2010 yılının Ocak ayında Irak’ta parlamento seçimi gerçekleşecektir. Seçim günü ve sonrasında, herhangi bir ciddi sorun yaşanmadığı ve seçim sonrası iş başına gelecek hükümetin oluşumunda Iraklı gruplar arasında gerilim yaşatacak bir siyasi çekişme olmadığı takdirde, ABD’nin Irak’taki muharip gücünün büyük bir kısmı ülkeden çekilecektir. Bu çekilme, ABD-Irak arasında gerçekleşen çekilme anlaşmasına göre 2011 yılının ortasına kadar tamamlanacaktır. Ancak ABD’nin yaklaşık 30 bin muharip olmayan askeri personeli, Irak’ın ordu ve güvenlik güçlerinin eğitilmesi gibi konularla ilgilenmek üzere Irak’ta kalacaktır.
Rand Corporarion Araştırma Merkezi, ABD’nin Irak’tan çekilme sırasında yaşanacak olaylar ve riskleri şöyle sıralıyor:
1-ABD’nin Irak’ta bulunduğu yaklaşık yedi yıllık süre içerisinde, Iraklı Kürtlerin hak ettiklerinden çok fazlasını aldıklarını düşünen diğer Iraklı gruplar arasında Kürtlere karşı antipati duygusu oluştu. ABD’nin Irak’tan çekilmesiyle birlikte Kürtlere yanıt verme fırsatı yakaladıklarını düşünmeleri büyük bir olasılıktır. Böylesi bir gelişme iç savaşa yol açabilir.
2-Iraklı Kürtler bir bağımsızlık hareketi başlatabilirler.
3-Iraklı Kürtler, otonom coğrafyalarını genişletmek için harekete geçebilirler.
4-Iraklı Kürtler, tartışmalı bölgeleri ele geçirmeye çalışabilirler.

Yukarıda sayılan risklerin her hangi birinin gerçekleşmesi durumunda, ülke bir iç kargaşa ve çatışmaya sürüklenecektir. Dolayısıyla, ABD, Irak’tan çekildikten sonra böylesi bir tablonun yaşanmasını istemiyorsa şimdiden Iraklı Kürtlerin bu tür girişimlerinin önüne geçecektir. Çünkü gerek Irak’a komşu ülkeler ve gerekse Irak’ın geri kalan vatandaşları, Kürtlerin bağımsız bir yapıya doğru gidişine kesinlikle karşıdır. Dolayısıyla Kürtlerin bu yönde harekete geçmesi, ülke içinde ciddi kargaşaya sebep olacağı gibi bölgesel istikrarı da tehdit edecektir. Bu bağlamda, Irak’ın kuzeyindeki yapının kısa ve orta vadede bağımsızlaşmasının imkânsız olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız. Kürtlerin bağımsız bir devlete gitmesi durumunda ise kare bir devletin ötesine geçemeyecekleri kesindir. Ayrıca, ABD, Iraklı Kürtlerin otonom bölgelerini genişletme ve tartışmalı bölgeler üzerinde egemenlik kurma girişimlerini ortadan kaldırmak üzere bahsi geçen bölgeler için Iraklı grupların kabul edebileceği bir formül üzerinde uzlaşma sağlamaya çaba gösterecektir. Çünkü ABD, Irak’ta kurmuş olduğu sistemin bozulmamasına ve devam etmesine dikkat edecektir. Yani, kurduğu sistemi bozacak tüm girişimleri önleyecektir.
ABD’nin yanlış Hesabı Bağdat’tan Döndü
Türkiye’nin hem Irak, hem de Kuzey Irak ile iyi ilişkiler içerisinde olması için PKK terör örgütünün ortadan kaldırılması gerekir. Özellikle Türkiye’nin Kuzey Irak’a müdahale etme gerekçesinin ortadan kaldırılması açısından PKK terör örgütünün o bölgedeki varlığının yok edilmesi gerekir. Bunun sonucu olarak, ABD-Türkiye arasındaki PKK terör örgütü konusundaki istihbarat işbirliği süreci PKK terör örgütünü tasfiye etme sürecine dönüşmüştür.
ABD, Irak’a müdahale etmesinden önce de Türkiye’nin desteğini almaya çalışmıştı. Bu bağlamda ABD, Türkiye’yi üst düzey heyetleri ile ziyaret etmişti. Türkiye’yi ziyaret eden ABD heyetine Türk yetkilileri, böylesi bir savaşa girişmenin “pandora kutusunun, cehennemin kapısını açılması” olduğunu belirten bir cevap verdi. Hatta Türkiye yetkilileri, ABD Hükümeti’nin böylesi bir girişimde bulunmaması için çaba gösterdi. Çünkü Afrika’dan Ortadoğu’ya ve Ortadoğu’dan Orta Asya’ya giden bir coğrafya içerisinde yaşayan birbirleriyle bağları bulunan yaklaşık 2.700 farklı aşiret ve 16 değişik tarikat yaşamaktadır. Bu yapılardan birine dokunulması, bu geniş coğrafya üzerinde kurulu sistemin tümünü bozacaktır ve ortaya çıkan kaos önlenemeyecektir. Ancak, Bush yönetimi Türkiye’nin söylemlerini ciddiye almadı. Çünkü o dönemde ABD, Ortadoğu coğrafyasındaki ülkelerin haritalarını, Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde yeniden çizmek konusunda kararlıydı ve çıkış noktası olarak da Irak’ı seçmişti. Irak’a müdahale etmesiyle de Pandora’nın kutusu açıldı. Nitekim 2005 ve 2006 yıllarında Irak neredeyse üç

bölgeye bölünecekti. Ancak, Irak’ı bölmek isteyen ABD’nin siyasi olarak parçalandığına tanıklık edildi. Irak’ın parçalanmamasını bölge ülkeleri engelledi, bölge ülkeleri bunu istemedi. Şimdi, Irak’tan çekilen ABD ülkedeki çıkarlarının korunması için istikrarlı ve komşularıyla iyi ilişki içerisinde olan bir Irak istiyor. Ayrıca ABD bölge ülkelerinin tamamının iyi dostluk ilişkilerini geliştirmesini de istiyor. Bu durumu sağlayacak ve liderliğini yapacak ülke de Türkiye’dir. Türkiye konumu itibarıyla bölgeyi dizayn edecek bir konumdadır ve ABD de, bölgeyi yönetmek yerine bölgeyi iyi bilen bir ülke tarafından idare edilmesini tercih ediyor. 14 Şubat 2005 yılında Lübnan’da gerçekleşen Hariri suikastından kısa süre sonra ABD’nin Suriye’ye müdahale etmesine ramak kalmışken bunu Türkiye engellemişti. Türkiye, her zaman barış için çaba gösteren bir ülke olması ve yapısı itibarıyla bölgesel güç niteliğine de sahip olması ABD gözünde Türkiye’yi Ortadoğu’da yeni dönemin lideri olarak ön plana çıkarmıştır. Bölge ülkeleriyle olan ilişkileri bakımından, istikrar, barış ve güvenliğe önem veren bir ülke olmanın yanı sıra komşularıyla sıfır problem politikası uygulamakta. Fakat açıkçası Ortadoğu’da geçerli olan politika güç politikasıdır. Karşılıklılık ve iyi niyet hakim değilse ve yeterli güce de sahip olunamıyorsa sıfır problem politikası yeterli olmayacaktır. Öte yandan, sıfır problem politikası iyi bir denge politikasını da gerektirir. Birini düzeltirken diğerini bozmamak gerekir.