Üye Girişi | Yeni Üyelik
   04 Eylül 2010 Cumartesi
Ortadoğu ve Afrika
Rusya – Ukrayna
Kafkasya
Türkistan
Asya – Pasifik
Güney Asya
Türkiye
Balkanlar
Amerika
Avrupa Birliği
Kıbrıs
Jeopolitik ve Strateji
Sivil Toplum Kuruluşları
Uluslararası Hukuk
Çok Taraflı İkili İlişkiler
Bilgi Yönetimi
Bilim ve Teknoloji Araştırmaları
Proje ve Kalkınma Yardımları
Medya
Uluslararası Örgütler
Karadeniz
Hakkımızda
Başkan
Yönetim Kurulu
Danışma Kurulu
Bilim Kurulu
Kadromuz
Temsilcilerimiz
TÜRKSAM'da Staj
Bağlantılar
E-Kitap
TÜRKSAM
Adres : Oğuzlar Mahallesi, Türkocağı Cad. 1388. Sok (eski 32. Sok), No: 52
Balgat / ANKARA

T :  0090. 312. 285 31 00 - T: 0090. 312. 285 00 66
F : 0090. 312. 285 00 71
İran’la Uranyum Takas Anlaşması ‘Kabul Edilmedi’ mi?
19 Mayıs 2010 İran [10] [12] [14] [16]
Doç. Dr. Celalettin Yavuz
Doç. Dr. Celalettin Yavuz
TÜRKSAM Başkan Yardımcısı
Terör Enstitüsü
Hakkında - Arşivi

17 Mayıs 2010 sabahı tüm dünya ajanslarına, İran’ın zenginleştirilmiş uranyumun Türkiye’de saklanmasına ve bunun karşılığında nükleer santrallerde kullanılacak daha zenginleştirilmiş uranyumun da takas yoluyla İran’a verileceğine ilişkin anlaşmanın, BM Güvenlik Konseyi geçici üyelerinden Brezilya ve Türkiye ile birlikte İran’la imzalandığı duyuldu. Ancak, bu anlaşma duyulur duyulmaz yaşanan gelişmeler, anlaşmanın geçerliliğini koruyamayacağı yönünde önemli kuşkular yarattı. Hele de bu olaydan bir gün sonra akşam saatlerinde BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyeleri ve Almanya’nın (P5+1) “İran’a Yaptırım Karar Taslağı”nın onaylandığı ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton tarafından açıklandıktan sonra…
 
Nükleer Silahların Azaltılmasında Obama Faktörü ve Gelişmeler
 
ABD Başkanı Barack Obama, görevinin ilk 6 ayı içerisinde dünyada nükleer silahların azaltılması konusunda girişimlerde bulundu. Bu maksatla Temmuz 2009’da Rus Devlet Başkanı Dimitry Medvedev’e nükleer silah başlıklarının azaltılmasını önerdi. Daha sonra iki başkan 5 Aralık 2009’da süresi dolan, 1991’de imzalanan Stratejik Silahların İndirimi Antlaşması (START-1)’nın yerini alacak yeni antlaşmayı, 8 Nisan 2010’da imzaladılar.
 
Yeni anlaşma, iki ülkenin gelecek 7 yıl içinde sahip olabilecekleri nükleer başlık sayısını 1550’ye indirmeyi taahhüt etmekteydi. Bu anlaşma ile dünyadaki nükleer silahların yüzde 90’ından fazlasına sahip olan ABD ve Rusya, nükleer silahsızlanma konusunda ciddi olduklarını gösterme açısından önemli bir sınav vermişlerdi. Bu gelişme, özellikle Avrupa’da ABD’ye ve yeni Başkan Obama’ya bakış açısını pozitif yönde değiştirmiş, önceki Başkan George W. Bush yönetiminin eksileri unutulmaya başlanmıştı.
 
Son START Anlaşması’nın hemen ardından için14 Nisan 2010’da, New York’ta yapılan ve Başbakan R. Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı “Nükleer Zirve” sırasında ağırlıklı konulardan biri nükleer silahların azaltılması idi. Bu maksatla Güney Afrika Cumhuriyeti, Arjantin ve Brezilya nükleer silah üretmekten vazgeçtiklerini, hatta nükleer silah üretiminde kullanılabilecek malzemeleri de ABD’ye verebileceklerini ilan ettiler.
 
İkinci ağırlıklı konu da, İran ve Kuzey Kore gibi ülkelerin nükleer silah üretiminin durdurulmasına ve barışçı amaçlarla yapılan nükleer çalışmaların (enerji santralı ve diğer alanlar) da Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK)’nun tüm denetimlerine açık ve şeffaf olması yönündeydi. Bu bağlamda özellikle Obama’nın, İran’ın üreteceği nükleer silahın terörist gurupların eline geçebileceği yönündeki kaygıları, P5+1 tarafından paylaşılarak, İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetine devamı halinde sert uygulamalara başvurulacağı kararı alındı.
 
Mevcut nükleer silahlarının sorgulanacağı endişesiyle anılan toplantıya davet edildiği halde katılmayan İsrail’e de Obama, “Nükleer Silahların Sınırlandırılması Anlaşması”na katılması çağrısında bulundu.
 
İran’la ilgili nükleer krizi diplomatik yolla çözmek isteyen BM Güvenlik Konseyi’nin geçici üyelerinden Brezilya, bazı BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyelerinin temsilcileri ile zirveyi takiben Brezilya’da ikinci bir toplantı yaptı. Türkiye’nin de destek verdiği girişimin amacı İran’ı nükleer silah üretimine yönlendirebilecek uranyum zenginleştirme faaliyetinden ikna yoluyla vazgeçirmekti. Çünkü İran, Eylül 2009 ayı içerisinde bizzat Cumhurbaşkanı Ahmedinejad tarafından tüm dünyaya yüzde yirmi oranında uranyum zenginleştirme faaliyetinde bulunduklarını ilan etmişti.
 
Ekim 2009’da UAEK tarafından, İran’a nükleer santral ve barışçı amaçlar için zenginleştirilmiş uranyumun başka ülkeden verilmesi ve kendi ürettiklerinin bir başka ülkede (tercihen Türkiye) saklanabileceği, Rusya ya da Fransa’dan verilecek santral için gerekli zenginleştirilmiş uranyumun takas edilmesi teklifi yapıldı. Başlangıçta tereddüt eden İran, daha sonra Türkiye’yi bir ‘dost ülke’ olarak görmekle birlikte, teklif edilen hal tarzının İran’ın egemenliğine aykırı olduğu gerekçesiyle, bizzat Cumhurbaşkanı Ahmedinejad tarafından reddedildi.
 
14 Nisan 2010’dan itibaren Brezilya’nın İran’ın nükleer tutumu ile ilgili faaliyetlerinde artış kaydedildi. Aslında başlangıçta bu girişimlere pek fazla şans verilmemişti. Çünkü İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, daha 3-4 Mayıs 2010’da New York’taki BM Genel Merkezi’nde eğer barış isteniyorsa tüm dünyanın nükleer silahlardan arınması gerektiğini eleştirel bir tarzda bir kez daha ifade etmişti. 15-16 Mayıs 2010 tarihlerinde İran’da adeta kamp kuran Brezilya Dışişleri Bakanlığı ile Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun da katıldığı İran-Türkiye-Brezilya üçlü toplantıları sonunda belli ölçüde bir anlaşma taslağı ortaya çıkarıldı. Daha sonra da Türkiye’den Başbakan R. Tayyip Erdoğan’ın, Brezilya’dan da Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva’nın katıldığı bir seremoni ile taslak anlaşma 17 Mayıs 2010 sabahı ilan edildi.
 
İran-Türkiye-Brezilya Nükleer Takas Anlaşması’nda Neler Var?
 
10 madde olarak belirlenen İran-Türkiye-Brezilya arasındaki anlaşmada öne çıkan hususlar şöyledir:
  • Üç ülke de nükleer silahların yayılmamasına vurgu yaparak, tüm üye ülkelerin yanı sıra İran İslam Cumhuriyeti’nin de yakıt çarkı üzerinde araştırma ve ilerleme yapabilecekleri konusunda hemfikirdirler.
  • Yakıt takası, barışçıl nükleer teknoloji alanlarda işbirliğin başlanması için önemli bir adım olarak nitelendirilmektedir.
  • Nükleer yakıt takası ileriye dönük olarak milletlerle işbirliği yapmak için başlangıç noktası oluşturacağı gibi, olumlu işbirliği ve barışçıl nükleer işbirliğine dönüşmeli ve İran hukukuna hedef alan her çeşit tehdit dolu beyanatlar ve davranışlardan kaçınılmalı ve yerinde nükleer işbirliği ön görülmelidir.
  • 1.200 Kg az düzeyde zenginleştirilmiş uranyum İran’ın mülkiyeti kaydıyla, İran ve UAEK’nin gözetimi altında Türkiye’de emanet olarak tutulacaktır.
  • İran İslam Cumhuriyeti yukarıdaki konularla onayı olduğuna dair 7 gün süre zarfında UAEK’ya bildirecek ve Viyana Grubu (Rusya, Fransa, ABD ve UAEK) olumlu yanıt verdiğinde Tahran reaktörü için 120 Kg nükleer uranyum temini için, İran ve Viyana anlaşmasıyla ilgili olarak yazılı anlaşma yoluyla, açıklık getirecektir.
  • Viyana Grubu ise Tahran reaktörü için gerekli olan 120 Kg miktarında yakıtın teslimini taahhüt etmektedir.
  • Bu anlaşmaya göre İran’ın isteği üzerinde takas gerçekleşmezse, Türkiye yakıtı İran’a geri verecektir.
  • Ortak endişeler çerçevesinde Türkiye veya Brezilya’da olmak üzere İran ve 5+1’in müzakerelerine başlanması için Türkiye ve Brezilya olumlu yaklaşmaktadırlar.
 
Türk Dışişleri Bakanlığı’nın Üçlü Anlaşma ile ilgili açıklamasının bir bölümü ise şöyledir:
 
“Bu mutabakatın hayata geçirilmesi, İran ile Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK), ABD, RF ve Fransa arasında belirlenecek düzenlemelere bağlı olacaktır. Türkiye, sözkonusu mutabakatın hayata geçirilmesi için İran’ın ve uluslararası toplumun kendisine duyduğu güveni boşa çıkarmayacak ve ayrıntıları belirlenecek bir düzenlemeyle sorumluluklarını bihakkın yerine getirecektir. Ortak Bildiri sayesinde İran ile uluslararası toplum arasında diyaloğun yeniden başlatılması ve bunun Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması temelindeki hak ve yükümlülüklere uygun kalıcı bir uzlaşıyla sonuçlanması için yeni ve önemli bir fırsat yaratılmıştır.
Ortak Bildiri’nin kabulüyle İran, uluslararası toplumun kendisinden beklediği hususları yerine getirmiş bulunmaktadır. Bu sonuca varılmasında ısrarlı diplomatik çabalar ve müzakere süreci etkin olmuştur. Bu gelişme aynı zamanda çözümün diplomasi yoluyla bulunabileceğini ve bu alanda tüm imkanların seferber edilmesi gereğini bir kez daha ortaya koymuştur. Bu süreçte Brezilya’nın da Türkiye’ye verdiği desteği takdirle karşılamaktayız.”
 
Bu anlaşmanın duyurulmasından sonra, İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ramin Mihmanperest’in CNN’e telefonla yaptığı açıklamada, uranyum zenginleştirmesine dair yasal haklarını durdurmayı planlamadıklarını, ABD ve müttefiklerinin son anlaşmayı kabul etmemeleri için bir nedenin bulunmadığını düşündüğünü söylediği bildirildi. Bu gelişme ise, konu ile ilgilenenlerin çoğu üzerinde İran’ın güvenilirliği konusundaki şüpheleri hatırlattı.
 
İran-Türkiye-Brezilya Nükleer Yakıt Anlaşması’na Dünyadan İlk Tepkiler
 
İran konusunda öteden beri kuşku ile yaklaşan başta ABD olmak üzere, devletlerin ve dünya basınının yaklaşımından bazı seçmeler şöyledir:
 
ABD’nin tutumu, ABD Başkanlık (Beyaz Saray) Sözcüsü ve Dışişleri Bakanlığı sözcüleri tarafından ayrı ayrı açıklandı. Beyaz Saray Sözcüsü Robert Gibbs, söz konusu anlaşmanın, uluslararası toplum tarafından üzerinde düşünülmeden önce UAEK’ye iletilmesi gerektiğini, ABD ve uluslararası toplumun İran’ın nükleer arzuları konusunda ciddi endişeler taşımaya devam ettiğini kaydetti.
 
İran’ın, Ekim 2009’daki gibi nükleer programı konusunda büyük güçlerle görüşmeyi isteyip istemediği hususunda açıklık bulunmadığını ileri süren Gibbs’e göre, İran’ın daha önceleri taahhütlerini yerine getirmeyişi ve nükleer programıyla ilgili temel konuların ele alınması ihtiyacı dikkate alındığında, ABD ve uluslararası toplumun konuyla ilgili ciddi kaygıları sürmektedir. Yani, bir bakıma İran’a karşı güven bunalımı devam etmektedir.
 
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Philip Crowley ise, İran’ın barış amaçlı nükleer enerji konusunda temel haklara sahip olması için; uluslararası toplumun kaygılarını ele alması, UAEK ile yapıcı işbirliğine hazır olduğunu açıklaması ve BM Güvenlik Konseyi kararları doğrultusunda uranyum zenginleştirme faaliyetlerini askıya alması gerektiğini, ifade etti. Ancak, İran’ın BM Güvenlik Konseyi kararlarına meydan okuduğunu, uluslararası toplumla şeffaf biçimde temas kurmadığını ve programının barışçıl sivil amaçlar taşıdığı yönünde kuşkuların sürdüğünü söyledi.
 
Crowley; İran’ın, zenginleştirilmiş uranyumunu ülkenin dışına göndermeye istekli olduğunu, buna karşılık UAEK’nın bu materyalin kontrolünü eline alıp alamayacağı ve yakıtın Tahran’daki araştırma reaktörü için transferini idare edip edemeyeceği hususunda kuşkular bulunduğunu, zira UAEK için düşünülen bu role karşılık, anlaşma metninde bu kontrolün İran’da olduğuna dair ibareler bulunduğunu, bu hususun da zaten İran tarafından daha önceden önerilen, ancak reddedilen bir ayrıntı olduğunu, P5+1 de dahil olmak üzere uluslararası toplumda, İran’ın uluslararası yükümlülüklerine uymadığı yönünde kuvvetli bir görüş birliğinin bulunduğunu ifade etti.
 
Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev üçlü belgenin, “uluslararası kaygıların tümünü gidermede yetersiz kalabileceğini” belirtmekle birlikte, İran nükleer sorununun çözümü çabaları çerçevesindeki diplomatik çabaların bir parçası olarak, memnuniyetle karşılanması gerektiğini kaydetti. Medvedev ayrıca İran’ın, kendi uranyum zenginleştirme teknolojisine sahip olmayı sürdürme düşüncesinde olduğunun görüldüğünü ifadeyle, “Birinci sorun şu; İran uranyum zenginleştirmeyi sürdürecek mi? Bu ülkenin yetkililerinin açıklamalarından anladığım kadarıyla bu tür bir çalışmaya devam edecekler. Bu durumda, elbette, uluslararası toplumun daha önce sahip olduğu kaygılar sürebilecek. Bir sorun ortaya çıkıyor; Takas operasyonunun seviyesi yeterli olacak mı? Uluslararası toplumun tüm üyeleri tatmin olacak mı? Bunu bilemiyorum. Bu deklarasyon sonrası (uluslararası toplumun tutumunun) ne olacağını izlememiz gerekecek!” diyerek, henüz sevinmek için erken olduğunu, yani bir bakıma İran’a karşı güven bunalımının aşılamadığını söylemek istedi.
 
Medvedev ayrıca, uluslararası toplumun İran’la danışmalarını sürdürmesi gerektiğini ve daha sonra, ne yapılacağına karar verilebileceğini, önerilerin yeterli olup olmayacağının görüleceğini, “Bu sorunda küçük bir ara verilmesinin bir zararı olmayacağını ifade etti.
 
Çin Dışişleri Bakanı Yang Cieçi ise söz konusu anlaşma konusunda “İran nükleer sorununa uygun bir çözüm arayan diplomatik çabaları memnuniyet ve takdirle karşıladıklarını ve gelişmeleri not ettiklerini!” ifade etti.
 
İsrail’de ilk gün Dışişleri Bakanı Lieberman, “İran’ın Türkiye ve Brezilya’yı aldattığını” söylese de, Başbakan Benyamin Netanyahu’nun, kabinesindeki bakanlarından, İran’ın uranyum takası ile ilgili üçlü anlaşma konusunda gelinen aşamada herhangi bir açıklama yapılmamasını istediği öğrenildi.
 
Batı basını da ABD resmi kurumları gibi, bu sonuca kuşkuyla yaklaştı. İlk açıklamalarda Türkiye ve Brezilyanın bu çabalarının ABD’nin diplomasisinin altını oyduğu ileri sürüldü. Bazı düşünce kuruluşlarına göre de anlaşma, “İran’ın nükleer saatini 6 ay geriye çektiğini ve baskının işe yaradığını” kanıtladı. Bu gelişmeye göre baskının işe yaradığı ve İran’ın boyun eğdiği ileri sürüldü.
 
Bir başka gazetedeise, İran’ın müteakip hareketlerinin beklenip görüleceğini, ancak gelinen aşamada Amerikalı yetkililerin, anlaşmayı reddederek, uzlaşmaz görünme ya da kabul ederek, potansiyel anlamda İran’a, artan uluslararası baskıları dağıtma imkanını verme seçenekleriyle karşı karşıya kaldığını kaydetti.
 
Bir diğer gazetede “Obama yönetiminin İran’ın nükleer arzularına set çekme çabalarını ve daha geniş boyutta Amerikan diplomatik stratejisini zayıflatmakla tehdit ettiği” ileri sürülerek, ABD’nin öncülük ettiği bir grup ülkeyle bazı gelişmekte olan ülkeler arasındaki bölünmenin arttığı, BM Güvenlik Konseyi’nin daimi olmayan üyelerinin, nükleer güçler tarafından öncülük edilen sürece müdahale etmelerinin nadir görüldüğü, bu anlaşmayla “İran ile Batı arasındaki uzun süreli diplomatik mücadelede, İran’ın zafer kazanmış gibi göründüğü!”, ABD’li yetkililer için en iyi umudun, İranlıların uzlaşmaz tavır sergileme beklentisi olduğu ileri sürüldü.
 
Almanya’nın Üçlü Anlaşma İle İlgili Görüşleri: Anlaşmanın imzalandığı günün akşamı Ankara’da, Konrad Adaneauar Vakfı ile Bahçeşehir Üniversitesi’nin önceden planlı, “Türk ve Alman Bakış Açısından İran’daki Gelişmenin Güvenlik Politikası Boyutları” başlıklı bir panel düzenlendi.
 
Türkiye’den Prof.Dr. İlter Turan ile emekli Büyükelçi Nüzhet Kandemir’in katıldığı panelde Alman tarafından iki önemli isim vardı. Bunlar; 1993-1995 döneminde Alman Genelkurmay Başkanlığı, 1995-1999 arasında NATO Askeri Komite Başkanlığı yapan emekli Orgeneral Klaus Naumann ile 1990’lı yıllarda Savunma Bakanlığı müsteşarlarından Prof.Dr. Hors Telschik olup, ikisi de Alman Şansölye Angela Merkel’in partisine yakın kişilerdir.
 
Türk konuşmacılar Türkiye’nin, İran’a yapılacak sert müdahaleler karşısında karşılaşabileceği sıkıntılar ve bölge istikrarının devamı açısından yaklaşırken, iki Alman konuşmacı da İran’a güvenilemeyeceği tezi üzerinde yoğunlaştılar.
 
Almanlar özellikle Obama’nın, “Nükleer Silahların Azaltılması”nda samimi olduğunu, İran’ın izlediği tablonun “güvenilemez” olduğunu, İran’ın nükleer silah üretimi konusundaki ısrarından vazgeçecek derecede elle tutulur bir gelişmeyi henüz göremediklerini, Türkiye’nin İran’ı ikna konusundaki çabalarını desteklemekle birlikte, aslında BM şemsiyesi altında İran’a uygulanacak yaptırımları desteklemeleri gerektiğini, İran’da üretilecek nükleer silahların tüm dünyayı felakete sürükleyebileceğini, bunun nükleer silahların terör örgütleri ya da bizzat İran’da sağduyudan yoksun yöneticiler tarafından yapılabileceğini, birçok ülkenin (Ukrayna, Kazakistan, G. Afrika, Brezilya, Arjantin) isteyerek nükleer silah yapımında kullanılan malzemelerden vazgeçtiklerini, İran’ın kesinlikle “güvenilir olmadığını” ifade ettiler.
 
     P5+1’in Kararı: Yukarıda sunulan bazı değerlendirmelerin ardından, 18 Mayıs akşamı BM Güvenlik Konseyi İran’a yeni yaptırımları içeren karar tasarısı üzerinde anlaşmaya vardı. Karar tasarısını açıklayan ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, İran’ı “yeni yaptırımlar uygulanması konusundaki baskıdan kurtulmaya çalışmakla” suçlarken, İran’ın söz konusu anlaşmayı BM Güvenlik Konseyi toplantısı öncesi imzalamasına dikkati çekti. P5+1’in tasarı üzerinde anlaşmaya varmasını İran’ın bu çabalarına bağlayan Clinton, Türkiye ve Brezilya’nın çabalarını ise samimi bulduğunu söyledi. Çin’in de tasarıyı oylamış olması İran konusundaki endişenin paylaşıldığına önemli bir işarettir.
 
Sonuç
 
     a. 17 mayıs 2010 tarihli İran-Türkiye-Brezilya üçlü anlaşması, İran konusundaki güven bunalımı devam eden, BM Güvenlik Konseyi’nin Daimi Üyelerini inandırmaya yeterli olmadı.
     b. Bu ülkelere ilaveten, çeşitli düşünce kuruluşları ve Batı basını da anlaşmaya temkinli yaklaşmakta, bu adımı Türkiye ve Brezilya gibi BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi olmayan, “gelişmekte olan ülkeler”in bir güç arayışı içerisinde bulunmalarına yormaktadırlar. İran’ın güvenilmezliğine rağmen gelişmeyi, BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyelerinin ABD’nin liderliğinde İran’a karşı tasarladığı yaptırımların ve politikanın aşınmasına sebebiyet vereceğini yazmaktadırlar.
    c. İran, her ne kadar bu anlaşmayı imzalamış ise, İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ramin Mihmanperest’in CNN’e telefonla yaptığı açıklamada da belirttiği gibi, “uranyum zenginleştirmesine dair yasal haklarını durdurmayı planlamadıkları” şeklindeki ifade, İran’a duyulan kuşkuyu arttırdı.
     d. Sürece başından beri inanmadan yaklaşan İsrail, bu aşamada sessiz kalırken, İran’a güvenmediklerini ve İran’ın nükleer silah üretimini sürdürmeleri halinde askeri harekatın öncelikleri arasında yer alacağı imasında bulundu.
    e. Bu anlaşmanın gerçekleşmesi, Orta Doğu’daki istikrar açısından son derece önemli görülmekle birlikte, P5+1 toplantısından hemen önce imzalanarak, İran zaman kazanmaya çalıştığına ilişkin kuşkular giderilemediğinden, adeta “ölü doğmuş bir çocuk” gibi algılanma riski taşımaktadır.
     Anlaşmanın gerçekleşmesi arzu edilmekle birlikte, AKP iktidarının dış politikadaki pek çok açmazı (Kıbrıs-Annan Planı ve sonrası, AB ile Katma Protokol imzası sonrası yaşananlar, İsrail-Suriye aracılı görüşmelerine Hamas’la yaklaşım yanlışlığı sonucu İsrail’le ilişkilerin bozulması, Ermenistan’la imzalanan protokollerde gelinen başarısız aşama vb.) dikkate alındığında, gene “AKP’nin ağyarını mani, efradını cami” yapamadığı işlerden biri gibi gözükmektedir. Nitekim sözkonusu anlaşmadan sonra P5+1’in İran’a yaptırımı öngören tasarıyı imzalamış olmaları da bunu ispat etmektedir.
 
Son söz: Türkiye’nin; İran’ın mevcut anlaşma koşullarına uymasının uluslararası güvenlik endişelerini gidermesi ve bölge istikrarına katkı sağlayacağı yönünde ve BM Güvenlik Konseyi’nin İran’a karşı bölge istikrarını bozacak yaptırımlara müracaat etmemesi yönünde, telkinde bulunmaya devam etmesi, bu konuda İslam Konferansı Örgütü ve “Medeniyetler İttifakı” Hıristiyan Ortağı (İspanya)’nın devreye sokmaya çalışması önemlidir.


http://www.turksam.org/tr/a2038.html
Arkadaşına Gönder 1525 kez okundu Yazdır
Paylaş: Google Yahoo FaceBook Mixx
Digg StumbleUpon Del.icio.us reddit Twitter
 
Yorumlar
   Başlık : 
  Yorum : 
(Yorum larınızı yaparken '<' ve '>' işaretlerini kesinlikle kullanamazsınız.) 

* Yorum yapabilmeniz için 'Üye Girişi' yapmanız gerekmektedir.

  
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Sitede Ençok Okunanlar
Osmanlı Devletinde Ermeni Sorunu Ve Avrupa Devletlerinin Ermeni Politikaları
39291 kez okundu.
Türklerde Yeni Yıl: Nevruz Bayramı ve Törenleri
24843 kez okundu.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi Yetmiş Yaşında
15003 kez okundu.
İran’ın Nükleer Çabaları: Hedefler, Tartışmalar ve Sonuçlar
14672 kez okundu.
Yeni Global Oyun ve Hazar’ın Statüsü
13346 kez okundu.
Sitede Ençok Yorumlananlar
Atatürk’ün Türk Dünyasına Bakışı!
9 defa yorumlandı.
PKK Terör Örgütü’nün Dağdan İnmesi ve Karşılanmasındaki Sorunlu Süreç
6 defa yorumlandı.
Ermenistan ile İmzalanan Protokoller ve Bundan Sonraki Riskli Sürecin Analizi
5 defa yorumlandı.
Gazze’ye Yardım Girişimi ve İsrail Saldırısının Soğukkanlı Analizi
5 defa yorumlandı.
Türklere Karşı Yapılan Soykırımlar ve Hocalı Soykırımı
4 defa yorumlandı.
Copyright © 2004 - 2010 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır.
Şu an sitemizde gezinen 1557 ziyaretçi, 0 üyemiz bulunmaktadır.
Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)
En iyi 1024x768 görüntülenir.