Daha önce Rusya Federasyonu Başkanı olarak, “Mavi Akım” doğalgaz boru hattının resmi açılışı için Türkiye’yi ziyaret eden Wladimir Putin, bu kez 6.8.2009’da Rusya Başbakanı olarak ziyaret ediyor. Putin, kuşkusuz Rusya’nın tarihine altın harflerle kazınacak bir lider olma şansını yakalamıştır. Biraz da şansının yardımıyla, sarhoşluğu ve “hafifliği” sebebiyle özellikle Batı medyasında alay konusu haline gelen Jeltsin’den 2000’de devraldığı devlet başkanlığını takiben, petrol fiyatlarında akıl almaz ölçülere dayanan yükselmesiyle, Rusya’yı adeta küllerinden çıkartarak, yeniden ateşledi ve potansiyel bir küresel güç haline gelmesini sağladı.
Putin’in ziyareti birçok açıdan büyük önem taşımaktadır. Bunlar özetle şöyledir: (1) Zira Rusya’da çoğunluğu Türk olmak üzere 25-26 milyon Müslüman yaşamaktadır. Bu sebepledir ki Rusya İslam Konferansı Örgütü (İKÖ)’nün “Gözlemci Üyesi”dir. (2) Öte yandan, Türk Dünyası hem Türkiye, hem de eski Sovyet coğrafyasındaki yakınlık sebebiyle iki ülkenin de ilgi alanıdır. Bu alanlarla ilgili ilişkileri gerginlik yerine karşılıklı anlayış ve uzlaşma içerisinde sürdürmek iki taraf için de en yararlı yoldur. (3) Her iki ülke de bulunulan coğrafyada Karadeniz’e müşterek sahilleri sebebiyle bir bakıma “komşu” ülkelerdir. Bu komşuluk ilişkilerinin ekonomik ve siyasi alanlarda karşılıklı ve örtüşen çıkarlar haline dönüştürülmesi iki ülkenin yararınadır. (4) Rusya ile Türkiye’nin Karadeniz’in istikrarı konusunda NATO ve ABD’ye karşı kağıt üzerinde olmasa da , “zımni” bir anlaşması mevcuttur. Her iki ülke de Karadeniz’de kıyısı bulunmayan ülkelerin savaş gemilerinin “Montreux Boğazlar Sözleşmesi” kuralları dışında bu denize girmesini istememekte, sözleşmenin ihlalinin bu “Barış Denizi”ni bir “Silahlanma ve İstikrarsızlaşma Denizi” haline dönüştüreceği endişesi taşımaktadırlar. (5) Her iki ülkenin ortak ve önemli ekonomik değeri mevcut projeleri (Mavi Akım gibi) bulunmaktadır. (6) Her iki ülke de birbirleriyle karşılıklı ticarette önemli artış kaydeden ülkelerdir.
Putin’in Ankara Ziyaretinde Gündeme Gelebilecek muhtemel konular

Putin’in Ankara’da mevkidaşı Başbakan Erdoğan’la masaya yatırabileceği pek çok konu bulunmaktadır. Bunlar; (1) Genel Bölgesel Sorunlar, (2) İkili İlişkilerle İlgili Hususlar kapsamı altında toplanabilir.
Genel Bölgesel Sorunlar: Genel anlamdaki bölgesel sorunlardan gündeme gelmesi muhtemel olanlar şöyledir:
1. Bölgesel güç ve potansiyel küresel güç özellikleri taşıyan Rusya gibi etkili bir ülkenin başbakanı olması hesabiyle, ziyaretin sadece Türkiye tarafından değil, neredeyse tüm Avrasya ve Atlantik Okyanusu’nun da ötesinden dikkatle izlenecek olması.
2. Bölgesel sorunlar sebebiyle Türkiye ile görüş alış verişinde bulunmak. Bu konuda da özetle şu hususlar söylenebilir:
a. “NATO’nun doğuya doğru genişlemesi” projesi doğrultusunda Gürcistan ve Ukrayna’nın da ittifaka dahil olması konusundaki Rusya’nın itirazları. Buna bağlı olarak Ağustos 2008’de Güney Osetya sebebiyle patlak veren Gürcistan-Rusya çatışması ve kriz sonrası istikrarsızlığı sağlamakla ilgili düşünceler.
b. Dağlık Karabağ meselesi sebebiyle Azerbaycan-Ermenistan arasındaki gerginliğin, Minsk Gurubu Başkanı Rusya tarafından yürütülen çalışmalar hakkında görüş teatisi.
c. Nükleer silah ürettiği gerekçesiyle İran’a uygulanan BM şemsiyesi altındaki yaptırımlar, İran’ı ikna, İran-ABD arasındaki gerginliği azaltmada yapılabilecek hususlar üzerinde düşüncelerin karşılıklı ifadesi.
d. Arap-İsrail barış süreci ile ilgili karşılıklı görüş alış verişi.
e. Afganistan-Pakistan’da NATO ve ABD’nin Taliban’a karşı mücadelesiyle ilgili görüş alış verişi.
f. Doğu Türkistan’da Urumçi’di meydana gelen olaylar hakkında fikir teatisi (az bir ihtimalle).
İkili İlişkilerle İlgili Hususlar: Rusya-Türkiye arasında Putin’in ziyaretiyle gündeme gelebilecek konular da (1) Enerji hatları ve nükleer santralle ilgili konular, (2) Türkiye’nin Rusya’ya ihraç ettiği ürünlerin Rus gümrüklerinde bekletilmesiyle ilgili sorunlar olmak üzere iki başlık altında toplanabilir.
1. Enerji hatları ve nükleer santralle ilgili hususlar: Enerji hatları başlığı altında ise şunlar yer alabilir:
a. Nabucco Doğalgaz Boru Hattı: Bu hattın inşası konusunda Avrupa Birliği (AB) 2009 başlarında proje hazırlıkları kapsamında kullanılmak üzere 250 milyon Euro kaynak ayırdı. Bu girişimle AB, projenin gerçekleşmesi hususundaki kararlılığını göstermişti. Daha sonra 13.7.2009’da Ankara’da “Hükümetler Arası Anlaşma”nın da imzalanmasıyla, projenin gerçekleştirilmesi yönünde çok önemli bir gelişme daha kaydedilmiş oldu. Bundan sonra hattan verilecek doğalgazın tedariki ve hattın inşasıyla ilgili finansmanın karşılanması, aşılacak diğer iki önemli engeldir.
Bilindiği üzere Rusya, Türkiye tarafından 2008 içerisinde bu projeye katılması için davet edilmiş, ancak Rusya reddetmişti. Kazakistan da 2009 başlarında Nabucco’ya doğalgaz vermeyeceğini kati şekilde açıkladı. Geriye Azerbaycan’dan alınabilecek azami 5-6 metreküp/yıl, Irak’tan tedarik edilebileceği düşünülen 10 milyar metreküp/yıl, Mısır ve Suriye’den cüzi bir miktar (2-4 milyar metreküp/yıl), belki Katar’dan bir miktar daha, toplam en fazla yıllık 20 milyar metreküplük doğalgaz temin edilebilecektir.
Aslında Türkmenistan da bir diğer doğalgaz üreticisi ülke olmakla birlikte, Hazar’ın statüsünün belirsizliği sebebiyle, finans çevrelerinin sıcak bakmadığı bir projedir. İran üzerinden nakilde ise ABD’nin rezervi söz konusudur.
Yıllık 30-31 milyar metreküp gaz nakletmesi düşünülen Nabucco’nun borularındaki boşluğu doldurmak için ihtiyaç duyulacak bir diğer ülke de İran’dır. Ancak, İran doğalgazının bu projede kullanılması, ancak ve ancak ABD-İran ilişkilerinin düzelmesiyle mümkündür. Zira Nabucco’yu başından beri destekleyen, projeyi gerçekleştirmek üzere ihtiyaç sahibi ülkelerle siyasi yaklaşımı sağlamada büyük gayret gösteren ABD, mevcut İran rejiminin doğalgazının alınmasına karşı olduğunu açıkça ifade etmektedir.
Nabucco, bu haliyle doğalgaz tedariki eksik bir proje gibidir. Türkiye’nin beklentisi, ABD-İran ilişkilerinin düzelmesi, böylelikle hem bölge istikrarına olumlu katkı sağlanması, hem de İran gazıyla Nabucco’nun eksikliğini giderme yönündedir. Ama mevcut siyasi süreç beklentilere cevap verebilecek durumda değildir.
Güney Akım Projesi: Rusya, Nabucco projesinin ortaya atılmasından çok daha sonra Güney Akım projesini gündeme getirdi. Üstelik aşağı yukarı Nabucco’yu projesinin doğalgaz ihtiyacını temin edecek aynı ülkelere gaz ulaştırmak üzere, bir bakıma “rekabet” edercesine bu projeyi ortaya attı. Atmakla da kalmadı, Nisan 2009 içerisinde hükümetler arası anlaşmayı da imzaladı.
Güney Akım Projesi önce 30 milyar metreküp/yıl, ikinci aşamada 41 milyar metreküp/yıl ve nihayet 63 milyar metreküp/yıl doğalgaz nakledecek şekilde planlanmaktadır. Doğalgaz talebinde bulunan ülkeler aşağı yukarı Nabucco ile aynı olup, ayrıca İtalya’ya da ilaveten doğalgaz verilecektir. Rus Gazprom’a ilaveten İtalyan ENI de önemli iştirakçi firmalar arasındadır. Nabucco’nun 13.7.2009’da imzalanmasının ardından, bu projede yer alan Bulgaristan’ın çekileceği haberi duyuldu.
Rusya da Türkiye ile “rekabet” süsü vermemek ve Ukrayna’nın Karadeniz’deki “Münhasır Ekonomik Bölgelerinden” bu hattı geçirme sıkıntısı sebebiyle, Türkiye’yi Güney Akım projesine katılmaya davet etti. Bu davete ne “evet!” ne de “hayır!” diyen Türkiye, muhtemeldir ki Putin’in ziyaretine kadar ev ödevine çalışarak, projenin getirisini, götüsünü ve teknik hususları iyi etüt etmiş olacaktır.
Mavi Akım – Projesi: Evvelce Rusya’nın Mavi Akım-1’e ilaveten teklif ettiği, gerçekleşmesi halinde belki de Güney Akım projesine ihtiyaç kalmayacak olan Mavi Akım-2 projesini bu yıl içerisinde bu kez Türkiye gündeme getirdi. Muhtemeldir ki, Rus enerji teknotratları, ekonomistleri ve strateji uzmanları da bu projeyle ilgi ev ödevlerini yapmış ve Başbakan Putin’e tüm iyi ve sakıncalı hususlarını takdim etmişlerdir.
Mavi Akım-2’nin gerçekleşmesi halinde bu gaz İsrail’e kadar uzanacak, İsrail’in ihtiyaçlarını karşılamanın dışında, Akabe Körfezi’nden de sıvılaştırılmış gaz halinde Uzakdoğu Asya’ya nakledilebilecektir. Muhtemeldir ki Türkiye’nin de ihtiyacı halinde istifade mümkün olabilecektir.
Samsun-Ceyhan Petrol Boru Hattı: Bu boru hattı, Mavi Akım-1’e paralel olarak Karadeniz’in altından geçirilecek yeni bir hatla Rus ve gerekirse Kazak petrolünün bir kısmını Samsun’a ulaştırmayı, oradan da Yumurtalık-Ceyhan bölgesine nakletmeyi kapsamaktadır. Türkiye’nin Rusya’ya teklif ettiği bu projeye Rusya’nın yaklaşımı başlangıçta pek sıcak değildi. Putin’in bu konuda da teknokrat, ekonomist ve stratejist kurulundan bir raporla destekleniş olması kuvvetle muhtemeldir.
Türkiye’nin Nükleer santral İhtiyacının Rusya Tarafından Karşılanması: Türkiye 2008’in ikinci yarısında nükleer santral kurmak üzere ihale açtı. Bu ihaleye sadece Rus Atomstroyexport Inter Rao ile Türk Park Teknik ortaklığı teklif verdi. Enerji ve Kaynaklar Bakanlığı daha sonra, bu ortaklığın fiyat için verdiği revize zarfını, teklifin yerine geçecek yeni bir zarf olduğu için iade ettiğini açıkladı.
Önceleri 2, ancak son duyumlara göre 4 adet inşa edilmesi planlanan nükleer santrallerin her birinin yeni teknolojiye göre 10 milyar dolar civarında maliyeti olduğu söylenmektedir. Bu durumda 4 santral için 40 milyar dolarlık bir paket önemli bir ticaret demektir. Dolayısıyla, ekonomik krizde en önemli daralmalardan birini yaşayan Rusya için, bu meblağ hiç düşünmeden sarılacak “can kurtaran simidi” gibidir. Bu konuda da ilgili uzmanların Türkiye’yi ikna için başbakanları Putin7e dosya hazırlamış olmaları kuvvetle muhtemeldir.
Türkiye’nin Rusya’ya ihraç ettiği ürünlerin Rus gümrüklerinde bekletilmesiyle ilgili sorunlar: Ağustos 2008’deki Gürcistan-Rusya krizi sırasında Türk kamuoyunun yakından öğrenme fırsatı bulduğu ve o dönemin Dış Ticaretten sorumlu Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen’in de Rusya’ya giderek çözmeye çalıştığı bu sorun hala tam anlamıyla çözülememiştir. Rus gümrükleri Rusya’ya giriş yapan Türk ürünlerini “mevzuat” sebebiyle bekletmekte, bu durum ya ürünlerin bozulmasına, ya da gecikme sebebiyle rekabet şansının azalmasına neden olmaktadır. Bu konuda da Putin’i ikna etmek üzere Türk teknotratların Başbakan Erdoğan’a etkili bir dosya hazırlamış olmaları gerekmektedir.
Rusya ile Türkiye Arasında Rekabet mi Var?
Bu soru özellikle “Soğuk savaş”ın sona ermesinden ve 5 yeni Türk cumhuriyetinin bağımsızlığını ilan etmesinden sonra sıkça söylenmiştir. Türkiye bu soruyu bu Türk cumhuriyetleri bağlamında zaman içerisinde önemli ölçüde aşmayı bildi. Bu ülkelerde Rusya-Türkiye rekabeti yerine, aynı ülkelerle her iki tarafın da rakip olmaksızın iyi ilişkiler kurabileceğini, aynı iyi ilişkilerin Rusya-Türkiye arasında da kurulduğunu göstermek suretiyle işaret etmeye çalıştı.
Ancak ne zaman ki Nabucco ile Güney Akım projelerinin gerçekleştirilmesine ilişkin iradeler daha sağlam şekilde ortaya kondu, bu kez de iki doğalgaz projesinin birbirine rakip ve dolayısıyla da Türkiye ile Rusya’nın birbiriyle rekabet içerisinde olduğu ileri sürülmeye başlandı. Aslında iki projenin de besleyeceği ülkeler Baykanlar ve bir ölçüde Orta Avrupa’dır. Orta ve uzun vadede her iki projenin de doğalgazı bu ülkelere ancak yetebilecektir. Dolayısıyla iki projenin rekabet alanı “Kullanıcı” ülkelerde değil, aksine “Tedarik” edeci ülkeler safhasındadır. Rusya ve Kazakistan Nabucco’ya doğalgaz vermeyeceğini açıkça belirtti. Türkmenistan’ın Hazar’ın statüsünün belirsizliği sebebiyle Nabucco’Ya ne zaman gaz verebileceği henüz bilinmemektedir. Mevcut İran rejimine ABD’nin muhalefeti sebebiyle de İran’dan Nabucco ‘ya gaz verilemeyence, Nabucco azami “65-70 kapasiteyle çalışabilecektir. Buna karşılık Güney Akım projesini Rusya tek başına gaz verebildiği gibi, gerektiğinde Kazakistan, Türkmenistan ve hatta Azerbaycan’dan aldığı gazı da bu hatta verebilecektir.
Bu durumda Güney Akım ve Nabucco arasındaki rekabet, tamamen Türkmenistan, Kazakistan ve Azerbaycan gibi, Rusya dışındaki Hazar havzası doğalgaz üreticisi ülkelerden gaz tedarik etme aşamasındadır. Bu arada aynı ülkelerin sahip oldukları doğalgazı iki projeyi birbirine rakip haline getirmek suretiyle daha iyi değerlendirmeye çalıştıkları da doğal bir gerçektir.
Sonuç
Putin’in Ankara ziyaretiyle, bir bakıma Başbakan Erdoğan’ın, Rusya’nın Karadeniz kıyılarındaki buluşmasının iade-i ziyareti gerçekleşecek, ayrıca iki ülke arasındaki anlaşmazlıkların çözümünde önemli engeller aşılabilecektir. Aslında iki ülke de örtüşen çıkarları üzerine ikili ilişkilerini inşa ettikleri taktirde bundan her ikisi de kazançlı çıkacaktır.
Türkiye’nin özellikle Rus gümrüklerinde bekleyen tır ve kamyonlarının bekleme sürelerinin kısaltılması yönünde Rusya’nın daha somut ve olumlu adım atması beklentisi artmıştır. Buna karşılık Rus firmalarına nükleer santral inşası konusunda da Türkiye’nin olumlu adımlar atması için baskılar artacaktır.
Mavi Akım-2 projesine Rusya’nın olumlu yaklaşması halinde, her iki ülke de bu “örtüşen” çıkar sebebiyle kazanan taraflar olacaklardır.
Güney Akım projesine Türkiye’nin davet edilmesi Rusya’nın önemli bir “jest”i gibi görülmekle birlikte, bu konuda “iki düşünüp bir söyleme” prensibi güdülmelidir. Karadeniz’in deniz dibi yataklarında olması muhtemel doğalgaz, petrol ya da diğer mineraller dikkate alınarak, bu hattın geçeceği Türk Münhasır Ekonomik Bölgeleriyle ilgili hukuki çerçeve “sağlam kazığa” bağlanmalıdır.
Dağlık-Karabağ meselesinde de ikili iletişim ve bilgilendirme mekanizmasının iyi işletilmesi, çözüm için ortak çalışma gurubuna Türkiye’nin daha fazla katılımı konusu dikkate alınmalıdır.