21-23 Mayıs 2010 tarihleri arasında İstanbul’da, BM şemsiyesi altında ‘Somali Konferansı’ düzenlendi. Konferansa ev sahipliği yapan BM Genel sekreteri Ban Ki-Mun’un yanı sıra, Somali’de başkent Mogadişu’yu kısmen kontrol edebilen Somali Devlet Başkanı Şeyh Şerif Ahmed de konferansa katıldı.

Somali Konferansı’na 55 ülke ve içinde İslam Konferansı Örgütü (İKÖ)’nün de bulunduğu 12 sivil toplum örgütü davet edildi. Konferansın amacı ise; 2008 tarihli '”Cibuti Barış Anlaşması” ve bunu takip eden “Cibuti Barış Süreci” kapsamında, güvenlik, siyasi işbirliği, yeniden inşa ve kalkınma başlıkları altında Somali’nin geleceği ile ilgili tüm ana sorunların eş zamanlı olarak ele alınmasını sağlamaktır. Bir başka ifadeyle, yaklaşık 20 yıldır iç savaş ve terörle boğuşan Somali’yi ayaklarının üzerinde durdurabilmektir. Bu maksatla, konferans sonunda toplantının yapıldığı şehrin adı verilmek suretiyle bir de “İstanbul Deklarasyonu” başlıklı bir belgenin kabul edilmesi de öngörüldü.
Somali’de Siyasi Durum
Somali’de devlet otoritesi ve kargaşanın başlangıcı Diktatör General Muhammed Siad Barre’nin 1991’de devrilmesinden itibaren baş gösterdi. İsyan eden radikal İslami guruplar kanlı eylemlere giriştiler. Buna karşılık Batı tarafından desteklenen geçici hükümetler hiçbir varlık gösteremediler, zira bunlar sadece “kağıt üzerindeki” yönetimlerdi.
Gelinen gün itibariyle birbuçuk ila iki milyon insanın ülke içerisinde “mülteci” olarak yaşadığı tahmin edilmektedir. Bir ara 2006 yılında ABD’nin desteği ile Ethiopya’nın Somali’ye askeri müdahalede bulunması düşünülmüş, ancak bu girişim tam bir fiyasko ile sonuçlanmıştır. Çünkü Ethiopya kuvvetlerinin halkın can ve mal güvenliğini hiçe sayarak ağır silahları da kullanması, bölge halkının daha da radikalleşmesine sebebiyet vermiştir. Mevcut hükümet de zaman zaman Ethiopya’da bir bakıma “sürgün hükümeti” gibi görev yapmaktadır. Ülkedi Somalialand ve Putland isimli iki bölgede ayrılıkçı hükümetler mevcuttur.
Somali’nin bir diğer özelliği de, Ekim 2008’de YASA Denizciliğe ait bir ticaret gemisinin bölgenin deniz haydutları tarafından kaçırılmasından sonra Türk kamuoyu tarafından tanınan, “korsanlık” faaliyetleridir. Somali’nin Hint Okyanusu sahilleri ile Aden Körfezi, 2008 yılı ortalarından itibaren dünyada en fazla korsanlık ve deniz haydutluğunun yaşandığı bölgedir. 2008 yılı sonlarından itibaren bir çok ülkenin münferit askeri gemileri ile ticaret gemilerinin bölgede korumalarının yanı sıra, uluslararası bir görev kuvveti (CTF 151) ile gemi-uçak-helikopterlerden oluşan “Atalanta Harekatı” adıyla, AB’nin de bir müşterek görev kuvveti bölgede deniz haydutluğu ile mücadele etmektedir.
Gerek Atalanta Görev Kuvveti, gerekse içinde 2008 yılı sonlarından itibaren bir Türk firkateyninin de yer aldığı CTF151, bölgedeki deniz haydutları ve korsanlara karşı sadece bölgeden transit geçen ticaret gemilerini değil, aslında ve esasında büyük bir açlık sorunu yaşayan bölge insanlarına BM’nin gıda yardım gemilerini salimen limana ulaştırmak için de hizmet etmektedirler. Halen Somalili korsanların elinde 10’un üzerinde gemi ve 300 civarında gemici olduğu tahmin edilmektedir. Somalili korsanların ve deniz haydutlarının türemesinin sebebi de ülkedeki kargaşa ve otorite boşluğudur.
Aslında Somali’deki sorun 1992’de çok ağır bir kıtlık, takiben de açlık sorununun ortaya çıkmasıyla başladı. BM derhal bölgeye bir hava köprüsü kurarak acil gıdaya ilaveten 37.000 kişilik bir çok uluslu kuvvet gönderilmesini sağladı. O dönemde Türkiye de bir tabur kuvvetinde kuvveti kendi askeri gemileri ile Somali’ye intikal ettirmiş, hatta Çevik Bir de korgeneral rütbesiyle bölgedeki çok uluslu kuvvetlerin komutanlığını bile yapmıştı.
Ekim 1993’de Mogadişu’da 18 Amerikan askeri kızgın bir halk kitlesi tarafından katledildi. Cesetler caddelerde dolaştırılıp teşhir edildi. Bunun üzerine dönemin ABD Başkanı Bill Clinton da tüm birliklerin derhal çekilmesi emrini verdi. İç savaş halindeki milis grupları arasında çatışmayı sona erdirme konusunda bir istek olmayınca, BM Güvenlik Konseyi de yardım harekatını sonlandırdı. Bu karardan sonra Somali bir türlü durulmadı.
Somali Konferansı’ndan Beklentiler
19 Ocak 2007’de Somali’de Afrika Birliği Görev Kuvveti (African Union Mission in Somalia: AMISOM) görevlendirildi. 21 Şubat 2007’de bu faaliyete BM Güvenlik konseyi de dahil oldu. Buna rağmen, 8 milyonluk Somali’de halkın 3 milyonu açlık tehdidiyle karşı karşıyadır. Uzun yıllardır uluslararası camia bu konuya eğilmesine rağmen, Somali hala kritik günleri yaşamaya devam etmektedir. İstanbul Konferansı ile Şeyh Şerif Ahmed’in ve geçici federal hükümetin güçlendirilmesi için de çalışılmaktadır.
Somali için 2009 yılı içerisinde de Brüksel’de bir başka konferans düzenlendi. Somali’de istikrarı öngören Cibuti Anlaşması çerçevesinde, 2011 yılı Ağustos ayına kadar geçici federal hükümete mali, lojistik destek verilmesi, BM Genel sekreteri’nin bizzat açıkladığı hedefler içerisinde yer almaktadır. İstanbul’daki Somali Konferansı’nda BM Genel sekreteri Ban Ki-Mun’un hedeflerinden bir diğeri de, halen 6.000’i aşkın kişiden oluşan AMISOM’u desteklemektir. Keza, Somali’nin istikrara kavuşabilmesi için Somali güvenlik güçlerinin ve polis teşkilatının güçlendirilip, desteklenmesi de istenmektedir.
Somali’de mevcut hükümeti hakim unsur haline getirme ve istikrarı sağlama yanında, bir diğer önemli konu da bölgedeki deniz haydutluğu ve korsanlığın önlenmesidir. Korsanların faaliyetlerinin ceza görmesi ve adalete teslimi konusunda evvelce Kenya, Seyşel ve Tanzanya gibi ülkelerde korsanların tutuklanarak adli makamlara sevk edilmesi konusunda BM nezdinde karar alınmıştı.
Sonuç
Afrika’ya “İncil”le giren Hıristiyan misyonerleri, Afrika’nın içini boşaltıp Avrupa ve ABD’ye taşıdıkları gibi, ellerinde ne var ne yok hepsini aldılar. Şimdi gelinen günde “Kara Afrika” için bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Ancak, yapılan sadece açlıktan ölmek üzere bulunan milyonlarca insana eziyet ederek bir lokma ekmek vermekten ibaret. Aslında bölge istikrarı bir bakıma deniz haydutluğunun küresel ticareti olumsuz etkilemesi sebebiyledir.
Somali Konferansı’nda murat edilenlerin gerçekleşmesini arzu etmekle birlikte, Somali’ye istikrarın kısa süre içerisinde gelmesi de beklenmemektedir. İstikrar için bölgedeki gurupların bir araya gelmesi gereklidir. Ancak bunun için gereken bir arada yaşama kültürü de henüz bölgede olgunlaşmamıştır. Zaten var olsaydı bile, son 20 yıldır insanların devamlı açlık çekmesi sebebiyle bu kültürü muhafaza edebilmeleri kolay değildir.