İran’da 12.6.2009 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri, hem öncesinde tüm dünya kamuoyunun dikkatini çekmiş, hem de ve bilhassa seçim sonunda İran’da yakın tarihlerinde görülmedik gösterilere sahne olmasıyla tüm dünyanın ilgi odağı haline gelmiştir. Son günlerde artan iktidar karşıtı gösteriler ve göstericilere karşı sert önlemler, İran İslam Devrimi sonrasında ilk kez rastlanan “olağan dışı” hareketler şeklinde değerlendirilmiş, “Acaba İran’ın gerçek yüzü bu mu?” dedirtecek noktaya gelmiştir. Bu yazı içerisinde İran Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi durum, seçim sonuçları, İran’ın iç dinamikleri ve “ayrışma” çizgileri hesaba katılmak suretiyle, İran uzmanlarının da dahil olduğu TÜRKSAM’da yapılan bir “beyin fırtınası”ndan elde edilen bilgilerle birlikte İran’ın geleceği masaya yatırılmıştır.
Cumhurbaşkanlığı Seçimleri Öncesi İran’da Durum – Adaylar ve Tutumları
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine 470 kişi başvurduğu İran’da, adaylar elenerek Anayasa Koruyucular Konseyi tarafından dört kişiye indirildi. Bu adaylar mevcut Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad, Devrim Muhafızları Komutanı Muhsin Rıza, 1981-1989 döneminde başbakanlık yapan Mir Hüseyin Musevi ve “reformcu” olarak bilinen Mehdi Kerrubi idi. Bu adaylar içerisinde ön plana çıkanlar Cumhurbaşkanı Ahmedinejad ve Ahmedinejad’tan önceki Cumhurbaşkanı Hatemi ile Rafsancani’nin desteklediği Musevi idi.
Seçim mücadelesi, mollaların, askerlerin ve radikal Şiiliğin devamından yana olanların desteklediği Mahmut Ahmedinejad ile statükoyu sürdürmek isteyen mollalar, kadınlar ve daha fazla demokrasi yanlısı gençlerin desteklediği, aslında “reformist” olmadığı halde öyle gösterilen Mir Hüseyin Musevi arasında geçti. Diğer iki adaydan Kerrubi reformculara, Muhsin Rıza ise molla-asker tarafına yakındı.

Musevi ve onu hararetle destekleyen reformist cumhurbaşkanlarından Hatemi’nin seçim kozu, Ahmedinejad’ın İran’ı ve İran halkını tüm dünyaya “uzlaşmaz” gibi göstermiş olmasıydı. Hatemi’ye göre Ahmedinejad döneminde İran, tüm dünyaya kafa tutan, bu yüzden ve gereği yokken İran’a BM’nin yaptırım uygulamalarına sebebiyet verdiren bir tutum izlemişti. İran, özellikle de yeni ABD Başkanı Obama’nın İran’a “uzattığı” eli boşta bırakmamalıydı. Üstelik Ahmedinejad’ı “şahinleştiren” George W. Bush ve onun “Yeni Muhafazakar”, dost-düşman bilmez ekibi de tası tarağı toplayıp çekip gitmişti. İran’ın da çözüm önerilerine uyum sağlamasıyla bölgeye istikrar gelebilir ve İran daha rahat ve huzur içerisinde geleceğine bakabilirdi. Üstelik ulaşılan teknolojinin ardından Musevi’nin de nükleer çalışmalardan geri döneceğini kimse beklememekteydi. Ancak, karşılıklı sert çıkışlar yerine, uzlaşmacı ve sağduyu hakim söylemlere ihtiyaç duyuluyordu.
Buna karşılık Ahmedinejad’ı destekleyen gurubun arkasında, İran İslam Devrimi’nin başından beri içerisinde olan ve halen dini lider olma özelliğini sürdüren Ayetullah Ali Hamaney vardı. 1981-1989 arasında cumhurbaşkanı olan Hamaney, Humeyni’nin öldüğü 1989’dan itibaren İran’ın dini liderliğini sürdürmektedir. Musevi ise, Humeyni’nin gözdelerinden biri olmasına ve başbakanlığı döneminde sivrilmesine rağmen, daha sonra pek göze çarpmamaktaydı.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin, Şii rejimin statükosunu koruma düşüncesindekiler ile reformcular arasında geçtiği bir ölçüde kabul görmektedir. Öte yandan, aslında bu seçim Musevi ile Hamaney arasındaki bir “iç hesaplaşma”nın da sahnesi olmuştur. Bu hesaplaşmada eski cumhurbaşkanlarından ve İran İslam Devrimi’nin başlangıcından itibaren devrede bulunan Rafsancani de taraf olmuş, Musevi’yi desteklemiştir. Musevi-Ahmedinejad çekişmesinde taraflar şöyledir:
Musevi-Rafsancani-Hatemi Gurubu: Bu gurupta rejimin orta tabakası ve üst tabakası aynı zamanda reform isteklileri (kadınlar, öğrenciler, kentliler, önemli ölçüde demokrasi yanlısı etnik guruplar) ile bir araya gelmiştir. İçlerinde, siyasete bulaşmayan ve Kum’da dini ilimlerle meşgul önemli sayıda molla da mevcuttur.
Ahmedinejad-Hamaney Gurubu: Bu gurup özellikle yoksul ve kırsal kesimi temsil ettiği gibi, İran silahlı kuvvetlerinin de desteğini almıştır. Rejimin yozlaşmasına (demokratikleşme, kadın hakları vb.) izin vermek istemeyen ve rejimi savunan radikal Şiilerin gurubudur. Siyasetle iç içe olan mollalar bu gurubu desteklemiştir.
Seçim öncesinde kimin ipi göğüsleyebileceği konusu tam netlik kazanamamıştır. Son haftaya girilirken Musevi’nin şansı artmış gözükürken, son günlerde Rafsancani’yi tahrik eden Ahmedinejad, İran halkının pek sevmediği ve “derin devlet”in başı olarak gördüğü Rafsancani’nin çıkışlarından kendi hesabına oy katmıştır. Buna rağmen 12.6.2009 sabahı kimin kazanacağı konusu hala bir muammaydı.
Cumhurbaşkanlığı Seçim Sonuçları ve Kaynayan Kazan “İran”
Sonuçta seçimleri ikinci kez üst üste aynı koltuğa oturan Mahmut Ahmedinejad’ın %62’lik bir oranda ve ikinci tura ihtiyaç duyulmaksızın kazandığı ilan edildi. Musevi’nin oları ise neredeyse yarısı kadar ve %33 civarındaydı.
Bu sonuca Mir Hüseyin Musevi’nin taraftarları inanamadılar, hatta Musevi’nin bizzat kendisi itiraz etti. Musevi yanlıları sokaklara dökülerek, İslam Devrimi’nin gerçekleştiği tarihten itibaren ilk kez İran çapında büyük kentlerde gösteriler yaptılar. Bir bakıma rejim ve Ayetullah Hamaney sorgulanmaya başlandı. Şii Lider Ayetullah Ali Hamaney, itiraz edilen sandıkların yeniden sayılması talimatını verdi.
İran’daki kargaşa devam etti. Yasaklı Özgürlük Hareketi liderlerinden İbrahim Yezdi, mide rahatsızlığı nedeniyle gittiği hastanede tutuklandı. Yezdi, Reuters Haber Ajansına 15.6.2009’da verdiği mülakatta 12 Haziran seçiminin, İran’da sosyal değişime karşı çıkan yetki ve nüfuz sahipleri arasındaki farklılaşmaları ortaya koyduğunu belirterek, İran İslam Cumhuriyeti’nin, “30 sene önce yapılan devrimden sonra ortaya çıkan en büyük krizle karşı karşıya bulunduğunu” söylemişti. Yezdi, İran’daki siyasi baskının daha da kötüye gideceği uyarısında bulunmuştu. Bu arada Musavi’ye destek veren eski Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani’nin kızı Faize ile oğlu Mehdi’nin yurtdışına çıkmaları yasaklandı. Sokak gösterilerinde sayıları önce sekiz, daha sonra iki rakama çıkan ölüm olaylarına ve çok sayıda yaralanmalara sebebiyet verdi.

Seçimden birkaç gün sonra İngiliz
The Independent gazetesinin Ortadoğu muhabiri Robert Fisk dünkü köşesinde, İran’da elden ele dolaşan ve resmi ağızdan seçim hilelerinin anlatıldığı bir mektubu yayımladı. Mektuba göre Ahmedinecad seçimden üçüncü çıktı. İran İçişleri Bakanı Sadık Mahsuli’nin, Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’e çok gizli damgasıyla gönderdiği öne sürülen mektupta, reformcu aday Mir Hüseyin Musavi’nin 13 milyon daha fazla oy aldığı, ancak Hamaney’in emirleri doğrultusunda, seçimde üçüncü sırada gelen Ahmedinecad’ın galip ilan edileceği belirtiliyor. Independent muhabiri mektubun sahte de, gerçek de olabileceğini, ancak Musevi yandaşlarını iyice ikna etmeye yettiğini ileri sürdü.
Tahran’daki olayları izleyen İngiliz Times gazetesi muhabiri Ella Flaye, hafta başında öldürülen 8 göstericiyi anmak için dün yapılan yas yürüyüşünü, 1979’daki İslam Devrimi öncesinde bir protestocunun öldürülmesi üzerine yapılan anma gösterilerine benzetti. Times muhabiri, 1979’daki yas yürüyüşlerinin ve Şah’a bağlı güçlerin göstericilerin üzerine ateş açması sonucu kan dökülmesinin, sokak gösterilerinin büyümesine yol açtığını ve sonunda Şah’ın devrilmesine yol açtığını hatırlattı.
BM Genel Sekreteri’nden seçimlere ilişkin olumlu bir ifade sarf edilmiş, ABD başlangıçta temkinli ancak Musevi yanlısı olduğu izlenimi veren beyanda bulunmuş, buna karşılık AB, Rusya ve Çin başlangıçta “suskun” denilebilecek bir tutum izlemiştir. Türkiye ise, seçim sonuçları ilan edildikten sonra bizzat başbakan ve cumhurbaşkanı tarafından Ahmedinejad’a kutlama mesajları göndermek suretiyle biraz “acül” olarak değerlendirilen bir tutum sergilemiştir.
İran’da kargaşa, özellikle Tahran olmak üzere devam edince, dini lider Hamaney, seçim sonrası ilk Cuma günü hutbesinde, seçimlerin sonuçlandığını ve Ahmedinejad’ın seçildiğini kesin bir dille tekrarlayarak kestirip atmış, gösterilere son verilmesini istemiştir. Ancak, bir gün sonra gösteriler gene devam etmiş, ölenlere yenileri ilave edilmiştir. 22.62009 itibariyle göstericileri ikaz etmede daha sert tedbirler alınmış, gaz ve göz yaşartıcı bombalar kullanılmaya başlanmış, başta İngiltere olmak üzere Batı ülkelerine eleştiriler yükselmiştir. AB ülkeleri ise Tahran büyükelçilik mensuplarını ve İran’daki vatandaşlarını ülkeden çekmenin hesapları içerisine girmiş, İran yönetimi İngiliz “M16” istihbarat örgütünün İran’ı karıştırmaya kalktığını ileri sürmüştür.
Bu ve benzer gelişmelerin sadece İran’ın bir iç meselesi olarak kalamayacağı, bu gelişmelerin İran gibi enerji havzalarına hakim pozisyondaki ve kendisi de önemli bir enerji üreticisi ülke olan İran’ın çevresini, hatta dünyayı etkileyebilecek bir gelişme olacağı açıktır. Öte yandan, İran dışarıya açık bir rejime de sahip olmadığı için, iç istikrarın yakalanması için dışarıdan etki edilmesi de pek mümkün gözükmemektedir.
İran’daki bu iç istikrarsızlığın devam etmesi hali hemen doğusunda Afganistan’daki iç istikrarı, Irak’taki istikrarı, hatta Lübnan ve Filistin’deki siyasi durumu dahi etkileyebilir.
“İran’ın Geleceği” Başlıklı Beyin Fırtınasından Önemli Notlar
İran seçimleri Orta Doğu açısından özel bir öneme sahiptir. Bu önem, özellikle son 7 ayda bölgede yapılan seçimler (İsrail ve Lübnan’daki genel seçimler, kurulan hükümetler) dikkate alındığında, daha büyük bir önem kazanmaktadır. İran’daki Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçları ve gelişmeler, içlerinde Güney Azerbaycan (İran) Türklerinin de bulunduğu, Ankara’daki İran uzmanlarının katılımıyla TÜRKSAM’daki bir beyin fırtınası sırasında tartışıldı. Bu beyin fırtınasından çıkartılan önemli hususlar şöyledir:
· Seçim sonuçlarının hileli olduğu kuşkusu Hamaney’in ve rejimin meşruiyetine hasar verdi.
· Dünya kamuoyu aslında İran’daki Türklerin (özellikle Güney Azerbaycan Türkleri) konumunu tam olarak bilmemektedir. İran İslam Devrimi’nin başladığı dönemde devrime destek veren Türklerin istemediği hiçbir hareketin başarılı olması mümkün değildir.
· Musevi yanlılarının gösterileri Tahran’da belli kesimlerde (şehrin kuzeyinde ve Fars ağırlıklı kesimlerde) iken, Tebriz’de fazla bir hareket yoktur. Yani bu gösterilere G. Azerbaycan Türkleri karışmamaktadır. Sebebi ise, “Azerbaycan Türkleri ayaklandı” denilerek baskı, tutuklamalar ve ölümlerin yaşanacağı endişesidir.
· İran Türklerinin gösterilere katılmaması, “Ahmedinejad’ı destekledikleri” anlamına gelmemelidir. İran’da “Pan-Farsçılar” arasında bir alternatifsizlik mevcuttur. Sanılanın aksine, Musevi’nin istedikleri ile halkın istekleri de aslında örtüşmemektedir. Musevi’nin etrafında Hatemi yanlısı reformist Farslar çoğunluktadır. Buna karşılık G. Azerbaycan Türkleri gösterilere yanaşmamaktadır. Bu desteğin verilmemesi sebebiyle gösterilerin sonunda önemli bir değişiklik beklentisi yoktur.
· Ahmedinejad’ın aldığı oylar doğru sayılırsa, bu sonuç İran’da aşırı “dinci”lerin kaybettiğini göstermemektedir. Oysa Pakistan, Kuveyt ve Lübnan’da aşırı radikal kesim başarılı olamamışlardır.
· The Independant gazetesinde Fisk’e yazılan mektuba inanmak mümkün değildir. Zira İçişleri Bakanlığı’ndan gönderilen yazıya (seçim sonucu) din lider Hamaney’in itibar etmesi söz konusu değildir. Bunun yerine kendi bürosu mevcuttur. İçişleri Bakanlığı’ndan gönderildiği ve “Siz istediğiniz için sonucu böyle ayarladık!” şeklindeki iddialara inanmak mümkün değildir. Her ne kadar seçimler İçişleri Bakanlığı tarafından yürütülüyor görünse de, aslında Ayetullah’ın bürosu (aslında ikametgahı) tarafından yönlendirilmektedir. Sandıklardaki oylar sayıldıktan sonra az da olsa bir değişim mümkündür. Zaten oylama her adaya bir kod numarası vermek suretiyle yapılmaktadır. Bu sebeple daha oylama öncesi seçim bölgesinde seçileceği bilinen adayın kod numarasını değiştirmek dahi mümkündür. Burada Farsça kod numarası 44 ile 77’yi de birbirine kolayca çevirmek mümkün olduğundan, seçim sonucunda oylarda oynama yapılabilir.
· Aslında bu oylamanın sonuçları çok daha önceden planlanmıştır. %84 olduğu ileri sürülen seçimlere katılım oranı İran için çok yüksek olup, inanılırlığı çok düşüktür. Bundan sonra yeni bir seçim de pek mümkün değildir. Olsa da sonuç pek fazla değişmez. Üstelik İran, BM şemsiyesi altında da olsa dışarıdan gözlemci transferine ve müdahaleye de izin vermez. Gösteriler bir süre sonra yatışır. Ancak, 1-2 yıl içerisinde İran’da yeni bir kriz çıkarsa, bu kez çok daha sert ve uzun sürebilir.
· İran’da aslında “rejim sorunu” bulunduğunu söylemek mümkün değildir. G. Azerbaycanlı Türklerin dahi en fazla %20’sinin rejim sorunu vardır. G. Azerbaycan’da sorun olan din değil, etnik içeriklidir. Yani çok az taraftarı bunan GAMOH hareketi gibi “milliyetçilik” ağırlıklı muhalefet mevcuttur. Ahmedinejad da rejimin savunucularının temsilcisidir. Bir iktidar kavgası mevcuttur. G. Azerbaycan’ın rejim konusundaki tutumu olumsuz olduğu takdirde Türkiye ve Batı’da hareketlenme beklenebilir.
· Humeyni döneminde reformcu ve muhafazakar ayırımı ortaya çıktı. Humeyni ekonomi, dış politika ve din konusunu masaya yatırarak, bu üç konuda esasları belirlemek istedi. Bu toplantıda birinci gurup devletin tüm yetkileri ele almasını istedi. Bu guruba “solcu” bile denildi. Humeyni’ye yakın Musevi bu “sol” guruba dahildi. Şimdi Hamaney-Ahmedinejad ekibinin dahil olduğu ikinci gurup biraz daha liberal tutum istedi. Bunlara da “sağ” gurup adı verildi. Hizbullah’ı kuran, ABD Büyükelçiliği’ni basan, batıya karşı duruş sergileyen aslında hep içinde Musevi’nin bulunduğu “sol” guruptu. Ahmedinejad çarşı-pazarı temsil etmektedir. Rafsancani ise büyük sanayicileri temsil etmektedir. Reformcular zaman içerisinde bölündüler. Bunlardan idari reform yanlıları Devrim muhafızlarıdır. Ekonomik ve toplumsal reform isteyenler ise ABD yandaşları olarak suçlandılar.
· Mir Hüseyin Musevi, basında yer alanların aksine asla Batı ya da ABD yanlısı değildir. Zaten konuşmalarında da böyle bir işaret yoktur. Hatta bu konuda, “Batı ve İsrail karşıtlığında, nükleer santral (silah da dahil) haklıyız!” demekten çekinmemekte, sadece Ahmedinejad7ın sert ve kışkırtıcı söylemlerini yanlış bulmaktadır. Ona göre Ahmedinejad bu sorumsuz çıkışlarıyla İran’ı tüm dünyada yalnızlaştırmaktadır. İran’da nükleer enrji santralarının en büyük aşamayı kaydettiği dönem 1997-2003 arasıdır. 2005’te Ahmedinejad’ın cumhurbaşkanlığıyla birlikte bu ivme azalmıştır. Vaktiyle Ayetullah Hamaney nükleer silah konusunda 20 kişiyle konuştuğunda içlerinden biri de Musevi idi ve cevabı da Hamaney’i destekler nitelikteydi.
· İran’da seçim aleyhtarı gösteriler devam ederse, rejimin meşruiyetinin var olduğu ileri sürülemez. Seçimlerde Tahran ve Tebriz’deki katılım %21 civarındadır. İran; Hamaney ve Musevi diye iki guruba ayrılmış gibi. Bu arada Rafsancani de devre dışı bırakılmak isteniyor. Ayetullah Ali Hamaney’den sonra oğlu Müşteba Hamaney’in oğlu dini liderliğe hazırlanıyor. “Bekti lider” de denilen, aslında profesyonel bir “molla”. Müşteba Hamaney için, İran’daki en büyük pazarı elinde tuttuğu iddiası yaygındır.
· Hamaney kendi ekibini kurarak, muhalifleri devre dışı bırakmak istemektedir. Bu gösteriler bir bakıma “toplumun öfkesinin taşması” olup, bir süre sonra sona erecektir. Bir-iki hafta içerisinde Devrim Muhafızları kontrolü ele geçirirler. Burada İran Silahlı Kuvvetlerinin (Devrim muhafızlarının) bir bakıma Hamaney üzerinden iktidarı ele geçirmeye çalıştığı da ileri sürülebilir. Çünkü Devrim Muhafızları sadece silahlı bir güç olmayıp, aynı zamanda ekonomik ve bürokratik bir güç olma özelliği de taşımaktadır. Müşteba Hamaney de Devrim Muhafızları ile adeta iç içe geçmiş haldedir.
· Siyasete girmeyen dini liderler (mollalar) Kum kentindeki medreselerde bilimle uğraşmakta, siyasete bulaşanlar ise Hamaney ve Devrim Muhafızlarıyla birlikte iktidarı ele geçirme mücadelesi içindedirler.
· Seçimlere katılım oranını %84 göstermekle, bir bakıma İran, “meşruiyetini dünyaya ispatlıyor!” şeklinde yakıştırmalar da mevcuttur.
· ABD, İran İslam Devrimi’nin ardından Türkiye’ye bir rol biçti. Bu rol, özellikle 1990’lı yılların başından itibaren belirgin olup, G. Azerbaycan Türklerini molla rejimine karşı ayaklandırma şeklindeydi. Türkiye buna yanaşmadı, aksine “İran’ın toprak bütünlüğü” üzerinde durdu. İran’ı etnik ayırımcılıkla belli ölçüde karıştırmak mümkün olmakla birlikte, bölünme için sonuç almak mümkün değildir. Çünkü İran’da merkez ile çevre (taşra) arasında bir kopukluk mevcuttur. Fars bölgesinde gösteriler olurken, Tebriz sessizdir. İran’da bölünmenin etnik çizgiden çok, ekonomik girdiler bağlamında olacağına ilişkin beklentiler daha ağırdır.
· İran, şu anda normal yörüngesinden çıkmış görünmektedir. Sıkıntılı ve ağır bir süreç başlamıştır. Türkiye’den Başbakanın ve Cumhurbaşkanının kutlama mesajları erken olmuştur. İran anayasasına göre, Anayasa Koruyucular Konseyi onaylamamış, dini lider onaylamamışken resmi sonuç belli değil demektir. Bu erken kutlama mesajları G. Azerbaycan Türklerini gücendirmiştir.
· İran’ın bu “karışık” ve “Batı ile kavgalı” hali küresel anlamda Türkiye’ye siyasi değer katılmasına sebebiyet verir. Öte yandan, dünya ile barışık bir İran’ın mevcudiyeti de Türkiye’ye doğalgaz boru hatlarının Batı’ya ulaşımı vb. nedenlerle ekonomik getiri sağlar.
· Ancak, karışıklığın pek çabuk geçmeyeceği, Ahmedinejad’ın ve Hamaney’in sert tavırlar takınacağı beklenmektedir. Zaten Ahmedinejad, o buhranlı dönem içerisinde bir günlük gecikmeyle de olsa ŞİÖ zirvesine katılmıştır. Ahmedinejad’ın bu görünüşü Batı ve ABD’ye karşı daha sert bir İran çizgisi çizmektedir. Türkiye ile ilişkiler ise önemli bir değişim yaşamadan sürecektir.
· Rafsancani’nin çocuklarının yurt dışına gidişlerinin durdurulması önemli bir gelişmedir. Bir süre sonra Rafsancani devreye girebilir. İran, yeni gelişmelere gebedir. Rejimde sistem çatışması devam edebilir.
· İran’ın geleceğini gene Türkler (G. Azerbaycan Türkleri) belirleyebilir. Ancak G. Azerbaycan Türkleri de bir türlü karar verememektedir. 2006’daki “karikatür krizi”nden sonraki baskı ve korku politikası sebebiyle G. Azerbaycan dinamikleri pasif durumdadır. Zaman ihtiyaç vardır.
· İran nükleer silah sahibi olmayı istemektedir. Ancak uluslararası hukuk kuralları da İran’a nükleer silah izni vermemektedir. Uranyum zenginleştirmede amaç enerjiden çok, nükleer silah sahibi olmaktır. İran bunu bir bakıma bölgedeki tek Şii Müslüman devlet olarak meşruiyetini ispatlamak için de istemektedir. İran’da Ahmedinejad’ın cumhurbaşkanlığı sürdürülürken, Batı’nın İran’a çeşitli şekillerde müdahalesi hali, İran’ın Kuzey Kore ile füze ve nükleer silah geliştirmede işbirliğini artırabilir.
· Tarihte, Anadolu’da güçlü bir devlet hüküm sürerken İran’da asla güçlü bir devlet varlığını sürdürememiştir. Aynı milletin devletleri de olsa, karşılıklı mücadeleler kaçınılmaz olmuş, eninde sonunda birbirleriyle çatışmışlardır. Bu tarihi derinlik de dikkate alınarak, Türkiye’nin İran’daki olası her ihtimale karşı seçenekli önlemler paketi hazırlaması gereklidir.
Sonuç
İran’da molla rejimi bir kırılma yaşamaktadır. İran’ın bir kısmı sandığa gitmek suretiyle daha olumlu bir sonuç beklentisi içerisindeydi. Yani daha serbest, demokratikleşmeye yakın (kadınlar, öğrenciler, kentliler...) bir yönetim şekli. Ancak bunun olamayacağı, buna izin verilmeyeceği görüldü. Buna karşılık nispi de olsa serbestlik isteyenler sokağa dökülmekten geri durmadılar. Bu gösteriler bir-iki hafta içerisinde Devrim muhafızlarının sert tedbirleriyle sona erdirilebilir. Ancak, daha sonra yeniden ve çok daha büyük çapta gösteri ve çıkışlar da meydana gelebilir.
İran’da G. Azerbaycan Türkleri istemediği sürece herhangi bir rejim değişikliği hareketinin başarı kazanabilmesi de pek mümkün gözükmemektedir. Benzer şekilde, İran’da iç dinamiklerin bölünmeyi sağlamadığı ya da iktidarı ele geçiremedikleri bir durumda, dışarıdan İran’a müdahale şansı da oldukça azdır. Sadece BM yaptırımları sertleştirilebilir.
Bu seçimlerle İran, dünya kamuoyu önünde ağır bir “güvensizlik” yarası almıştır. Ahmedinejad’ın meşruiyeti tartışmalı hale gelmiştir. Bu haliyle ABD Başkanı Ahmedinejad’la konuşması da tartışmalı olacaktır. Batı dünyasının 2005-2009 dönemindeki Ahmedinejad’a bakışından daha az saygın bir Ahmedinejad ortaya çıkmıştır.
İran’da daha sert ve hırçın bir Ahmedinejad’ın mevcudiyeti ve kışkırtıcı söylemler İsrail’in müdahale riskini artırabilir. Her iki ülkede “şahin” yönetimlerin mevcudiyeti, Obama’nın “dost eli”ne rağmen gerginliği daha da artırabilir. Müdahale riski ve müdahale petrol fiyatlarını tüm dünyayı olduğu gibi, Türkiye’yi de olumsuz etkileyecek seviyelere çıkartabilir.
Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarını kutlamada acele eden Türkiye, İran’da olası rejim değişikliği, bölünme vb. çok yönlü senaryolara hazırlıklı bulunmalıdır. Türkiye, her şeye rağmen İran’la iki sınır komşusu ve karşılıklı çıkarları örtüşen bir politikayı sürdürmeli, BM şemsiyesi altında olmayan hiçbir müdahaleye ışık yakmamalı, BM şemsiyesi altında da olsa, İran’a müdahalede kendi topraklarını kullandırtmamalı, aslında İran’a müdahaleyi önleyici tedbirlere başvurmalıdır.