Üye Girişi | Yeni Üyelik
   10 Mart 2010 Çarşamba
Ortadoğu ve Afrika
Rusya – Ukrayna
Kafkasya
Türkistan
Asya – Pasifik
Güney Asya
Türkiye
Balkanlar
Avrupa Birliği
Amerika
Kıbrıs
Jeopolitik ve Strateji
Silahsızlanma Çalışmaları
Uluslararası Hukuk
Çok Taraflı İkili İlişkiler
Bilgi Yönetimi
Bilim ve Teknoloji Araştırmaları
Proje ve Kalkınma Yardımları
Medya
Uluslararası Örgütler
Hakkımızda
Başkan
Yönetim Kurulu
Danışma Kurulu
Bilim Kurulu
Kadromuz
Temsilcilerimiz
TÜRKSAM'da Staj
Bağlantılar
E-Kitap
TÜRKSAM
Adres : Oğuzlar Mahallesi, Barış Manço Cad. 1388. Sok (eski 32. Sok), No: 52
Balgat / ANKARA

T :  0090. 312. 285 31 00 - T: 0090. 312. 285 00 66
F : 0090. 312. 285 00 71
Irak’ı Kimler ve Neden Rahat Bırakmıyor?
26 Ekim 2009 Irak [10] [12] [14] [16]
Doç. Dr. Celalettin Yavuz
Doç. Dr. Celalettin Yavuz
TÜRKSAM Başkan Yardımcısı
Terör Enstitüsü
Hakkında - Arşivi

2009 yılı başından itibaren Bağdat’ta adeta alışkanlık haline gelen bombalı saldırılardan en büyüğü 25 Ekim sabahı saat 10.30 civarında gerçekleşti. Bir dakika içerisinde patlayan tahrip kabiliyeti yüksek patlayıcılar, ilk belirlemelere göre 140 kişinin ölümüne, 700’ün üzerinde yaralanmaya sebebiyet verdi. Zaman içerisinde ölenlerin ve yaralananların sayısı yükselmeye başladı.
 
Olayın uzaktan kumandalı patlatma, ya da intihar saldırısı şeklinde mi olduğu konusunda da bilgiler net değil. Bu tip bir saldırı ise el-Kaide terör örgütünün kültürüne uygun ve zaten ilk belirlememelere göre de bu saldırının arkasında el-Kaide terör örgütünün var olduğu ileri sürüldü.
 
Irak’ın Makus Talihinde Varlık İçinde Yokluk Çekmek mi Var?
 
Bir ülke düşünün ki, dünya petrol kaynakları zenginliği açısından ilk üç-dört içerisinde ve üstelik de en masrafsız şekilde çıkartılacak petrol yataklarına sahip. Ne yazık ki bu ülkede talihsizlik bir türlü yakasını bırakmıyor. Bu tanıma uyan tek ülke olsa olsa Irak olurdu herhalde….
 
Petrolün sanayide kullanılabileceğini tüm diğer ülkelerden önce keşfeden İngilizlerin 100 yıl önce kancayı taktığı, Birinci Dünya Harbi’nden sonra sömürge haline getirdiği Irak, 1960’ların sonunda Baas diktatörlüğünün esiri olduktan sonra da rahat huzur görmedi. Hele de 1970’lerde Saddam Hüseyin’in rakiplerini ekarte ederek, Baas ve Irak’ın tek hakimi olmasıyla birlikte, bu “petrol denizi” üzerinde yaşayan ülkenin insanları, deyim yerindeyse tam anlamıyla “Varlık içinde yokluk çekerek” yaşadılar.
 
Sünni Baas’çıların hakim olduğu Irak, Şii-Nuseyri ağırlıklı Baas’ın hakim olduğu batı komşusu Suriye ile sorun yaşadı. 1980’li yılların başından itibaren Batılı ülkelerin telkin ve teşvikiyle İran’a saldırdılar. 7 yıl süren savaştan hiçbir şey kazanamadan ayrıldılar. Hatta kaybederek. Zira, Irak’ı İran’ın üzerine saldırtan Batı, bu kez Saddam’lı Irak’ı hedef almıştı. Silahlı kuvvetleri “istim” üzerinde ve savaşa hazır durumda bulunan Saddam’ın Irak’ı, sudan bahaneler, hatta gene Batı’nın yeni bir “telkini” ile Kuveyt’e girdi. 1990 yılı yazında gerçekleşen bu hareket, Saddam Hüseyin’in 7-8 ay sonra Kuveyt’ten arkasına bakarak çıkmasına sebebiyet verdi. Çünkü içinde ABD, İngiltere, Fransa gibi ülkelerin ağırlıklı olarak yer aldığı çok uluslu ve müthiş bir kuvvetler topluluğu, ABD’li Orgeneral Schwarzkopf’un emrinde Irak’a girmiş ve general “emirle” Bağdat’a girmekten alıkonulmuştu.
 
1991’deki bu ağır yenilginin sonucuna Irak’ın zavallı halkı çekmek zorunda kaldı. Irak’a tarihte benzeri az görünen bir ambargo uygulandı. Petrol içerisinde yüzen ülkenin petrol üretimi ve satışı sınırlı ve kontrollü olarak yapıldı. Bunun geliriyle de sağlık ve sanayinin bazı önemli ihtiyaçları karşılanabiliyordu. Dünyada petrol fiyatları tavan yaparken ve petrolü bulunan Basra Körfezi’ndeki küçük devletler, şeyhlikler ve Suudi Arabistan bolluk-bereket içerisinde yaşarken, petrol zengini Irak, yokluk ve sefalet içerisinde yaşıyordu. Bebek ölümleri sıralamasında dünyanın önde gelen ülkelerindendi. Ambargo ile serbest bırakılan sağlık malzemeleri dahi yeterli olmadığından, pek çok sayıda insan hayatını kaybediyordu.
 
Irak’ta tek istisna, diktatör Saddam Hüseyin ve ailesi, yakınları, güvendiği adamları ve muhafız birlikleriydi. Üstelik kitle imha silahları ürettiği kuşkusu yaratıyor, BM’nin konuyla ilgili denetim mekanizmasına kontrol yaptırtmamak için bin dereden su getiriyordu. Bu sebeple ve ilk Körfez krizinden sonra Irak’ta 32-36. enlemler arasındaki bölgeye askeri müdahalede bulunduğu için, birkaç kez ABD-İngiliz kuvvetleri tarafından kısa süreli askeri harekatla “cezalandırılmıştı.”
 
Saddam Hüseyin’in Irak’ına verilen en büyük ceza ise, Mart 2003’te kesildi. 11 Eylül 2001 tarihli ABD’deki el-Kaide kaynaklı terör olaylarının ardından önce el-Kaide’yi barındıran Afganistan’a BM şemsiyesi altında bir harekat yapıldı. Bunu Irak’ta “Kitle İmha Silahı (KİT)bulunduğu” iddiasını sürdüren ABD’nin Irak’a da müdahale isteği izledi. Ancak, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powel’ın BM Genel Kurulu’nda, tüm ülke temsilcilerinin gözlerinin içine bakarak, sözde Irak’ın KİT bulunduğunu şovla açıklaması dahi pek çok ülkeye inandırıcı gelmedi. Zaten 2003 müdahalesinden sonra da bu şovun yalan olduğu anlaşıldı. ABD’nin tek yaptığı kısa ve sadece “Sorry!” idi.
 
BM şemsiyesi altında olmasa da ABD-İngiltere ağırlıklı bir müdahale Irak’a yapıldı. Evet Irak, hem başlarındaki diktatörden hem de İsrail “Saddam’lı Irak”tan kurtuldu. Ama Irak’ın alt yapısı kimi yerlerde yüzde 70’lere varan ölçüde yok edildi. Irak’ta kimilerine göre bir milyonun üzerinde sivil insan öldü. 2.5-3 milyon Iraklı ülkeyi terk etti. Bir o kadarı da ülke içerisinde yerini yurdunu terk ederek mülteci durumuna düştü. Üniversiteler hoca bulamayacak hale geldi. Hekimlerin yüzde 40’ı yurdunu terk etti. Ve çocuklar, analar. Onların durumu çok daha vahim. ABD kuvvetlerine karşı direniş arttıkça, süt veren anneler her yerde ve sık sık patlayan bombalar nedeniyle sütten kesildiler. Bebeleri anne sütü bulamadı, suni mama da bulamadı…Petrol içinde yüzen ülke benzin ve motorinini dışarıdan alıyordu. Elektrik ise günün 15-28 saati kesikti…
 
İşte Irak en basitiyle Irak bu halde ve komşuları Kuveyt, Suudi Arabistan gibi refah içerisinde yaşamak varken, sefillik ve yaşam mücadelesi içerisindeydi. Baas rejimi ve Saddam Hüseyin Irak’taki en az iki nesli, varlık içerisinde yokluk, sefalet ve ömür kısalığı içerisinde yaşatmıştı…
 
2008 yılında Irak-ABD arasında imzalanan, ABD askerlerinin çekilmesiyle ilgili anlaşma 1 Ocak 2009’dan itibaren yürürlüğe girdi. Buna göre Irak askerleri Haziran 2009 sonundan itibaren köy, kasaba ve kentlerden çekilecekti. Yani bu meskun yerlerin güvenliği, Irak’ın yeni güvenlik güçlerine emanet edilecekti. Üstelik 2008 içerisinde gerek el-Kaide’nin, gerekse Sünni-Şii guruplar arasındaki husumete dönük terör saldırıları da önemli ölçüde azalmıştı.
 
31 Ocak 2009’da, Irak Kuzey Yönetimi ve Kerkük dışındaki 14 vilayette mahalli seçimler yapılmış, sonuç Irak’ın geleceği için son derece iyimser bir tablo çiziyordu. Başbakan Nuri el-Maliki’nin giderek güçlendiği, Irak’ta merkezi yönetimi destekleyen görüşün ağırlık kazandığı seçiliyordu. Hele de Temmuz 2009’da Irak Kuzey Yönetiminde yapılan mahalli seçimler sonucunda da Barzani-Talabani yanlılarının zemin kaybettiği, boşlukları merkezi hükümet yanlıları ve yeni güç merkezlerinin doldurduğu görülmüştü. Tek sıkıntı, Irak Kuzeyi’nde de artış kaydeden terör saldırıları idi.
 
İngiliz kuvvetleri neredeyse Haziran 2009 sonuna kadar Irak’ı terk etmiş iken, ABD kuvvetleri de köy ve kentlerden çekilmişti. Aslında bu çekilme öncesinde çoğunlukla Şiilere karşı olmak üzere, Şii ve Sünni guruplara, bilhassa da ibadet mekanlarında gerçekleştirilen terör saldırılarında artış kaydediliyordu. Sanki birileri ABD’ye, “Irak’ terk etme!” diyordu. Öyle ya, Afganistan’da sıkışan ABD, Irak’tan tasarruf edilecek kuvvetin bir kısmını bu ülkeye gönderiyordu. Afganistan ise, el-Kaide-Taliban dayanışmasıyla 2007’den itibaren ABD ve NATO kuvvetlerine karşı gittikçe artan ölçüdeki bir direniş içerisindeydiler. Bu durumda ABD kuvvetlerini Irak’ta tutmak için Irak’ı karıştırmak önemli olabilirdi. Ya da, Irak güvenlik güçleri yeterli deneyim ve kuvvetten yoksun ve henüz “rüştünü ispat etme” yeteneğinden yoksundu. Veya, her iki olasılık da bir arada ve gerçekti…
 
Irak merkezi hükümeti, Irak’ın geleceğini inşa etmek, yıllardır yokluk çeken Irak halkını huzur ve bolluğa kavuşturmak için komşu ülkelerle anlaşmalar yaparken, ne yazık ki intihar saldırıları ya da uzaktan kumandalı patlayıcı yüklü araçlarla terör saldırıları artarak devam ediyordu. Bunlardan biri de 19 Ağustos 2009’da Bağdat’ta Dışişleri ve Maliye bakanlıkları binası yakınında gerçekleşti. 106 kişi ölürken, 500’ün üzerinde yaralı vardı. Faillerin Suriye’de barındığı ileri sürülerek, bunlar Suriye’den istendi. İşin ilginç yanı, olaydan daha bir gün önce, yani 18 Ağustos’ta, Başbakan el-Maliki Şam’da iki ülke arasında “Stratejik Ortaklık” diye son aylarda adlandırılan bir anlaşmalar zincirine imza atmıştı. Suriye delilleri yetersiz bulduğunu söyleyerek failleri vermedi. Bunun üzerine, “stratejik ortaklık” anlaşması daha yürürlüğe girmeden rafa kaldırıldı. Irak, Şam büyükelçisini geri çekti ve Suriye ile yeniden eski “stratejik husumete” dönüldü.
 
Irak’ta daha sonra da bir düzineye yakın ve 2-15 arasında ölümlere sebebiyet veren terör olayları devam etti. Suriye-Irak anlaşmazlığı için Türkiye, İran ve Mısır devreye girdiler. Ancak, hala düzelme yok. Şimdi de Bağdat’ta yeni ve öncekilerden çok daha büyük yaralar açan bir terör saldırısı gerçekleşti. Bu durum Irak-Suriye gerginliğine yeni ve daha güçlü bir halka ekleyecektir kuşkusuz. Eğer failler Suriye’den istenirse, Suriye muhtemeldir ki, verecektir. Eğer vermezse, bu kez Irak-Suriye gerginliği Türkiye’nin aracılığına rağmen çözülemeyecek hale gelecektir.
 
Sonuç
 
Irak, 40 yılı aşkın bir süredir petrol geliriyle halkını en azından Körfez ülkelerinin refah düzeyine ulaştıracak bir imkana sahip iken, bunu özellikle Baas diktatörlüğü ve Batılı ülkelerin etkisiyle gerçekleştirememiştir. Gelinen günde Irak’ın geleceği yeniden inşa edilmeye çalışılırken, bu kez de el-Kaide ağırlıklı terör saldırıları Irak halkının üzerinde karabasan gibi çökmüştür. Sanki bu zavallı Iraklılara birileri “varlık içinde yokluk çektirmek” için uğraşmaktadır. Ya da kuvvetli bir Irak’ın bölgede kime zararının dokunacağının araştırılması gerekmektedir. Son gelişmeler, Irak’taki iç istikrarı tehlikeye attığı gibi, Irak-Suriye gerginliğini de had safhaya ulaştırabilecektir. Bu durum iki önemli sonucu çağrıştırmaktadır:
a.       Irak’tan tasarruf edilecek ABD askerlerinin Afganistan’a naklinin önlenmesi ya da,
b.      İran-Irak-Suriye’den oluşan, Hint Okyanusu veya Orta Asya’dan Doğu Akdeniz’e uzanan Şii-Nuseyri kuşağı birliğinin oluşumunun önlenmesi. Acaba hangi ülkenin yararınadır dersiniz?


http://www.turksam.org/tr/a1839.html
Arkadaşına Gönder 792 kez okundu Yazdır
Paylaş: Google Yahoo FaceBook Mixx
Digg StumbleUpon Del.icio.us reddit Twitter
 
Yorumlar
   Başlık : 
  Yorum : 
(Yorum larınızı yaparken '<' ve '>' işaretlerini kesinlikle kullanamazsınız.) 

* Yorum yapabilmeniz için 'Üye Girişi' yapmanız gerekmektedir.

  
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Sitede Ençok Okunanlar
Osmanlı Devletinde Ermeni Sorunu Ve Avrupa Devletlerinin Ermeni Politikaları
34020 kez okundu.
Türklerde Yeni Yıl: Nevruz Bayramı ve Törenleri
21976 kez okundu.
İran’ın Nükleer Çabaları: Hedefler, Tartışmalar ve Sonuçlar
13079 kez okundu.
Yeni Global Oyun ve Hazar’ın Statüsü
12164 kez okundu.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi Yetmiş Yaşında
11099 kez okundu.
Sitede Ençok Yorumlananlar
Atatürk’ün Türk Dünyasına Bakışı!
9 defa yorumlandı.
Ermenistan ile İmzalanan Protokoller ve Bundan Sonraki Riskli Sürecin Analizi
5 defa yorumlandı.
PKK Terör Örgütü’nün Dağdan İnmesi ve Karşılanmasındaki Sorunlu Süreç
5 defa yorumlandı.
Enerji Politikamızda Değişiklik Sinyalleri: Rusya Stratejik, Türkiye ise Ekonomik Çıkarlara Üstünlük Veriyor?
3 defa yorumlandı.
Mitat ÇELİKPALA: Türkiye-Ermenistan Protokolü ve Sonrası
3 defa yorumlandı.
Copyright © 2004 - 2010 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır.
Şu an sitemizde gezinen 913 ziyaretçi, 1 üyemiz bulunmaktadır.
Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)
En iyi 1024x768 görüntülenir.