İran’da 12 Haziran’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri için gün geçtikçe heyecan artmaktadır. Bu defa katılımın geniş olacağı yönünde ciddi işaretler bulunmaktadır. Seçim günü yaklaştıkça siyasi heyecan İran’ın her yerini sarmaktadır. Nitekim sokaklar sadece devrimin ilk yıllarında görülen toplu siyasi mübahise olgusuna yeniden tanıklık etmektedir. Bu seçimin kader seçimi olduğu algısı yaygınlaşmaktadır. Seçimlerin favorisi olarak Mahmut Ahmedinejad ve Mir Hüseyin Musevi olarak gösterilse de aslında bu rekabetin arka planında sistem içindeki derin bir iktidar kavgasının olduğu görülmektedir.
İran’daki iktidar mücadelesini reformcu ve muhafazakâr çatışması olarak yorumlamak hata olur, çünkü bu çatışma muhafazakâr ve reformcu ikilemenin ötesinde bir çatışmadır. Bu iktidar savaşı, mollaların merkeziyet teşkil ettiği statüko ile askerlerin ve radikal mollaların desteklediği genç muhafazakar kuşak arasında devam etmektedir. Bu iç çatışma 2005’de Ahmedinejad’ın Cumhurbaşkanı olmasının ardından daha da derinleşmiş ve çok boyutlu hale gelmiştir.

Ahmedinejad aslında genç muhafazakâr kuşağı temsil etmektedir. Bu kuşak, devrimin özellikle bazı din adamları ve politikacılar tarafından saptırıldığını düşünmektedir. Bu gruba göre, İran’ın ekonomik kaynakları belli ayrıcalıklı gruplar tarafından sömürülmektedir. Nitekim Ahmedinejad 2005’e kadar İran’da iktidarda olan hükümetleri yolsuzluk ve fesatla suçlamaktadır. Ahmedinejad ve arkadaşları devrimin ilk nesil liderlerinin kenara çekilmesini istiyorlar. 1979’dan sonra oluşan statükoyu değiştirmek istemektedirler. Devlette statükoyu değiştirmek isteyen genç muhafazakâr kuşak ise toplumsal değişimi engellemek istiyor. Bu doğrultuda genç kuşak, özgürlük ve demokrasiye karşı çıkmakta, her toplumsal özgürlüğü dinsizlik olarak yorumlamakta ve onun bastırmak niyetindir. Ayrıca bu akım dış politikada en iyi savunmanın saldırgan ve barışmaz bir görüntü olduğuna inanmaktadır. Ahmedinejad bu kavgada dini hassasiyeti yüksek, yoksul ve kırsal kesimi seferber etmeye çalışmaktadır. Ahmedinejad’ın statükoyu değiştirmek isteyişi iki grubu onun karşıtı haline getirmektedir. Sistemde statükodan beslenen kesimler Ahmedinejad’ı istememektedirler. Sistemin en önemli ortaklarından olan din adamlarının büyük bölümü Ahmedinejad’a mesafeli bir tutum içerisindedir. Ahmedinejad’a karşı olan ikinci grup İran rejimin değişmesini isteyen gruptur. Bu grup etnik gruplar, kadınlar ve farklı siyasi eğilimleri olan geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.
Mir Hüseyin Musevi 1981-89’a kadar İran’da başbakanlık yapmış ve 89’dan günümüze kadar aktif siyasi hayatın dışında kalmıştır. Musevi, Ahmedinejad’ı rejim için bir tehlike olarak görmektedir. Musevi, ülkenin gidişatından ciddi endişe duymaktadır, ülkenin kötü yönetildiği ve özellikle ülkede daha fazla radikal gruplar ve askerlerin güç kazanması ve dolayısıyla Humeyni’nin yakın çevresinin dışlanması gibi konular bunun en önemli sebepleri olmuştur. Musevi İran rejim treninin rayında çıktığını, hızla uçuruma doğru gittiğini ve bu nedenle onun asıl rayına geri getirilmesi ve uçuruma yuvarlanmasının engellenmesi gerektiğini düşünmektedir. Musevi, reformculardan aday olsa da aslında reformcu sayılmaz. Reformcular bu seçimde asıl amaçlarının sadece Ahmedinejad’ın engellemesi olduğunu ve bunu en iyi Musevi’nin yapabileceği düşüncesi ile onun etrafında toplanmışlardır. Musevi bu seçimde paradoksal bir görüntü çizmektedir. Hem statüko hem de değişimi temsil etmektedir. Musevi bir taraftan statükonun önemli bölümünün desteğini almış durumdadır. Nitekim bu seçimde büyük din adamlarının birçoğunun Musevi’yi işret ettikleri bilinmektedir. Diğer taraftan rejimin değişikliğini isteyen ve Ahmedinejad’ın iç ve dış politikalarından hoşnutsuz olan geniş tabanı arkasına almaya çalışmaktadır. Özellikle kentliyi, eğitimliyi ve orta sınıfı seferber etmek niyetindedir.
Ahmedinejad’ın seçim süreci başlamadan önce kazanacağına çok güvendiği belli idi. Hatta seçim bürosu açmaya gerek duymadığını söylemişti. Ancak İran’dan gelen son zamanlardaki işaretler, işlerin onun istediği yolda yürümediğini ve Musevi'ye karşı zafer kazanmanın çok da kolay olmadığını göstermektedir. Ahmedinejad’ın 2005’deki inandırıcılığını ciddi oranda zayıflamıştır. Halkın ekonomik durumunu iyileştirmek vaadi ile gelse de, daha çok dış politika söylemleri ile gündeme gelmiş ve söylediklerini gerçekleştirememiştir. Ahmedinejad geniş bir toplumsal muhalefet ile karşı karşıya olduğunun farkındadır. Ayrıca bazı Muhafazakârlara göre özellikle ABD’de Obama’nın seçilmesinin ardından Ahmedinejad’a ihtiyaç kalmamıştır. Bush döneminde faydalı olan Ahmedinejad, Obama döneminde rejimin hareket alanını daraltabilir. Bu nedenle iktidar içinde etkili odakların bir bölümüne göre Ahmedinejad’ın “kullanım tarihi” son ermiştir. Bu durum Ahmedinejad’ın işini ciddi oranda zorlaştırabilir. Bu nedenle Muhafızakarların diğer adayı olan Musin Rizayı, Ahmedinejad’ın onun leyhinde çekilmesini beklemektedir. 16 yıllık Devrim Muhafızları’nın komutanlığını yapmış olan Rizay’ı bugünlerde oy oranının düşük olduğunu bilse de Ahmedinejad’ın adaylıktan çekilmesi durumunda seçimi kazanabileceğine inanmaktadır.

Musevi ise ciddi bir rüzgârı arkasına almış gibi gözüküyor. Gün geçtikçe daha popüler hale geliyor. Nitekim İran’dan gelen izlenimler de Musevi’nin sandıktan çıkacağı yönündedir. Reformcuların diğer aday Mehdi Kerubi de kendisini seçimde çok şanslı olarak görmektedir. Hatta bazı yorumculara göre İran’daki süreç bu şekilde devam ederse seçim Mehdi Kerrubi ve Mir Hüseyin Musevi ekseninde geçebilir. Kerrubi, Musevi’nin reformcu olmadığına inan ve cumhurbaşkanı olursa muhafazakârlar ile anlaşabileceğini düşünen insanların oyunu toplamıştır. Kerrubi’nin kişiliğinin daha güvenilir ve ilkelerine daha sadık bir politikacı olduğu iddia edilmektedir.
Molla ve askerler arasındaki bu bilek güreşinin, 12 Haziran’da nasıl sonuçlanacağı belli olacaktır. Ve İran rejiminin de iç yapılanması bu çerçevede şekillenecektir. Bu süreçte büyük değişiklikler beklemek doğru olamayabilir. İran’daki seçimler her zaman aile içi seçim olmuştur. Adaylar, Anayasa Koruyucular Konsey’inin onayı ile seçilme şansına sahip oluyorlar. Nitekim bu seçimde 470 aday başvurusundan sadece dört kişi kabul edilmiştir ve seçim bu kişiler arasında cereyan etmektedir.
İran’da cumhurbaşkanın yetkileri hakkında abaratılı yorumların yanısıra onun gücünü küçükmseyen bakışlar da mevcuttur. Cumhurbaşkanı İran’da dini liderden sonra ikinci güçtür, onun denetminde ve yönlendirmesiyla görev yapmaktadır. Ancak cumhurbaşkanı yürütme erkini elinde bulundurması sebebi ile kısmen de olsa hareket kabiliyeti mevcuttur.
Aile içi yarışın en önemli işlevi ise sistem içi güç dengelerini yeniden dizginlemesi ve sistem içi ihtilafın törpülenmesine olanak sağlamasıdır. Bu gruplar iktidar mücadelelerinde toplumsal rahatsızlıkları kullanmışlardır. Ancak iktidarda oldukları zaman, seçim sürecinde dillendirdikleri sorunları çözmek istememiş veya çözememişlerdir. Bazı gruplarda, bu çekişmenin sonucu olarak rejimin iç çöküş yaşayacağı inancı doğsa da bunun gerçekleşmesi muhtemel değildir. Bu seçim belki de mollalar ve askerler arasında yeni bir dengenin kurulmasıyla sonuçlanabilir.