 |
|
|
 |
|
|
Adres :
Oğuzlar Mahallesi, Türkocağı Cad. 1388. Sok (eski 32. Sok), No: 52
Balgat / ANKARA
T : 0090. 312. 285 31 00 - T: 0090. 312. 285 00 66
F :
0090. 312. 285 00 71
|
|
|
|
|
|
 |
|
|
|
|
|
|
|
|
Petrol Sahaları Sebebiyle Kıbrıs’ın Artan Stratejik Önemi |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
Doç. Dr. Celalettin Yavuz
TÜRKSAM Başkan Yardımcısı
Terör Enstitüsü
Hakkında -
Arşivi |
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)’nde Kıbrıs’ta Nisan 2010 oralarında yeni bir seçim var. Belki de KKTC’nin üçüncü cumhurbaşkanı seçilecek, ya da “İkinci” Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yeniden seçilerek, “Kıbrıs Meselesini” iddia ettiği gibi çözecek. Üstelik bu konuda Türkiye’deki iktidarla aynı lisanı konuştuğunu söyleyen Talat, adaylığını koyduğu cumhurbaşkanlığı seçimleri için de, “Kaybedersem Ak Parti politikası da kaybeder!” [1] şeklinde keskin ve kati bir ifade sarf etti. Seçim sonuçları ne olur, kim kaybeder, bunu bir tarafa bırakarak farklı bir alanda Kıbrıs’ı ele alacağız.
1960’da kuruluşundan kısa bir süre sonra, 1963’ten itibaren yaşanan sorunlarla Türkiye’nin öncelikli meselelerinin başında gelen Kıbrıs’ta, sayısız “yeni sayfalardan” biri de 2008 İlkbahar’ında Dimitris Hristofyas’ın seçilmesiyle birlikte açıldı. Hristofyas ve eski “yoldaşı” KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, ilki BM Temsilcisi Möller’in evinde 21.3.2008’de gerçekleşen buluşma sonucunda,[2] bölünmüşlüğün en önemli simgelerinden Lefkoşa’daki Lokmacı Kapısı, 45 yıl aradan sonra 3.4.2008’de Türk ve Rumların karşılıklı geçişlerine açıldı.[3]9 Ocak 2010’da 60. görüşmeyi gerçekleştiren iki kesimin liderleri arasında, 11 Ocak 2010’da bu kez “Yoğunlaştırılmış Görüşmeler” adı altında, 6 görüşme ile sınırlandırılan ikinci görüşme raundu başladı.[4] Yoğunlaştırılmış Görüşmelerin hemen öncesinde KKTC Lideri tarafından Rum tarafına verilen yeni bir öneri paketi, GKRY tarafından şaşkınlığa sebebiyet verdi. Özellikle 8 maddesi öne çıkan bu öneri paketi içerisinde, “Türk kurucu devletinin FIR hattı Kuzey’in hava sahasını, Kıbrıs Rum kurucu devletinin FIR hattı da Güney’in hava sahasını kapsayacak” şeklindeki madde bilhassa ilgi çekici bulunmuştur. Zira Kıbrıs Rum tarafı Ada’da tek FIR hattı olmasından yana idi.[5] Bu maddeden hareketle bu yazı içerisinde, Kıbrıs’ın stratejik önemi ve son yıllarda etrafındaki petrol ve doğalgaz yataklarının bulunmasıyla ilgili bilgiler ışığında, Kıbrıs’ın deniz sahalarıyla ilgili tartışmalar üzerinde durulmuştur. Daha sonra liderler arasında 2008’in sonbaharında “Kapsamlı Görüşmeler”e başlandı.
Kıbrıs’ın Stratejik Önemi
 Kıbrıs, tarih boyunca Orta Doğu’ya girmek isteyen devletler için vazgeçilmez bir ileri üs olarak kullanılmaya çalışılmıştır. Adayı elinde bulunduran güç, her zaman Anadolu’dan Mısır’a, Lübnan’dan İran’a kadar olan bu bölgeyi kontrol etme imkanına sahip olmuş, tarihi süreç içerisinde Kıbrıs’ı bir ileri harekat üssü olarak kullanmaya çalışmıştır. [6]
Büyük İskender, “Kıbrıs elimizde bulunduğu takdirde denizde mutlak hakim biz olacağız ve Mısır üzerine kolay iniş yapmak için yol açılmış olacaktır!”demiştir. Kıbrıs adasının önemi konusunda Atatürk bir çalışma sırasında “Türkiye’nin yeniden işgal edildiğini ve Türk Kuvvetlerinin sadece bu bölgede mukavemet ettiğini farz edelim. İkmal yollarımız ve imkanlarımız nelerdir?” şeklinde bir soru sormuş, subayların birçok görüş ve düşüncelerini dinledikten sonra haritadaki Kıbrıs’ı işaret ederek; “Efendiler! Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece, bu bölgenin ikmal yolları tıkanmıştır. Kıbrıs’a dikkat ediniz! Bu ada bizim için önemlidir!” [7] diyerek adanın önemini vurgulamıştır.
Süveyş Kanalı, İskenderun Körfezi ve Girit üçgeni içerisinde yer alan Kıbrıs, Doğu Akdeniz’de üç ana stratejik deniz ticaret ve ulaştırma hatlarını kontrol altında tutmaktadır. Bu hatlar; (1) Karadeniz’den gelerek Türk Boğazları ve Ege Denizi üzerinden geçerek Akdeniz’e ulaşan hatlar, (2) Akdeniz’den Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz vasıtasıyla Hint Okyanusu’na ulaşan hatlar, (3) Doğu Akdeniz’den başlayarak Fırat-Dicle nehirleri vadilerini takiben Basra Körfezi’ne ulaşan hatlar. [8] Tüm bu hatların iki yönlü oldukları, üzerinde enerji hammadde kaynakları da dahil ilgili bölgelerin zenginliklerinin tüketici ülkelere ulaştırılmaları dikkate alındığında, Kıbrıs’ın stratejik önemi çok daha açık olarak görülebilmektedir. Kıbrıs’ın 19. yüzyılın sonlarına doğru bu özelliklerini fark eden İngiltere, 1878’de adayı bir oldu bitti ile “kiralama” adı altında işgal etmiştir.
Akdeniz’in üçüncü, Doğu Akdeniz’in en büyük adası Kıbrıs; Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının kavşak (düğüm) noktasında bulunmakta, bu özelliği ile her üç kıtadan diğerine yönelik taarruzi harekatta bir ileri üs gibi kullanılabilecek stratejik özellikler taşımaktadır. Özellikle de Anadolu ve Orta Doğu’nun Suriye-Lübnan-İsrail-Mısır gibi yakın coğrafyasındaki ülkelere yönelik bir harekatta Kıbrıs hem bir ileri üs gibi kullanılabilir, hem de bu sayılan coğrafyayı elinde bulunduranlar tarafından ileriden savunma hatları, hatta bir sabit “uçak gemisi” gibi kullanılabilir. Bu özellikleri nedeniyledir ki Kıbrıs, tarihin ilk çağlarından beri Doğu Akdeniz’de hakimiyet tesis etmek isteyenler (Finikeliler, Rodos Şovalyeleri, Venedikliler gibi), ya da Orta Doğu’daki topraklara taarruzda ileri üs gibi kullanmak isteyenler (Haçlılar) için çekici bir coğrafya olmuştur. Süveyş Kanalı’nın açılmasından sonra ise, Hindistan-Avrupa deniz ticaretini kontrolünde tutmak isteyen İngiltere, daha sonra Alfred Thayer Mahan’ın “Deniz Egemenliği” adlı jeopolitik teorisine ilham veren bir hareketle, Cebelitarık-Malta-Kıbrıs-Süveyş Kanalı-Aden Körfezi gibi deniz ticaretinin düğüm noktalarını ele geçirmiştir. Bu önemli noktalardan biri Kıbrıs’tı.
Kıbrıs’ı 21. yüzyılda öne çıkaran özelliklere, yukarıda sayılan stratejik önemine ilaveten, bölgeden tüketici ülkelere petrol ve doğalgaz taşıyan tankerler ile bölgedeki terminal limanları ve bu limanlara ulaşan boru hatları eklenmiştir. Bölgede mevcut, faal ve tasarı halinde birçok petrol ve doğalgaz boru hattı mevcuttur. Bunlardan bazıları şöyledir: (1) Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) boru hattı, (2) Kerkük-Yumurtalık boru hattı, (3) Samsun-Ceyhan petrol boru hattı (tasarı), (4) Mısır-Türkiye doğalgaz hattı (Nabucco için-tasarı), (5) Musul-Hayfa petrol boru hattı (yeniden faal hale getirilmesi için onarılmaktadır), (6) Rumeyla/Irak-Hayfa petrol boru hattı (inşa halinde), (7) Ceyhan-Aşkelon petrol ve doğalgaz hatları (Tasarı), (8) S. Arabistan-Hayfa petrol boru hattı (tasarı). [9]
Kıbrıs’ın ‘Kangren’ Sorunlarından Biri: Münhasır Ekonomik Bölge
Yunanistan ve GKRY basınında 2001 Yılı Ocak ayı sonundan itibaren, Doğu Akdeniz’de özellikle Kıbrıs Adası’nın güney ve güneydoğusunda zengin petrol ve doğal gaz yatakları bulunduğu hakkında yayınlara başlandı. [10] da eklenince, Yunanistan - GKRY ikilisinin, AB Bölgesel Danışma Konseyi adı altında İspanyol Sevilla Üniversitesi tarafından hazırlanan, sözde deniz alanları sınırlarını gösteren bir haritayla, Türkiye’yi Doğu Akdeniz’den neredeyse tamamen soyutlama düşüncesi içerisinde oldukları görüldü.[11] GKRY’nin Kıbrıs’ın tamamını temsil etme iddiası ile kıta sahanlığını sınırlandırması için tek başına uluslararası antlaşmalar yapma yetkisi, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla ilgili Londra ve Zürih (1959-1960) Antlaşmalarına da aykırı olmasına rağmen… Üstelik Daha sonra Mısır’daki Nil nehrinin Akdeniz’e döküldüğü havzadan Kıbrıs’a kadar olan deniz dibinde petrol ve doğalgaz bulunduğuna ilişkin yayınlarda artış kaydedildi. Bu yayınlar ile GKRY’nin bu uygulamalarına, Yunanistan’ın 2000 yılının başından itibaren devam eden, Girit, Çoban, Kaşot, Rodos ve Meis hattını esas alarak Mısır ile ortay hatta dayalı kıta sahanlığı sınırlandırma anlaşması yapma çabaları
Türkiye’nin çeşitli girişimlerine rağmen, GKRY ile Mısır arasında, Doğu Akdeniz’deki deniz sahalarının paylaşımıyla ilgili Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sınırlandırmasını öngören anlaşma 17 Şubat 2003’te imzalandı. Bu anlaşmanın birinci maddesine göre, iki ülke arasındaki MEB sınırları, Kıbrıs ile Afrika sahilleri arasında belirlenen sekiz nokta ile ana kara statüsünde ve coğrafi açıdan üstün olan Mısır’ın Doğu Akdeniz’deki hakları erozyona uğratılarak eşit uzaklık çizgisi esasında tespit edildi. [14]
GKRY ayrıca, 17 0cak 2007’de Lübnan ile de “Münhasır Ekonomik Bölgenin Sınırlandırılmasına İlişkin” bir anlaşmayı imzaladı. GKRY’nin bölgede kendi lehine siyasi coğrafyadan istifade edip tek taraflı fiili uygulamaları ile Doğu Akdeniz’de inisiyatifi ele alma gayretleri, adeta bölgeyi yakın gelecekte bir sorunlar denizi haline sürükledi. [15]
Bu kadarla da yetinmeyen GKRY, 2006 yılı başlarında, merkezi Norveç’te bulunan
Petroleum Geo-Services (PGS) adlı şirketle petrol rezervlerinin araştırılması konusunda bir anlaşma imzaladı ve bu çerçevede Kıbrıs’ın güneyinden Mısır’a kadar uzanan deniz bölgesindeki tüm yer altı rezervlerinin tespit edilmesi çalışmalarına başlandı.GKRY bu arada, araştırma sonuçlarının değerlendirilmesi ve Rum hükümetine rapor sunulması konusunda ise, Fransız Devlet Petrol Enstitüsü (IFP)’nün yan şirketi “Beicip-Franlap” ile de anlaşma imzaladı. Bu gelişmeler sonrasında Türk, Yunan ve GKRY basınında, GKRY’nin ilan ettiği ve uluslararası ihaleye çıkılacağını belirttiği sözde MEB’inde, henüz petrolün varilinin 25-35 dolar civarında seyrettiği sırada, 400 milyar dolar değerinde ve 8 milyar varillik petrol rezervi bulunduğu yönünde haberler çıktı. [16]
GKRY Parlamentosu, 26 Ocak 2007’de kabul ettiği bir yasa ile Mısır ve Lübnan ile anlaşmış olduğu deniz sınırlarının içerisinde kalan sahada 13 adet petrol/doğalgaz arama ruhsat sahası ilan etti. Toplam yüzölçümü yaklaşık 70.000 km²’lik denizdeki 1, 4, 5, 6 ve 7 numaralı sahalar, Türkiye’nin 2 Mart 2004 tarih ve 2004/Turkuno DT4739 sayılı Notasıile haklarını saklı tuttuğu Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığı alanlarının 7.000 km²’lik kısmına tecavüz etmekteydi. GKRY’nin ruhsat verdiği deniz sahalarının yüzölçümü, Kıbrıs Adası’nda hükmettiği alandan daha büyüktü.
GKRY’nin tahrikleri artarak devam etmiş ve Kıbrıs doğusunda Lübnan kıyıları ile Kıbrıs kıyıları arasında kalan 3 ve 13 numaralı sahalar dışında, Türkiye’nin haklarına tecavüz eden alanlar da dâhil olmak üzere, geriye kalan 11 sahada ruhsat vermek için ihale açtı. 2007 yılında GKRY, deniz alanlarının hudutlarını belirlemek maksadıyla Mısır ve Lübnan ile MEB sınırları konusunda yeni anlaşmalar imzaladı. Bununla da yetinmeyerek, özellikle Kıbrıs’ın güneyi ve güney batısında, karasuları dışında ancak, kendi belirlediği “münhasır ekonomik bölgesinde” uluslararası şirketlere petrol ve doğalgaz arama ruhsatları vermeyi sürdürdü. [17]
GKRY’nin Deniz Sahalarına İlişkin Faaliyetlerinde Türkiye’nin Tutumu
GKRY’nin yukarıda özetlenen faaliyetleri üzerine Türkiye tarafından, 2007 yılı içinde Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO)’ya Kıbrıs’ın batısında kalan ve Türkiye’nin “münhasır ekonomik bölgesi” içinde kaldığı değerlendirilen sahalarda aynı maksatla petrol ve doğalgaz aramak için ruhsat verildi. Bu sahalardan en güneydekinin sınırları, evvelce GKRY tarafından belirlenen MEB içinde ve petrol-doğalgaz araması için ruhsat verileceği ilan edilen sahalardan dört adedinin sınırları içine taşmaktaydı. GKRY’nin niyetinin, AB üyeliği “havucu” ile Türkiye’den isteklerini elde edebilmek, ya da AB’ye “Türkiye’nin uzlaşmacı olmadığı” izlenimini vermek olarak değerlendirildi. [18]
Türkiye 2009 yılı içerisinde Mısır’la deniz yan hududunun belirlenmesi konusunda görüşmeler yaptı. Bu görüşmelerde Türkiye’nin Meis ve Strongili adalarının MEB haklarına sahip olmadıklarını ileri sürdüğü, böylelikle de Yunanistan ile Kıbrıs arasında ortak deniz sınırlarının son bulacağı iddia edildi. Yunan tarafı, Meis adasının deniz yan hududu olduğunu, dolayısıyla Meis-Rodos, Meis-Kıbrıs arasındaki “hayali” deniz yan hududu ile de Türkiye ile Mısır arasında ortak bir deniz hududu olamayacağını ileri sürmektedirler. Yunanistan’la 20 Haziran 2009’da ve hemen ardından da 22 Haziran 2009’da Türkiye ile görüşmelerde bulunan Mısır’ın tutumu Yunanistan tarafından eleştirildi. İşin ilginç yanı Yunanistan, “deniz hukukunun açıkça ihlal edildiğini” ileri sürmesine rağmen, aynı masada Mısırlıların Türklerle birlikte oturacağını bilerek 20 Haziran’da görüşme yapmasıydı. Bu durumun Papandreous Hükûmeti tarafından “düzeltilmesini” bekleyen Yunan-Rum basını, Yunanistan ile Kıbrıs arasındaki münhasır ekonomik bölge “haklarının” Türkiye’nin Akdeniz’deki “yasa dışı” girişimleriyle gasp edileceğini ileri sürmektedirler. [19]
Oysa durum Türkiye açısından çok daha farklı değerlendirilmektedir. Menteşe Adaları’nın (Onikiadalar) İtalya’ya ait olduğu dönemde, İtalya ile yaptığı 4 Ocak 1932 tarihli sözleşmede sadece Meis adası ve civarındaki adacık-kayalıklarla ilgili bir düzenleme yapmış, bu bölge dışında “Deniz yan hududunu” belirleyen bir sözleşme imzalamamıştır. Yunan-Rum tarafı ise 28 Aralık 1932’de İtalyan ve Türk teknisyenleri tarafından Bodrum-Karaada civarındaki bir deniz sınırı belirleme çalışmasını “deniz yan hududu belirleme anlaşması” gibi görmek istemektedirler. Oysa bu anlaşma, 4 Ocak 1932 tarihli anlaşma gibi işlem görmemiş, yani ne TBMM’de onaylanmış, ne de Milletler Cemiyeti’ne gönderilmiştir. Bu adalar İkinci Dünya Harbi’nden sonra Yunanistan’a verilmiş, Yunan tarafı da Meis-Rodos-Karada-İstanköy hatlarını birleştirerek, kendisine göre bir deniz yan hududu çizmiş, Türkiye’yi karasuları içerisinde hapsetmeyi düşünmüştü. Meis’in doğusunda da Kıbrıs’la bu hattı birleştirmekte, Kıbrıs’ın doğusunda da Suriye ile birleştirmekte, bölgede en uzun kıyılara sahip Türkiye’ye denizlerde “yaşama hakkı” tanımamakta idi. [20][21]Bu maksatla son olarak Kıbrıs’ın İskenderun Körfezi’ne doğru uzanan Karpaz Burnu’nu mutlaka GKRY topraklarına katmak isteyen Rumlar, Kasım 2009’da bunu Hristofyas-Talat kapsamlı Görüşmelerinde de gündeme getirmişler, böylece Türkiye’yi Doğu Akdeniz’den tamamen tecrit etme düşüncesinde olduklarını açık etmişlerdir.
Türkiye ise, GKRY’nin 2004 yılından itibaren Suriye, Lübnan, İsrail ve mısır’la yapmış olduğu tek taraflı deniz yan hududu belirleme ve Türkiye’yi Akdeniz’den tecrit etme girişimlerini tanımadığını bildirdi. Bu maksatla Kıbrıs’ın güneyinde ve batısında belirlediği ve ruhsat verdiği 13 petrol arama sahasından üçüne, Türkiye’nin MEB girdiği gerekçesiyle müdahale etmekte, hatta TPAO tarafından örtüşen bölgelerde arama bile yaptırmaktadır. Son olarak, KKTC Lideri Talat, Mayıs 2009 başlarında BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’a gönderdiği mektupla, GKRY’nin İsrail ile deniz bölge sınırlarının çizilmesi amacıyla sürdürdükleri görüşmelere tepkisini belirtti. [22]Konu, belki de çözümü en güç sorunlardan biri olarak masada yer almaktadır. Zira söz konusu olan Doğu Akdeniz’deki deniz sahaları, Ege Denizi’nde sahip olabileceğimiz kıta sahanlığından büyük olup, Marmara Denizi ve Kıbrıs Adası’nın her birinin 10 katından geniş, Karadeniz’in tamamındaki Türk kıta sahanlığına denk büyüklüktedir. Eğer Yunanistan ve GKRY’nin sürmekte olan çabaları sonuç verir ise, Türkiye bölgedeki bu 145.000 km²’lik kıta sahanlığı alanının 71.000 km²’sini Yunanistan’a, 33.000 km²’sini GKRY’ye kaptıracak, kendisine de sadece 41.000 km²’lik bir alan kalacaktır. Böylece Doğu Akdeniz’deki 145.000 km²’lik bu kıta sahanlığı parçasına sahip olup olamamak, Türkiye’nin denizlerinin üçte birine sahip olup olamamak anlamına gelmektedir.
GKRY’nin arama faaliyetlerine yabancı şirketleri dâhil etmesi, sadece milli kaynaklarının sınırlı olmasından kaynaklanmamakta olup, Türkiye’nin tepkisini bu yabancı şirketlerle birlikte göğüsleme ve onlarla dengeleme düşüncesinden kaynaklanmaktadır. Exxon-Mobil Amerikan, BP İngiliz, Shell Hollanda, Total Fransa, Lukoil Rusya merkezli şirketlerdir. Bu dev petrol şirketleri kendi ülkelerinin menfaatlerinin temsilcileri olmuşlardır. Örneğin Exxon-Mobil hiçbir zaman Amerikan menfaatleri ile ters düşmediği gibi, Amerikan dış politikasının oluşturulmasına da yoğun şekilde iştirak etmektedir. [23]
AB üyesi olan GKRY’nin bir de petrol manivelasını elinde bulundurmasının AB yolundaki bir Türkiye için menfi bir durum teşkil etmektedir. GKRY bu konuyu uzun soluklu bir mücadele egzersizi olarak görmektedir. Meseleyi BM ve diğer uluslararası platformlara da götürmüştür. Doğu Akdeniz’deki petrol ve doğalgaz kaynakları arama çalışmaları ile GKRY’nin niyetleri şöyle özetlenebilir:
a. Kıbrıs’taki egemenliğini tescil ettirmek ve uluslararası platformlarda tanınmamış olan KKTC’nin varlığını tamamıyla yok saydırmak,
b. Petrol-gaz üreticisi olarak “bölgenin ekonomik açıdan önemli bir aktörü” haline gelmek,
c. Türkiye’nin Doğu Akdeniz bölgesindeki lider ülke statüsüne engel olmaya çalışmak,
d. Batılı devletler nezdinde Türkiye’yi tehditkâr ülke konumuna sokmak,
e. Lisans başvurusu yapacak ülke ve firmaların mali katkıları yanında, Türkiye ile çıkabilecek muhtemel bir krizde bu ülkelerin de desteğini almak,
f. Rusya’yı ve GAZPROM’u bu işin içine çekerek GKRY için maksimum seviyede ekonomik ve siyasi getiri elde etmek.[24]
Sonuç
Kıbrıs’ta kangren haline gelen sorunlardan biri, ORAMS davası ile de ortaya çıkmış olduğu gibi, mülk meselesidir. Bir diğeri karşılıklı kaybolan insanların durumuyla ilgilidir. Yönetim şekli ve paylaşımı da önemli sorunlardan biridir. Ancak, her yerde pek dillendirilmeyen en önemli konulardan biri ise, Kıbrıs adasının yüzölçümünden çok daha geniş deniz sahalarının paylaşımı ile ilgili sorundur. Doğu Akdeniz’de henüz bu deniz sahalarının sınırlandırılması işlemi tamamlanmamıştır. AB “havucu” uğruna bu imkanlardan vazgeçilmemeli, uzman kişi ve kurumlarla konuya hassasiyetle eğilmelidir. Zira, Doğu Akdeniz’deki deniz sahalarının sınırlandırılması konusu Ege’deki deniz sınırlarının sınırlandırılmasıyla ilgili konuya da ışık tutacaktır. Her ikisi de Türkiye’nin ve gelecek nesillerin ekonomik çıkarları açısından son derece ciddi ve önemli hususlardır. Bu konularda AB uğruna atılacak yanlış adımlar, Türkiye’nin ve gelecek nesillerin kesesinden “hovardalık”la yapmak anlamına gelir. Esas olan, ayrıntılı çalışmalarla hakkaniyet esaslarına göre bir paylaşımdır. Bunun için de ille de bir “acüllük” gerekli değildir. Aksi takdirde AB Parlamentosu (AP)’nun Hollandalı Hıristiyan Demokrat Parlamenter Ria Oomen-Ruijten tarafından hazırlanan 10 Şubat 2010 tarihli raporunda belirtildiği gibi, Türkiye’den derhal asker çekmesi, Ada’ya yerleştirilen Türkler sorununun çözülmesi, Maraş’ın “meşru sahiplerine” iade edilmesi ve Rumların D. Akdeniz’de petrol aramasının engellenmemesi [25] gibi, bir yığın isteklerin ardı arkası kesilmeyecektir. AB uğruna “Dimyat’a pirince giderken, evdeki bulgurdan olmamayı” da hesaba katmalıdır. [26]
[1] “Talat: Kaybedersem Ak Parti Politikası da Kaybeder”, 01.03.2010, http://www.haber7.com/haber/20100301/Talat-Kaybedersem-Ak-Parti-politikasi-da-kaybeder.php
[2] Hristos Zavru, “Hristofyas-Talat Görüşmesinden Sonra Yeni Fırsat Kaybedilmesin”, 2.4.2008, http://www.abhaber.com/ozelhaber.php?id=504
[3] “Lokmacı Kapısı açıldı”, 3.4.2008, http://www.bbc.co.uk/turkish/europe/story/2008/04/080403_cyprus_lokmaci.shtml
[4] “Yoğunlaştırılmış Görüşmeler Başlıyor”, 6.1.2010, http://www.kibrisgenctv.com/haber/k11/2546/Yogunlastirilmis-gorusmeler-basliyor.html. Ayrıca bkz: “Erwarten, dass Isolation beendet wird”, 21.01.2010, http://derstandard.at/1263705586543/Erwarten-dass-Isolation-beendet-wird
[5] “Kıbrıs Türk Tarafının Önerileri Hristofyas’ı Zor Durumda Bıraktı”, http://www.porttakal.com/haber-kibris-turk-tarafinin-onerileri-hristofyas-i-zor-durumda-birakti-602237.html, (Erişim: 22.01.2010).
[6] Celalettin Yavuz, “Bağımsızlıktan Bilinmeyene Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”, 15.11.2008 http://www.turksam.org/tr/a1525.html
[7] H. Fikret Alasya, Tarihte Kıbrıs, İstanbul: Kitaş Yayınevi, 1988, s. 19.
[8] Kıbrıs’ın Jeostratejik ve Jeopolitik Önemi, Emekli Subaylar derneği Stratejik Araştırma Merkezi (TESSAM), Ankara, 2008, s. 10.
[9] Kıbrıs’ın Jeostratejik ve Jeopolitik Önemi, agk, s. 24.
[10] “Kıbrıs’ın Güneyinde Petrol ve Doğal Gaz Bulunmasına İlişkin Belirtiler Cesaret Verici”, Kıbrıs Haber Ajansı, 16.05.2006.
[11] Şenay Kaya, “Ulusararası Deniz Hukuku Kapsamında Doğu Akdeniz’in Hukuki Statüsü ve Türkiye Cumhuriyeti için Stratejik Önemi”, Stratejik Araştırmalar Dergisi, Şubat 2007, s. 25.
[13] Sertaç H. Başeren, “Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki Kıta Sahanlığı ve Muhtemel MEB Sınırları”, Silahlı Kuvvetler Dergisi, Temmuz 2007, Ankara, s. 28.
[14] Sertaç H. Başeren, agm, ss. 24-26.
[15] Şenay Kaya, agm, s. 45-52.
[16] Selim Uzel, “Rumlar Doğu Akdeniz’de Atağa Geçiyor.”, (Erişim: 10.4.2009), http://www.stratejikboyut.com/article_print.php?id=21
[17] Sertaç H. Başeren, “Doğu Akdeniz’de Gerilim”, (Erişim:13.02.2009), http://www.tudav.org/new/projects.php?pid=28
[18] “Donanma Yine Göz Doldurdu.”, Milliyet, 17.05.2007.
[19] Theodoros Karyotis, “Türkiye, Mısır İle Deniz Sınırları Çiziyor”, Ethnos, 11.01.2010 (BYE’nin 12.01.2010 tarihli dış haberler bülteninden)
[20] Meis ve Karada bölgesiyle ilgili hukuki sorunlar için bkz: Celalettin Yavuz, Andlaşmalarla Yunanistan’a Devredilmemiş Ada, Adacık ve Kayalıkların Hukuki Statüleri de Dahil Menteşe Adaları (Onikiadalar)’nın Tarihi, Dz.H.O. Basımevi, İstanbul, 2003, ss. 39-43.
[21] “Rumlar Karpaz’ı İstiyor”, 16.11.2009, http://www.cnnturk.com/2009/dunya/11/16/rumlar.karpazi.istiyor/551812.0/index.html
[22] Fanos Konstantinidis, “Kıbrıs Türkiye'nin Tam Üyeliğini İstiyor”, Eleftherotipia, 14.05.2009 (BYE’nin 14.5.2009 tarihli dış haberler bülteninden).
[23] Şenay Kaya, a.g.m., s. 45-52.
[24] Utku Balkal,” Doğu Akdeniz’deki Deniz Alanlarında Jeopolitik Değişimler ve Türkiye’ye Yansımaları”, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Tez danışmanı: Doç.Dr. Celalettin Yavuz), Ufuk Üniversitesi, Ankara, 2009, ss. 64-65.
[25] Güven Özalp, Milliyet, “Kıbrıs’ta Tek Suçlu Ankara!”, 11.02.2010.
[26] Bu yazı, Eko Enerji dergisinin Mart 2010 sayısı (sayı 38)’nda yer alan “Kıbrıs’ın Çevresindeki Petrol Sahaları ve Ada’nın Artan Stratejik Önemi” başlıklı yazının çok az değiştirilmiş halidir.
http://www.turksam.org/tr/a1943.html |
|
|
|
|
|
|
|
|
Yorumlar |
|
|
|
|
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM
adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif
Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Kâr amacı güdülmez.
Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
|
|
|
|
|
|
|
Sitede
Ençok Yorumlananlar |
|
|
|
|
|