Üye Girişi | Yeni Üyelik
   08 Eylül 2010 Çarşamba
Ortadoğu ve Afrika
Rusya – Ukrayna
Kafkasya
Türkistan
Asya – Pasifik
Güney Asya
Türkiye
Balkanlar
Amerika
Avrupa Birliği
Kıbrıs
Jeopolitik ve Strateji
Sivil Toplum Kuruluşları
Uluslararası Hukuk
Çok Taraflı İkili İlişkiler
Bilgi Yönetimi
Bilim ve Teknoloji Araştırmaları
Proje ve Kalkınma Yardımları
Medya
Uluslararası Örgütler
Karadeniz
Hakkımızda
Başkan
Yönetim Kurulu
Danışma Kurulu
Bilim Kurulu
Kadromuz
Temsilcilerimiz
TÜRKSAM'da Staj
Bağlantılar
E-Kitap
TÜRKSAM
Adres : Oğuzlar Mahallesi, Türkocağı Cad. 1388. Sok (eski 32. Sok), No: 52
Balgat / ANKARA

T :  0090. 312. 285 31 00 - T: 0090. 312. 285 00 66
F : 0090. 312. 285 00 71
İsrail’in Gazze Konvoyu Saldırısı: Dünyayı Takmayan Bir Hukuk Anlayışı
01 Haziran 2010 İsrail [10] [12] [14] [16]
Doç. Dr. Celalettin Yavuz
Doç. Dr. Celalettin Yavuz
TÜRKSAM Başkan Yardımcısı
Terör Enstitüsü
Hakkında - Arşivi

Gazze Şeridi’ne insani yardım malzemesi taşıyan konvoya 31 Mayıs 2010 sabahı baskın tarzında yapılan silahlı harekat sonunda ölüm ve yaralanmalar meydana geldi. Uzun bir süre bunların sayıları ve kimlikleri, bizzat baş sorumlu İsrail tarafından açıklanmadı.
 
Olayların Gelişmesi
 
Gazze Konvoyu’na İsrail’in müdahalesi beklenmekteydi. Zira günlerdir İsrail “Bu gemileri doğrudan Gazze’ye göndermem. Karasularına yaklaşıldığında gemileri ikazla Ashdod limanına yönlendiririm. Dinlemezlerse güç kullanırım! Limana çekilen gemilerde silah, silah yapımında kullanılan malzeme, mühimmat ve el-Kaide, ya da HAMAS yanlısı kişiler var mı, ona bakarım. Denetimimden sonra da istediğim malzeme ve kişileri kendi imkanlarımla Gazze Şeridi’ne götürür, yardımın doğrudan HAMAS’ın eline geçmemesi için, Gazze Şeridi’ndeki dağıtımda da denetimimi sürdürürüm!” demişti.
 
Anılan konvoyun yöneticileri de, “Asla Gazze limanına yönelik rotamızdan şaşmayacağız!” diyordu. Başını Türk insani yardım heyetinin çektiği konvoyda aslında Alman’dan İngiliz’e, Yunan’dan İspanyol’a kadar 30 civarında ülkenin vatandaşı, çeşitli ülkelerden milletvekili, gazeteci ve insan hakları temsilcileri vardı.
 
İsrail’in müdahale kararlılığı, 29 Mayıs 2010 günü bile İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman, “İsrail’in egemenliğine karşı bir şiddet propagandası teşebbüsü” şeklindeki değerlendirmesiyle, bir kez daha anlaşıldı. İsrail radyosunun haberine göre Lieberman konuşmasını, “yardım konvoyu İsrail’e karşı bir şiddet propagandası ve İsrail topraklarında, hava veya deniz sahasında egemenliğinin herhangi bir şekilde tehdit edilmesine izin vermeyecek!” şeklinde sürdürmüştü.
 
Buna karşılık “İnsani Yardım Konvoyu” ileri gelenleri de İsrail’in bu 50’ye yakın ülkeye ait olduğu ileri sürülen ve içlerinde milletvekillerinin de bulunduğu konvoyu, İsrail’in ikazlarına rağmen Gazze limanına götürmek niyetindeydi. Yani olay bir bakıma zıtlaşmaya dönüşmüştü. Konvoy yöneticileri her şeye rağmen İsrail’in sert askeri müdahaleler uygulayabileceğini tahmin etmiyor olmalıydı. Ya da tersine, müdahale gerçekleşirse, tüm dünya kamuoyunun dikkati Gazze Şeridi üzerine çekilebilecek, provokasyonla da olsa, amaca ulaşılacaktı…
 
İsrail’in Askeri Müdahalesi Meşru mudur?
 
Gelinen aşamada kuşkusuz ki dünya kamuoyunun dikkati Gazze Şeridi’ne çekilecektir. İlk tepki Türkiye’den. İsrail’in Ankara Büyükelçisi Dışişleri Bakanlığı’na çağrılarak bilgi istendi. Bu arada Türkiye’nin büyük kentlerinde İsrail karşıtı gösteri hazırlıkları başlatıldı. Türk Dışişleri Bakanlığı, sabah saatlerinde sert bir açıklama ile, İsrail’in protesto edileceğini bildirdi. Daha sonra da Tel Aviv Büyükelçisi Oğuz Çelikkol’u Ankara’ya çağırdı.
 
Yazıyı 31 Mayıs sabahı saat 08.00’da yazarken belirtmiş olduğumuz gibi Türkiye, BM Güvenlik Konseyi’ni acilen toplantıya çağırdı. Olayın duyulmasıyla AB Dışişleri Bakanı Barones Margreth Catherina Ashton, Varşova’dan verdiği tepkiyle, AB’nin süratle bir inceleme komisyonunu bölgeye göndermesi gerektiğini söyledi. Bu çıkışa İspanya AB Temsilciliği de İsrail’i kınayan sert bir açıklamayla destek verdi. BM İnsan hakları Komisyonu ve BM Genel sekreteri “şaşkın” olduklarını söyledi. Aslında bu kadar “şaşkın” olmasalardı, anılan insani yardım konvoyunu BM şemsiyesi altında, yani BM’nin onay verdiği askeri gemilerin refakatinde bölgeye gönderirdi. Bunu hesaba katamadılar. Zaten İsrail’in müdahalesi adım adım geliyorum derken, bu gelişmeyi Türk Dışişleri Bakanlığı da tıpkı BM’nin maaşlı yöneticileri gibi “şaşkınlıkla” izlediler. Yani ev ödevi iyi yapılmadı! Oysa “Felaket geliyorum!” diyordu…
 
Aynı gün akşam saatlerinde toplanan BM Güvenlik Konseyi’nin alacağı tavır önemlidir. Güvenlik Konseyi’nde de İsrail’in askeri müdahaleyi uluslararası hukuk kuralları çerçevesi içerisinde yapıp yapmadığına bakılacaktır.
 
İlk belirlemelere göre müdahale karasuları dışında yapılmıştır. Buna karşılık rota Gazze limanıdır. Sivil gemilerin kontrol maksadıyla durdurulduğu, arandığı, hatta şüpheli hallerde limana çekildiği ilk kez ortaya çıkan bir durum değildir. Bosna-Hersek krizi sırasında NATO bünyesinde Sharp Guard adı verilen bir harekatla Adriyatik sularında şüpheli gemiler durdurulmakta ve SAT komandoları tarafından arama yapılmaktaydı. Ancak bu harekat çok uluslu bir şekilde ve BM’nin oluru alınarak meşruiyet kazanmıştı. Her ne kadar İsrail müdahale edeceğini birkaç kez belirtmişse de, uluslararası sularda yapılan ve eğer silahlı mukabelede de bulunulmayan şekilde bu olay gerçekleşti ise, İsrail’in hareketini meşru zeminlere çekmek mümkün değildir.
 
Müdahale sıradan ve tipik bir “kontraband kontrol” hizmeti ya da harekatından çok farklıdır. Yani, Gazze Şeridi’ne girmek üzere bulunan bu ticaret gemilerinden oluşan konvoyunu önce telsizle ikaz edilmesi, ikazı dinlememeleri halinde uyarı atışı yapılması, gene de dinlememeleri halinde gemiye el koyacak şekilde süratli botlar ve helikopterle bir harekat yapılması düşünülebilirdi. Oysa, bunların hiçbiri yapılmadan, adeta bir rehine operasyonu, ya da harp kaçağı malzeme bulunan yüksek derecede kuşkulu ve dur ihtarına uymayan, uymadığı gibi silahla karşılık veren bir gemiye yapılan muamele ile karşı karşıya kalınmıştır. Bu faaliyetin uluslararası hukukta savunulacak hiçbir yanı yoktur.
 
1 Haziran sabahı İsrail, gemide silah bulunduğunu savunmayı sürdürdü. Anlaşılan ne özür dileyecek, ne de “devlet terörü” yaptığını kabul etmeyecek. Hatta Cumhurbaşkanı Şimon Peres bile, “Marmara gemisindeki yolcuların İsrail ordusu askerlerine karşı uyguladığı şiddet nedeniyle askerlerin kendilerini savunmak durumunda kaldıklarını!” ileri sürdü.
 
Bir taraftan BM, bir taraftan Türkiye, İsrail’e karşı neler yapılmalı bunun üzerinde toplantılar yapıyor. İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu da ABD’den başlayan bir gezi ile haklılıklarını anlatmaya çalışıyor. Dünya bir süre daha İsrail’i konuşacağa benziyor.
 
Sonuç
 
Bu hareketle İsrail, kararlılık içerisinde olduğunu gösterdi. Muhtemelen olası bir BM Güvenlik Konseyi yaptırımına karşı ABD’nin koruyucu zırhına da güvenmektedir. Ancak, olay hakkında dünya kamuoyunun tepkisinin derecesi, Netanyahu hükümetini oldukça hırpalayacaktır. Özellikle de ABD Başkanı Obama, bundan böyle İsrail’le zaten “soğuk” olan ilişkileri, buz dolabına bile kaldırabilecektir. Ancak, gene de Cumhuriyetçe ya da Demokrat, Amerikan seçmeninin Yahudi lobisinin de üzerinde yönetimde etki bırakan “İsrail’e dokunulmaması” yönündeki yerleşmiş bilinç altı ABD yönetimini bağlayıcıdır. Yani Obama, BM Güvenlik Konseyi bu toplantı sonrasında, ya da yapılacak incelemenin ardından İsrail’e bir sert yaptırım kararı alsa bile, seçim kaygısıyla veto edemeyecektir. İsrail’de kabine bu işe karar verdiği için, herhangi bir bakanın istifası ile çözüm mümkün değildir.
 
Gazze Yardım Konvoyu, muhtemelen bir müdahale bekliyordu. Hesapta olmayan çıkacak çatışmada ölüm ve yaralanma olayları idi. Buna rağmen dünya kamuoyunun dikkati Gazze Şeridi’ne çekildi.
 
Bundan sonra Türkiye-İsrail ilişkileri daha da derin bir hasar alacaktır. Bu hasar, Türkiye-ABD ilişkileri ile PKK terör örgütüyle mücadelede istihbarat desteğini de olumsuz etkileyebilecektir.
 
Türkiye’de 01 Haziran öğle saatlerinde “Devlet Toplantısı” yapılarak, gelecekte İsrail-Türkiye ilişkileri değerlendiriliyor. Muhtemelen “uluslararası camianın tepkisi İsrail üzerinde nasıl canlı tutulabilir, İsrail-Türkiye ilişkileri nasıl etkilenebilir, ne gibi yaptırım uygulanabilir? Sorularını cevaplandıran değerlendirmeler yapılacaktır.
 
Türkiye’de İsrail karşıtlığı gösterilerin ülkemizde yaşayan Musevi vatandaşlara ve İsrailli işyerlerine zarar verecek derecede gelişmemesi için önlemler alınmalıdır. Hükümet bu konuda İsrail aleyhtarı göstericilere sağduyu ve itidal çağrısında bulunmalıdır. Aksine bir taşkınlık ve provokasyon, mağdur iken suçlu duruma düşmeyi getirebilir.
 
Son söz: Bu gelişmeler BM’nin ve Türk Dışişleri Bakanlığı’nın konu üzerinde daha ayrıntılı düşünmesi ve planlamaya yardımcı olması halinde, böyle üzüntülü bitmeyebilirdi. Yani “katil suçludur”, ama katliama karşı önlem almada ev ödevi iyi yapılmamıştır!


http://www.turksam.org/tr/a2059.html
Arkadaşına Gönder 1098 kez okundu Yazdır
Paylaş: Google Yahoo FaceBook Mixx
Digg StumbleUpon Del.icio.us reddit Twitter
 
Yorumlar
   Başlık : 
  Yorum : 
(Yorum larınızı yaparken '<' ve '>' işaretlerini kesinlikle kullanamazsınız.) 

* Yorum yapabilmeniz için 'Üye Girişi' yapmanız gerekmektedir.

  
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Sitede Ençok Okunanlar
Osmanlı Devletinde Ermeni Sorunu Ve Avrupa Devletlerinin Ermeni Politikaları
39314 kez okundu.
Türklerde Yeni Yıl: Nevruz Bayramı ve Törenleri
24865 kez okundu.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi Yetmiş Yaşında
15015 kez okundu.
İran’ın Nükleer Çabaları: Hedefler, Tartışmalar ve Sonuçlar
14697 kez okundu.
Yeni Global Oyun ve Hazar’ın Statüsü
13359 kez okundu.
Sitede Ençok Yorumlananlar
Atatürk’ün Türk Dünyasına Bakışı!
9 defa yorumlandı.
PKK Terör Örgütü’nün Dağdan İnmesi ve Karşılanmasındaki Sorunlu Süreç
6 defa yorumlandı.
Ermenistan ile İmzalanan Protokoller ve Bundan Sonraki Riskli Sürecin Analizi
5 defa yorumlandı.
Gazze’ye Yardım Girişimi ve İsrail Saldırısının Soğukkanlı Analizi
5 defa yorumlandı.
Türklere Karşı Yapılan Soykırımlar ve Hocalı Soykırımı
4 defa yorumlandı.
Copyright © 2004 - 2010 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır.
Şu an sitemizde gezinen 315 ziyaretçi, 0 üyemiz bulunmaktadır.
Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)
En iyi 1024x768 görüntülenir.