmada önce İsrail’in bölgedeki durumu ve HAMAS’ın getirdiği tehdit hakkında ayrıntıları hatırlattı, ardından da komisyonun sorularına cevap verdi. Bu sorulardan “Mavi Marmara’ya karşı hangi seçenekleri tartıştınız?” gibi soruları sadece kapalı oturumlarda cevaplayabileceğini ifade ederek reddeden Netanyahu, Mavi Marmara olayının öncesinde İsrail’in “diplomatik” girişimlerini sürdürdüğünü, ancak Türkiye’nin “kavga isteyen taraf” gibi göründüğünü belirterek şöyle konuştu: “14 Mayıs’ta Türk hükümetinin en üst seviyesiyle iletişime geçtik. Şiddet dolu bir karşılaşma yaşanmaması konusunda görüştük. 27 Mayıs’ta ben bizzat Mısırlı üst düzey bir yetkiliden Türkiye ile arabuluculuk yapmasını rica ettim.
 
Tüm diplomatik çabalarımıza rağmen Türk hükümeti Mavi Marmara’nın deniz ablukasını yıkmasını engellemedi. Belli ki Türkiye, aktivistlerle İsrail askerleri arasında yaşanacak çatışmanın kendi çıkarlarına aykırı olacağı kanaatinde değildi. Türkiye gemide kavga peşindeydi.”[3]
 
İsrail soruşturma komisyonuna ifade veren İsrail Genelkurmay Başkanı Eşkenazi de, Mavi Marmara baskını konusunda; “Askerlerimiz, gerekli olan kişiye ateş açıp, gerekli olmayan kişiye ateş açmayarak, haklı biçimde ateş açmıştır. Operasyon ölçülü ve haklıdır. Askerler soğukkanlılık ve cesaret örneği göstermiştir. Komando timi üyelerinin hayatı tehlikedeydi ve istisnai biçimde hareket ettiler!” dedi. Eşkenazi baskınla ilgili askeri harekâtın ve askerlerin eylemlerinin sorumluluğunu komutan olarak üslendiğini ifadeyle, İsrail komandolarının, “saldırıya uğradıktan sonra gerçek mermi kullandıklarını” tekrarladı. İsralli komutan, ısrarla Mavi Marmara’da silah olduğunu vurguladı.[4]
 
Mavi Marmara baskınının soruşturulması için BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon tarafından Ağustos 2010 başlarında uluslararası bir komisyon kuruldu. Başlangıçta itiraz etmeyecek intibaını veren İsrail’den kısa sürede bir olumsuz cevap duyuldu. İsrail yönetimi, askerlerinin sorgulanmaması için BM ile gizli bir anlaşma yaptıklarını ve bu anlaşmaya uyulmaması halinde çekileceklerini belirtti.[5] Oysa günlerdir tartışılmakta olan, “İsrail’in BM ile bu konuda gizli bir anlaşma yapıp yapmadığı” konusunda BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon kesinlikle böyle bir anlaşma yapılmadığını açıklamıştı.[6]
 
Türkiye'nin, Mavi Marmara baskınını soruşturmak için kurduğu komisyon genişletildi. Başbakanlık koordinatörlüğünde, "Ulusal Araştırma ve İnceleme Komisyonu" kuruldu.
    
Bu arada Türkiye’de de Mavi Marmara konusunda komisyonlar kuruldu. Olayı araştırmak için daha önce Dışişleri ve Adalet Bakanlarının başkanlık ettiği bir komite kurulmuştu. Ağustos 2010’un başlarında ise özellikle BM’nin uluslararası soruşturma komisyonu kurmasıyla, Türkiye’de de Başbakanlık koordinatörlüğünde, “Ulusal Araştırma ve İnceleme Komisyonu” başlığı altında yeni bir komisyon kuruldu. Bu komisyon, baskın sırasında yaşananları araştırarak BM’nin ilgili komisyonuna vermek üzere rapor hazırlayacak. Bu yeni komisyonda Dışişleri, Adalet, İçişleri ve Ulaştırma Bakanlıkları ile Denizcilik Müsteşarlığı’ndan katılım sağlanacak.[7]
 
“Mavi Marmara” İle İlgili Soru İşaretleri-İçerdeki Sorumlular Kimler?
 
Mavi Marmara gemisinin “açık denizde sefer yapmaya elverişlilik belgesine sahip olmadığı”, hatta bu yüzden Türk limanlarından hareket ettirilmediği, bu sebeple bandırasının (bayrak sahibi ülke) son saatlerde Komor Adaları olarak değiştirildiği, özellikle de baskın meydana çıktıktan sonra mercek altına alındı. Bu konuda CHP İstanbul milletvekili ve Emekli Büyükelçi Dr. Onur Öymen TBMM’de bir de soru önergesi verdi. Gerekli standartlara sahip olmayan geminin Türk Lloyd sigorta sisteminden çıkarılarak bir Yunan sigorta sistemine sokulduğunu ileri süren Öymen’in konuyla ilgili soru önergesi şöyledir:
“1. Bu gibi yasal boşluklardan yararlanarak, esasında denize elverişli standartlara sahip olmayan bir geminin açık denizde seyretmek üzere hareket etmesine nasıl izin verilmiştir? Bu iznin verilmesiyle yolcuların hayatı tehlikeye atılmamış mıdır?
2. Mavi Marmara gemisi Türk limanlarından hareket ettiğinde Türk gemi sicilinden çıkartılmış mıydı? Çıkartılmamışsa Türk makamları Türkiye’ye tescili devam eden bir geminin gerekli standartlara sahip olmadan açık denizde sefer yapmasına nasıl izin vermişlerdir?
3. Bu organizasyonu düzenleyen şahısların Gazze’deki ambargoyu kırmak üzere yola çıktıklarını ilan etmelerine rağmen Beyrut’a gitmek için izin talebinde bulunmalarına nasıl göz yumulmuştur?
4. Eğer Mavi Marmara gemisi şu anda Komor devletinin yetki ve sorumluluğunda kabul ediliyor ise bu geminin iadesi ve tazminat talebiyle ilgili haklarımızın savunulmasında güçlük çekilmeyecek midir?
5. Bütün bu koşullar dikkate alınarak geminin Türk limanlarından ayrılmasına engel olunması ve insanların hayatını tehlikeye sokacak bu seferin engellenmesi Türk Hükümetince gerekli girişimlerde bulunulmuştur? Bulunulmuş ise niçin sonuç alınamamıştır?”
 
Bu sorulara tatmin edici bir cevap verilemediği görülmektedir. Ancak, aslında burada durulması gereken esaslardan biri de; İsrail’in “Gemilere el koyacağım!” şeklindeki kesin açıklamasına rağmen, İHH’nın ısrarla “Rotamız Gazze limanı” demesini Dışişleri Bakanlığı’nın neden seyrettiğidir. Yani, çatışma “Geliyorum!” derken, bunu dışişleri bakanlığı meslek memurlarının görmemesi mümkün değildir. Yani bakanlığın Doğu Akdeniz Genel müdürlüğü, bu genel müdürlükten sorumlu müsteşar yardımcısı, Dışişleri Bakanlığı İstihbarat Dairesi, Tel Aviv Büyükelçiliği, bakanlık müsteşarı ve Dışişleri Bakanı bu çatışmanın olabileceğini göremediler mi? Göremedi iseler neden bu makamları işgal etmektedirler? Şayet görmüşler ve gereken uyarıları yapmışlarsa, kim ve hangi makamlar bu uyarıyı duymazlıktan gelmiştir? Acaba bu konuda bakanlık çapında bir soruşturma yapılarak gerekli yaptırımlar uygulandı mı? Ya da “yapılmadı mı?” Yapılmadı ise neden?
Bu ihmal ya da beceriksizliğin ucu kime ve kimlere dayanmaktadır? Bunu Türk kamuoyunun bilmesi gerekmektedir. Çünkü sonuçta sadece Türkiye’nin prestiji yerle bir olmadı, sadece Türkiye ile terörist ülke İsrail’in arası açılmadı. Hatta bu olaydan dolayı ABD’deki Yahudi lobisiyle de tüm ipler atılmadı. İlaveten Türkiye ve KKTC’nin İsrailli turistler sebebiyle ekonomisi olumsuz etkilenmedi. Tüm bunların ötesinde 9 Türk öldü, 24 Türk yaralandı. Tüm bunların hesabı İsrail’den soruluyor. Cevap alınabilirse tabii.. Ama içerdeki sorumlulara kim hesap soruyor? Yoksa yaptıkları (ya da yapmadıkları) yanlarına mı kalacak? Eğer “Demokratikleşme” ya da “Demokratik Açılım”dan söz edilen bir ülke isek, Mavi Marmara baskınında “İç sorumluları” da bulup ortaya çıkarmamız gereklidir. “Veremeyeceği hesabı olmayanlar”, bunun hesabını da vermelidirler. Bu bir vebaldir…
 
Sonuç
 
Mavi Marmara baskınıyla ilgili İsrail üzerinde kurulmaya çalışılan “uluslararası” baskının ne yazık ki sonuçlanacağı beklenmemektedir. Sonunda BM Güvenlik Konseyi’ne dayandığında ABD’nin vetosuyla herhangi bir yaptırım uygulanmayacağı açıktır. Zaten BM Genel Sekreterliği’nin ağustos 2010 başında kurduğu uluslararası komisyonda İsrail askerlerinin konuşturulmayacağı İsrail tarafından tüm dünyaya ilan edildi bile. Bu arada İsrail7in kendi komisyonunda da bu “Terör baskını” gibi olay aklandı. Hatta olayın komutanı olarak tüm sorumluluğu üslenen İsrail Genelkurmay başkanı Eşkenazi “Askerlerimle gurur duyuyorum!” diyerek, bu terörist hareketi onurlandırdı bile…
 
Türkiye yeni bir komisyon kurarak, BM’nin sözde uluslararası soruşturma komisyonuna yardımcı olmaya çalışıyor. Ama Türk kamuoyunun merak ettiği, ancak bir türlü açıklanmayan bir diğer soru işareti daha var: Mavi Marmara’nın Gazze limanına gidişine neden “Gitmeyin!” denilmedi? Kimler 9 Türk’ün öleceğini, 24’ünün yaralanacağını bile bilye bu “seferi” durdurmadı? Kimler suçlu ve ne zaman bunlardan hesap sorulacak? Unutulmasın ki ne İran, ne Lübnan, ne de Libya Gazze limanına doğrudan gemi göndermediler. Hatta Kıbrıs Rum Kesimi bile Mavi Marmara ile intikal edecek milletvekillerinin dahi önlerini sahil güvenlik botlarıyla kestiler ve gemiye çıkartmadılar. Tüm bu ülkelerin insanlarının hayatı “önemli” iken, neden Türklerin hayatı bu kadar “önemsiz?” Demokratikleşmeden söz eden 21. Yüzyıl Türkiye’si ve onu yönetenler bunu cevabını vermeli ve millete açıklama yapmalıdırlar. Acaba yapılacak mı? Yoksa birileri bu işten kurtarılacak mı? Tüm bunlar unutulup, İsrail de sadece, Ankara Büyükelçileri devlet iftar yemeğine davet edilmeyerek mi “cezalandırılacak?”


[1] Mavi Marmara baskını öncesi ve sonrası yaşananlar için bkz: Celalettin Yavuz’un TÜRKSAM web sayfasındaki; (1) “Gazze Şeridi’ne İkinci Yardım Konvoyu ‘Özgürlük Filosu’ ve İsrail Engeli”, 28.05.2010, (2) “Gazze Rotasında Beklenen ‘Müdahale’”, 31.05.2010, (3) “İsrail’in Gazze Konvoyu Saldırısı: Dünyayı Takmayan Bir Hukuk Anlayışı”, 01.06.2010, (4) “İsrail’in Gazze Konvoyu Saldırısı Sonuçları: Kazananlar ve Kaybedenler!”, 03.06.2010…
[2] “Türk İsrail İlişkileri Düzelmeli”, Milliyet, 06.07.2010.
[3] “Netanyahu Suçu Türkiye’ye Attı”, Milliyet, 10.08.2010.
[4] “İsrail Genelkurmay Başkanı da İfade Verdi”, 11.08.2010, http://www.cnnturk.com/2010/dunya/08/11/israil.genelkurmay.baskani.da.ifade.verdi/586332.0/index.html
[5] “İsrail’den Kuruldan ‘Çekiliriz’ Tehdidi”, Milliyet, 11.08.2010.
[6] Bkz: Netanyahu Suçu Türkiye’ye Attı”


http://www.turksam.org/tr/a2154.html
Arkadaşına Gönder 4607 kez okundu Yazdır
Paylaş: Google Yahoo FaceBook Mixx
Digg StumbleUpon Del.icio.us reddit Twitter
 
Yorumlar
   Başlık : 
  Yorum : 
(Yorum larınızı yaparken '<' ve '>' işaretlerini kesinlikle kullanamazsınız.) 

* Yorum yapabilmeniz için 'Üye Girişi' yapmanız gerekmektedir.

xezer -20.08.2010 09:58:50  
  Türkiye'ye neler oluyor??!!
İsrail'in haklı cıkması ne yazık ki Türkiye'nin prestijini zedeledi. Gercekten son zamanlarda Türkiyede neler oluyor?!!! Türkiye (siyasi iktidar) İsrail ile iliskilerini bozuyor, Nükleer güc olmaya hergün biraz daha yaklasan İran'ı dünyaya karsi koruyor, kutsal topraklarda Peygamberin annesinin (Amine Ana = Meryem Ana!)mezarını buluyor!!,en önemlisi yeni Anayasa'sini refranduma (halka sunuyor!!! Halk Anayasa uzmani!!!) sunuyor, HSYK'ya kendi kadrosunu sokmaya calısıyor (Fasizim Anayasadan Diktatör Anayasaya mi yoksa gidiyor!??? Belki de İktidar (Hükümet) Devlet oluyor??!!)dahasi var bu ülkede artik bölgesel Özerklik tartisiliyor!!!,Tanri Türkiyenin yardımcısı olsun ...

  
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Sitede Ençok Okunanlar
Osmanlı Devletinde Ermeni Sorunu Ve Avrupa Devletlerinin Ermeni Politikaları
49134 kez okundu.
Türklerde Yeni Yıl: Nevruz Bayramı ve Törenleri
31791 kez okundu.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi Yetmiş Yaşında
19064 kez okundu.
İran’ın Nükleer Çabaları: Hedefler, Tartışmalar ve Sonuçlar
17665 kez okundu.
Yeni Global Oyun ve Hazar’ın Statüsü
15983 kez okundu.
Sitede Ençok Yorumlananlar
Atatürk’ün Türk Dünyasına Bakışı!
10 defa yorumlandı.
PKK Terör Örgütü’nün Dağdan İnmesi ve Karşılanmasındaki Sorunlu Süreç
6 defa yorumlandı.
Ermenistan ile İmzalanan Protokoller ve Bundan Sonraki Riskli Sürecin Analizi
5 defa yorumlandı.
Gazze’ye Yardım Girişimi ve İsrail Saldırısının Soğukkanlı Analizi
5 defa yorumlandı.
Türklere Karşı Yapılan Soykırımlar ve Hocalı Soykırımı
4 defa yorumlandı.
Copyright © 2004 - 2012 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır.
Şu an sitemizde gezinen 928 ziyaretçi, 0 üyemiz bulunmaktadır.
Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)
En iyi 1024x768 görüntülenir.