Üye Girişi | Yeni Üyelik
   10 Eylül 2010 Cuma
Ortadoğu ve Afrika
Rusya – Ukrayna
Kafkasya
Türkistan
Asya – Pasifik
Güney Asya
Türkiye
Balkanlar
Amerika
Avrupa Birliği
Kıbrıs
Jeopolitik ve Strateji
Sivil Toplum Kuruluşları
Uluslararası Hukuk
Çok Taraflı İkili İlişkiler
Bilgi Yönetimi
Bilim ve Teknoloji Araştırmaları
Proje ve Kalkınma Yardımları
Medya
Uluslararası Örgütler
Karadeniz
Hakkımızda
Başkan
Yönetim Kurulu
Danışma Kurulu
Bilim Kurulu
Kadromuz
Temsilcilerimiz
TÜRKSAM'da Staj
Bağlantılar
E-Kitap
TÜRKSAM
Adres : Oğuzlar Mahallesi, Türkocağı Cad. 1388. Sok (eski 32. Sok), No: 52
Balgat / ANKARA

T :  0090. 312. 285 31 00 - T: 0090. 312. 285 00 66
F : 0090. 312. 285 00 71
Karabağ Sorunu: Çözüme Ne Kadar Yakınız? Tarihsel Arkaplan - 1
28 Haziran 2010 Azerbaycan [10] [12] [14] [16]
Araz ASLANLI


Hakkında - Arşivi

Soğuk Savaş sonrasında dünya gündemini en çok meşgul eden sorunlardan birisi de kısaca ve yaygın ismiyle “Karabağ sorunu” olarak ifade edilen Azerbaycan topraklarının Ermenistan tarafından işgali sorunu olmuştur. Kafkasya’nın küresel güç mücadelesi yapan devletler için taşıdığı stratejik önem, Hazar havzasındaki enerji kaynakları, bölgenin uluslararası ulaştırma hatları üzerinde bulunması ve diğer nedenler bu sorunu çekim merkezi haline getirmiştir.
 
Son yıllarda Azerbaycan ve Ermenistan liderlerinin yoğunlaşan ikili görüşmeleri, uluslararası kuruluşların, büyük güçlerin en üst düzey yetkililerinin girişimleri ve açıklamaları, özellikle Türkiye`nin genel olarak Kafkasya`ya ve özel olarak da Ermenistan ile ilişkilerine yönelik attığı adımların Karabağ sorunun çözümü sürecine ciddi katkılar yapacağına ilişkin iddialar “Karabağ sorunun çözümünün çok yakında olduğu” görüşünün bir ara sıkça dile getirilmesine neden olmuştur. 2010 yılı ise görüşmeler açısından olumsuzluklar ve Azerbaycan-Ermenistan cephe hattında küçük çaplı da olsa çatışmalar ile dikkat çekmektedir. Yani, şu anda yaşanan gelişmeler barışın çok yakında olduğuna ilişkin görüşü doğrulamaktan uzaktır. Azerbaycan-Ermenistan cephe hattındaki çatışmalar bir yana, kamuoyunda ve araştırmacılar arasında da “aslında barışa çok yakınız, küçük çaplı çatışmalar istisnalardır” görüşü ile “aslında sorunun şözümüne ilişkin hiçbir ilerleme kaydedilmemiştir, sadece olarak oyalama niteliğinde bir barış süreci işlemektedir” görüşünün çatışması da devam etmektedir. Peki, aslında hangisi daha gerçekçi bir yaklaşımdır ve çözüme ne kadar yakınız? 
 
Konunun daha iyi anlaşılması açısından öncelikle sorunun tarihsel arka planına bakmakta yarar vardır. 1980’lerin ikinci yarısında ortaya çıkarken daha yoğun dikkat çekmesine rağmen, sorunun kökleri daha derindedir. Özellikle, 18. yüzyıldan itibaren genel olarak Kafkasya’ya yönelik paylaşım mücadelesi ve büyük güçlerin stratejik hedefleri nedeniyle, göçler dahil bölgede yaşanan gelişmeler sorunun ilk temellerini oluşturmaktadır. Fakat sorunun günümüzdeki şekliyle ortaya çıkışı süreci, 20. yüzyılın başlarında ve sonlarında yaşanan gelişmelere dayanmaktadır.
 
Sorunun doğuşu açısından en önemli olaylardan birisi, Ermenilerin bölgeye toplu halde yerleş(tiril)meleri süreci olmuştur. Bölgede eski dönemlerde mevcut olan devlet yapılanmaları içerisinde Ermeni ve Azerbaycanlı (Azerbaycan Türkleri ya da Müslüman kimliğiyle de ifade edilmiştir) nüfus bulunmuş ve etnik nedenli savaşlar söz konusu olmamıştır. Özellikle, Rusya’nın 18. yüzyıldan itibaren giderek güçlenmesi, bölgesel hakimiyetini genişlendirmeye ve güneye doğru genişlenmeye çalışması, bu çerçevede Kafkasya’da üs olarak kullanabileceği devlet yapılanmasına ihtiyaç duyması, bu ülkenin bölgeye ilişkin etnik hareketlilikler gerçekleştirmesine neden olmuştur. Bu sıralar Kafkasya’nın durumu çok net değildi. Bölgede bir yanda bağımsızlığını muhafaza etmeğe çalışan Hanlıklar, diğer yanda Çarlık Rusyası ile dönemin Gacar yönetimi (günümüzdeki İran) arasındaki paylaşım mücadelesi söz konusuydu. Bu ve benzeri mücadeleler, bölgeye ilişkin gelişmeleri yakından ilgilendirmekte, hatta belirleyici olmaktaydı.
 
Sorunun tarihine ışık tutacak en önemli tarihsel olaylardan birisi 18. yüzyılın başlarında Azerbaycan Türkü Pehanali bey önderliyinde Karabağ hanlığının kurulmuş olmasıdır. 1805 yılında Penahali beyin oğlu İbrahim han ile Rus ordusunun komutanı P.D.Sisianov arasında imzalanan Kürekçay anlaşmasıyla Karabağ hanlığı Müslüman – Azerbaycan (Türk) toprağı olarak Rusya`ya birleştirildi[1].
 
Bu arada Rusya ile Gacar yönetimi arasındaki savaşlar sonucunda, 1828’de imzalanan Türkmençay Antlaşması ile günümüzdeki Ermenistan ve Azerbaycan Cumhuriyeti toprakları (o zamanlar bölgede hanlıklar söz konusuydu ve günümüzdeki Ermenistan Cumhuriyeti, nüfusunun büyük çoğunluğu Türklerden oluşan Revan Hanlığı üzerinde kurulmuştur) Rusya’ya bağlanmıştır. 1828-1829 yıllarında Osmanlılarla Rusya arasında Kafkaslarda yaşanan savaş da bölgenin kaderini yakından etkilemiştir. Bu savaşların ve imzalanan antlaşmaların bölge açısından bir önemi de, bu süreçte Gacar yönetimi altındaki topraklardan 1825-1826 yıllarında 18.000, 1828’de 50.000 (Türkmençay Anlaşması’nın 15. maddesi Gacar yönetimi altındaki Ermenilerin bir yıl içinde Aras nehrinin kuzeyine, yani Rus yönetimi altında kalacak topraklara geçmesini öngörmekteydi), 1829 Osmanlı-Rus Edirne antlaşması ile de 84.000 civarında Ermeninin Karabağ bölgesine getirilmesi sonucunu doğurmasıdır[2]. Dönemin Rus kaynaklarına göre, bu süreç içinde Kafkasya’ya, Anadolu’dan ve şu anki İran topraklarından en az 1 milyon Ermeni göç etmişti veya ettirilmişti.[3] Bu göçler sonucunda I Nikolay, Revan ve Nahçıvan hanlıklarının topraklarını içeren Ermeni bölgesi de kurmuştur.[4] Zaten, Rusya bölgede bir Ermeni devletinin kurulmasının planlarını uzun yıllardan beri yapmaktaydı. 1967 yılında Ermenistan’ın başkenti Erivan’da basılan “18. yüzyılda Ermeni-Rus ilişkileri” isimli kitapta (s. 204-205’de) şöyle denmektedir: “Daha 19 Mayıs 1783’de Knyaz G.A.Potyomkin, II Yekatrina’ya “fırsat bulunca Karabağ’ı hemen Ermenilerin kontrolüne verme ve böylece Asya’da bir Hristiyan devleti ortaya çıkarmak için gerekenleri yapacağız”, diye yazmıştır”. Bu nedenle bu kadar büyük göçlerin gerçekleşmesinde Rusya’nın çıkarları bulunduğunu da unutmamak gerekiyor. Bunun yanında buradaki Müslümanlardan da (Türklerden de) önemli bir miktar Gacar yönetimi altındaki topraklara göç ettirilmişti. Bunca göçe rağmen, 1832 yılındaki Çarlık Rusyası resmi sayımlarında, örneğin Karabağ Hanlığı nüfusunun yüzde 64.8’i Türk (Azerbaycanlı), yüzde 34.8’i Ermeni olarak kayda geçmiştir.[5] 1887 yılında Fransa’da yayınlanan “Nouveau Dictionnaire de Geographie Universelle” (“Yeni Evrensel Coğrafya Sözlüğü”) isimli kitabın “Karabağ” maddesinde, 250.000 olarak gösterilen toplam nüfusun en az yarısının Azerbaycan Türklerinden, geri kalanının Ermenilerden ve bazı İranlı ve Ruslardan oluştuğu kaydediliyor.[6] Hatta Ermenistan kaynakları bile 19. yüzyıl başlarında Karabağ’da Ermeni nüfusun azınlıkta kaldığını ifade ediyorlardı. 1972 yılında Erivan’da yayınlanan “Batı Ermenistan’ın Rusya’ya birleştirilmesi” isimli bir kitapta (s. 562), bu yıllar için Karabağ Hanlığı’nda 12 bin ailenin bulunduğu ve bunların sadece 2500-ünün Ermeni ailesi olduğu belirtiliyor. Ermenilerin buraya sonradan geldiğinin kendilerince bir başka ifadesi de, 1978 yılında Azerbaycan’ın (Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi içerisinde yer alan) Akdere (eski Mardakert) rayonunda, “Bölgeye Gelişlerinin 150 Yılı” anıtını dikmeleri olmuştur.[7]
 
19. yüzyılın sonları, 20. yüzyılın başlarında Kafkasya’da yaşayan Ermeniler, hızlı bir biçimde örgütlenmeye başladılar. Bu yapılanmaların en önemlisi 1890 yılında kurulan “Taşnaksutyun Komitesi” idi. Komite, daha çok Doğu Anadolu’daki Osmanlı topraklarını kapsayan bir Ermeni devleti kurmayı amaçlıyordu. Bu devirde Ermeniler, Çarlık Rusyası yönetimi altındaki topraklara ilişkin iddialarını pek dile getirmiyorlardı. Bunun nedeni, tarihsel süreçte hep işbirliği yaptıkları Ruslarla, ilişkiyi bozmama isteği idi. Genelde iyi olan ilişkiler, 1719 yılında Çar I Petro’nun, Rus Ortodoks Kilisesi mensuplarına tanınan hakları ülkesinde yaşayan tüm Ermenilere de vermesi ile daha da pekişmişti.[8]er iki toplumun bazı aydın kesimleri, aslında Ermeniler ile Azerbaycan Türkleri arasında düşmanlık bulunmadığını, olayların Ruslar tarafından kışkırtıldığını dile getirmiştir. SSCB kurulduktan sonra 1905 olaylarına değinilirken, her zaman bu olayların Çarlık yönetimince düzenlendiği ifade edilmekteydi. Fakat, bir yandan Çarlık Rusyası’nın halkları kaynaştırma isteklerinin Ermeni milliyetçiliği ile çatışması, diğer yandan da Rus Ortodoks Kilisesinin Ermeni Gregoryan kilisesini kendisine birleştirme çabaları bu yakın ilişkiyi bir süre için zayıflatmıştır. Fakat etnik çatışmaların başlaması, ilişkileri eski seyrine sokmakta geç kalmamıştır. Kafkasya’daki milli uyanış hareketleri de bu etnik çatışmalara paralel olarak gelişmiştir. Özellikle, 1905 yılı tarihe iki toplum arasındaki kanlı çatışmalar yılı olarak geçmiştir. Bu dönemlerde Ermeni örgütleri, Kafkasya’nın çeşitli bölgelerine ilişkin yayılmacılık politikaları da geliştirmeye başladılar. Bu çerçevede, günümüzdeki Gürcistan, Azerbaycan, Türkiye, Rusya ve İran topraklarına yönelik çalışmalar içerisinde de bulundular. Bu doğrultuda, belli bölgeye yerleşerek, daha sonra toprak iddiası ortaya koymak ve mücadele sonucunda, toprağı elde ederek resmileştirmek süreci takip edilmekteydi. Şunu da hatırlatmakta yarar vardır ki, h
 
19. yüzyıl sonları, 20. yüzyıl başlarında çok sayıdaki Ermeni örgütü, bölgede “Büyük Ermenistan” kurulması için yoğun çalışmalar içerisinde bulunduysa da, bir yanda SSCB’nin, diğer yanda da Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte bu girişimlerin zayıflatılması zarureti doğmuştur. Fakat, daha Kafkasya’nın Rusya tarafından işgali ve bölgenin SSCB içerisinde yer alması sürecinde, Ermenistan’ın yayılmacılık politikası kısmen de olsa uygulanmıştır. Örneğin, 1 Aralık 1920’de, Ermenistan’ın sosyalist yönetim biçimini kabul ederek Rusya yanında (ileride SSCB içerisinde) yer almasını teşvik etmek amacıyla, o sırada zaten Rusya tarafından işgal edilmiş bulunan Azerbaycan topraklarından Zengezur ve Gökçe bölgeleri Ermenistan’a hediye edilmiştir[9]. Böylece, 28 Mayıs 1918’de kurulan ve 27 Nisan 1920’de Rusya tarafından işgal edilen Azerbaycan Halk Cumhuriyeti 114 000 km2 yüzölçümüne sahip olmasına karşın, SSCB dağıldığında bağımsızlığına kavuşan Azerbaycan’ın yüzölçümü 86 600 km2 olmuştur. Bunun yanında bir de çeşitli amaç ve çıkarlar doğrultusunda, Azerbaycan içerisinde Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi oluşturulmuştur. Halbuki Ermenistan’da yaşamakta olan, benzer şartlar ve daha çok sayıya sahip Azerbaycan Türkleri için her hangi bir özerklik modeli öngörülmemiştir.
 
Bu arada üzerinde durulması gereken önemli hususlardan birisi de “Dağlık Karabağ`ın güya Ermenistan`a ait olduğu ve Stalin tarafından Azerbaycan`a verildiğine” ilişkin iddialardır. Sovyetler Birliği`nin kurulması aşamasında ister komünist yöneticilerin, isterse de diğer liderlerin genel görüşü “Karabağın Azerbaycana ait olduğu ve burdaki Ermeni nüfusun ciddi sıkıntılara sahip olmadığı, fakat bğlgənin dışarıdan provakasyonlara maruz kaldığı” yönünde olmuştur. Bu genel kanaate rağmen sorun durmadan tırmandırılmış ve Karabağ`ın Azerbaycan`dan koparılması senaryoları uygulanmaya çalışılmıştır. 4 Temmuz 1921’de toplanan RK (b) P Kafkas Bürosu (Kafkas cumhuriyetlerindeki komünist partilerinden oluşmaktaydı ve yedi üyesinden sadece bir tanesi Azerbaycanlı idi) once Karabağ bölgesinin dağlık kısmının Ermenistan’a verilmesi gerektiği konusunda görüş bildirmiş, fakat 5 Temmuz 1921 tarihinde, RK (b) P MK’den temsilcilerin de katılımıyla RKP Kafkas Bürosu yeniden toplanarak Karabağ bölgesinin dağlık kısmının Azerbaycan’da kalması gerektiği yönünde görüş bildirmiştir. Tüm değerlendirmeler yapıldıktan sonra, Orconikidze ve Nazaretyan’ın önerisiyle “Müslümanlar ve Ermeniler arasında milli sulhun gerekliliği, Yukarı ve Aşağı Karabağ bölgelerinin iktisadi alakasının zaruriliği, bölgenin Azerbaycan’la olan daimi bağlantısı gibi hususlardan hareketle Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti sınırları içinde kalmasına, bölge dahilinde bulunan Şuşa şehrinin idari merkez olmak üzere bölgeye geniş bir özerklik verilmesine” karar verilmiştir.[10] Oylamalara sunulan taslaklardaki ifadelerin orijinallerine bakıldığında Qarabağın ya da onu dağlık kısmının “Azerbaycan`da kalması”ndan (Karabax ostavit v predalax Azerbaydjana) ya da “Ermenistan`a verilmesi”nden (Naqornuyu çast Karabaxa vklyuçit v sostav Armenii) bahsedildiyi görülmektedir[11]. Halbuki, eğer Ermenistan`dan alınıp Azerbaycan`a verilmiş olsaydı tam aksinin olması, “Azerbaycan`a verilmesi”nden ya da “Ermenistan`da kalması”ndan bahsedilmesi gerekirdi.
 
SSCB’nin kuruluşundan 1980’lerin ikinci yarısına kadar, Azerbaycan ile Ermenistan arasında ciddi çatışmalar yaşanmamıştır. SSCB içerisinde birkaç defa Türkiye, Gürcistan ve Azerbaycan’a yönelik toprak iddialarında bulunan Ermenistan, bu doğrultudaki faaliyetlerini açık ve sürekli biçimde değil, daha çok aralıklarla ve gizlice yürütmeye çalışmıştır. Azerbaycan içerisinde yapay olarak oluşturulmuş DKÖB içerisinde Ermenilerin etnik yoğunluğunun sağlanması, DKÖB’nin Ermenistan’a birleştirilmesi için kapsamlı hazırlıkların Sovyetler Birliği içerisinde ve dışında sürdürülmesi[12], Sovyetler Birliği’nin dağılması sürecinde bölgede çatışmaların alevlenmesine neden olmuştur. 1980’lerin ikinci yarısında SSCB’nin dağılmasına giden süreçte Ermenistan’ın, Azerbaycan’ın Karabağ bölgesinin dağlık kısmına[13] yönelik iddiaları yeniden açıkça ortaya çıkmıştır. 1980’lerin sonlarına doğru iki cumhuriyet arasında başlayan küçük çaplı çatışmalar, 1990’ların başında tam anlamıyla savaşa dönüşmüştür. 1992 ortalarına kadar Ermenistan silahlı güçleri bazen küçük operasyonlarla, bazen de Hocalı soykırımında olduğu gibi büyük çaplı saldırılarla Azerbaycan’ın Karabağ bölgesinin önemli bir kısmını işgal altına almışlar. 1992 yılı ortalarından 1992 sonlarına kadar olan dönemde, Azerbaycan savaşta bir takım başarılar kazanarak topraklarının önemli bir kısmını Ermenistan silahlı güçlerinden temizlemeye başlamıştır. Fakat, çok geçmeden bunu Ermenistan silahlı güçlerinin yeni işgalleri izlemiştir. Yaklaşık 6 yıl süren çatışmaların ardından, ateşkesin imzalandığı 1994 Mayısına gelinceye kadar, Azerbaycan’ın Karabağ bölgesinin dağlık kısmının tamamı (eski DKÖB), bunun yanında 7 ilçesi daha Ermenistan silahlı güçleri tarafından işgal edilmiştir. Bunun, her iki ülke açısından iç ve dış faktörler itibarıyla çeşitli nedenleri bulunmuştur ki, bunlara ikinci bölümde temas edilecektir.
 
Araz ASLANLI Kafkasya Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanıdır.


[2] Colonial Policy of the Russian Tzarism in Azerbaycan in 20-60s XIX Centu ry, Part I, Moskow-Leningrad, 1936, pp. 201, 204; Reşid Göyüşov, Qarabağın Keçmişine Seyahet., Bakü, Azerbaycan Devlet Neşriyyatı, 1993, s. 75
[3] N. N. Şavrov, Novaya Ugroza Russkomu Delu v Zakavkazie, Sankt Petersburg, 1911, ss. 59-61.
[4] Tadeusz Swietochowski, Müslüman Cemaatten Ulusal Kimliğe Rus Azerbaycan’ı 1905-1920, İstanbul, Bağlam, 1988, s. 26.
[5] Transkafkasyadaki Rusya topraklarının icmali (Rusça) 3. Bölüm St. Petersburg, 1834 ve ekleri; Aktaran: Dursun Yıldırım ve Cihat Özönder, Karabağ Dosyası, Ankara, KÖK yayını 1993, s. 87.
[6] Cemalettin Taşkıran, Geçmişten Günümüze Karabağ Mesele si, Ankara, Genelkurmay   Basımevi, 1995, s. 240.
[7] İgrar Aliyev, Dağlık Karabağ:Tarih, Faktlar, Hadiseler, Bakü, Elm, 1989, ss. 84-87.
[8] Ali Arslan, “Rusların Güney Kafkasya’da yayılmalarında Ermeni Eçmiyazin Katogigosluğu’nun Rolü”, Kafkas Araştırmaları, II sayı, 1996, s. 21.
[9] Nesib Nesibli, Bölünmüş Azerbaycan, Bütöv Azerbaycan, Bakü, Ay-Yıldız, 1997, s. 121.
[10] Taşkıran, a.g.e., ss. 136-137.
[11] “İz protokola Veçernego Zasedaniya Plenuma KavByuro ÇK RKP (b)”, Sovyetleri Birliyi Komünist Partii Merkez Komitesi yanında Marksizm-Leninizm Enstitüsü Merkezi Parti Arşivi, Fond 64, Op. 2, Dosye 1, sayfa 118.
[12] Emir Guliyev, “Göçürülme (1948-1953)”, I.Veliyev , K. Muhtarov, F. Hüseyinov (der), Deportasiya, Bakü, Azerbaycan Ansiklopedisi Yayınevi, 1998, ss 19-20, s. 78.
[13] O sırada burası, Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi (DKÖB) idi. Fakat, hem Moskova yönetiminin oynadığı oyunlar, hem de Ermenistan’daki ve bölgedeki bazı yapılanmaların Azerbaycan’a saldırılarını yoğunlaştırarak, burayı Azerbaycan’dan koparmaya çalışmaları, özellikle de içerisinde Azerbaycan, Kazakistan ve SSCB yönetiminin üst düzey temsilcilerinin bulunduğu bir helikopterin düşürülmesi ve içerisindekilerin hepsinin ölmesi olayı sonrasında toplanan Azerbaycan parlamentosu 24 Kasım 1991 tarihli kararıyla bölgedeki özerk yapıyı ortadan kaldırmıştır. Günümüzde, Azerbaycan’da Karabağ ya da Dağlık Karabağ isimli bir idari birim bulunmamaktadır.
 


http://www.turksam.org/tr/a2097.html
Arkadaşına Gönder 869 kez okundu Yazdır
Paylaş: Google Yahoo FaceBook Mixx
Digg StumbleUpon Del.icio.us reddit Twitter
 
Yorumlar
   Başlık : 
  Yorum : 
(Yorum larınızı yaparken '<' ve '>' işaretlerini kesinlikle kullanamazsınız.) 

* Yorum yapabilmeniz için 'Üye Girişi' yapmanız gerekmektedir.

  
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Sitede Ençok Okunanlar
Osmanlı Devletinde Ermeni Sorunu Ve Avrupa Devletlerinin Ermeni Politikaları
39321 kez okundu.
Türklerde Yeni Yıl: Nevruz Bayramı ve Törenleri
24876 kez okundu.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi Yetmiş Yaşında
15025 kez okundu.
İran’ın Nükleer Çabaları: Hedefler, Tartışmalar ve Sonuçlar
14698 kez okundu.
Yeni Global Oyun ve Hazar’ın Statüsü
13363 kez okundu.
Sitede Ençok Yorumlananlar
Atatürk’ün Türk Dünyasına Bakışı!
10 defa yorumlandı.
PKK Terör Örgütü’nün Dağdan İnmesi ve Karşılanmasındaki Sorunlu Süreç
6 defa yorumlandı.
Ermenistan ile İmzalanan Protokoller ve Bundan Sonraki Riskli Sürecin Analizi
5 defa yorumlandı.
Gazze’ye Yardım Girişimi ve İsrail Saldırısının Soğukkanlı Analizi
5 defa yorumlandı.
Türklere Karşı Yapılan Soykırımlar ve Hocalı Soykırımı
4 defa yorumlandı.
Copyright © 2004 - 2010 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır.
Şu an sitemizde gezinen 1042 ziyaretçi, 0 üyemiz bulunmaktadır.
Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)
En iyi 1024x768 görüntülenir.