Üye Girişi | Yeni Üyelik
   10 Şubat 2012 Cuma
Ortadoğu ve Afrika
Rusya – Ukrayna
Kafkasya
Türkistan
Asya – Pasifik
Güney Asya
Türkiye
Balkanlar
Amerika
Avrupa Birliği
Kıbrıs
Jeopolitik ve Strateji
Sivil Toplum Kuruluşları
Uluslararası Hukuk
Çok Taraflı İkili İlişkiler
Bilgi Yönetimi
Bilim ve Teknoloji Araştırmaları
Proje ve Kalkınma Yardımları
Medya
Uluslararası Örgütler
Karadeniz
Hakkımızda
Başkan
Yönetim Kurulu
Danışma Kurulu
Bilim Kurulu
Kadromuz
Temsilcilerimiz
TÜRKSAM'da Staj
Bağlantılar
E-Kitap
TÜRKSAM
Adres : Oğuzlar Mahallesi, Türkocağı Cad. 1388. Sok (eski 32. Sok), No: 52
Balgat / ANKARA

T :  0090. 312. 285 31 00 - T: 0090. 312. 285 00 66
F : 0090. 312. 285 00 71
Doğu Avrupa’daki Füzelerin Kaldırılması Karşılığında Rusya İran’a Olan Desteğini Çeker mi?
26 Eylül 2009 İran [10] [12] [14] [16]
 Sinan OĞAN
Sinan OĞAN
TÜRKSAM Başkanı

Hakkında - Arşivi

Son günlerde ABD’nin İran ve Afganistan politikaları ile bölgesel güvenlik algılamalarında gözle görülür değişiklik sinyalleri alınmaktadır. Bütün dünya gibi biz de Türkiye’de alınması planlanan yaklaşık 8 milyar dolarlık Patriot füzelerini tartışırken ABD Doğu Avrupa’ya kuracağı radar ve füze savunma sistemlerini Çek Cumhuriyeti ve Polonya’ya kurmaktan vazgeçtiğini açıkladı. Ardından bölgede İran’ın yakın çevresine oluşturacağı tehditleri önleyebilecek kapasitede hareketli füze savunma sistemleri kuracağını ilan etti. Bu gelişmeler ilk bakışta Rusya tarafından olumlu karşılandı ve Rusya’nın bu gelişmeler karşılığında İran’a verdiği siyasi ve teknik desteği çekeceği yönünde yorumlara sebep oldu.
 
Bu gelişmeler karşılığında Rusya’dan gelen açıklamalarda temkinli bir tutumun hakim olduğu görüldü. Rusya şimdilik Polonya sınırına yerleştireceğini açıkladığı İskender füzelerinden vazgeçebileceğini söyledi. Ancak İran konusunda net bir açıklama yapmadı. Bu konuda fazla beklenmesine gerek kalmadı ve Rusya’nın bu konudaki ilk somut adımı BM Güvenlik Konseyi toplantısında attı. Toplantıya katılan Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Dmitri Medvedev İran’da yeni bir Uranyum Zenginleştirme Tesisi yapıldığına dair haberler çıkması üzerine şu açıklamayı yapmıştır. “Medvedev, Pittsburgh'da yayımladığı yazılı açıklamada, İran'ın yeni açıklanan ikinci nükleer tesisinin Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu tarafından acilen incelenmesi gerektiğini ve bu tesisin inşa edilmesinin kendilerinde derin kaygı uyandırdığını vurgulayarak, tesisin, BM Güvenlik Konseyi kararlarına aykırı olduğunu belirtti.”  
 
ABD Başkanı Baracak Hüseyin Obama sonrası Rusya ABD ilişkilerinde ABD’nin gözle görülür bir şekilde Rusya’nın isteklerini hayata geçirdiği görülmektedir. Rusya önce şiddetle karşı çıktığı Gürcistan ve Ukrayna’nın NATO üyeliği konusunda istediğini Batı’dan aldı. Ardından da kendi milli güvenliği için çok büyük tehdit saydığı Polonya ve Çek Cumhuriyeti’ndeki füze ve radar sistemlerini kaldırttı. Peki ama Rusya bu aldıklarının karşılığı olarak Obama’nın çok ihtiyaç duyduğu İran konusunda destek verecek midir ABD’ye. Kanaatimizce bu sorunun cevabı orta ve uzun vadede hayırdır. Rusya aldıklarının karşılığında muhtemeldir ki, öncelikle Aralık’ta süresi dolacak stratejik silahlarda indirim anlaşmasının (START-1) yenilenmesi için müzakerelere devam edecektir ve hatta bu konuda ilerleme dahi sağlanabilecektir. Ayrıca İran konusunda bazı adımlar da atabilecektir. Zira İran’a sürekli destek konusunu bir süreliğine Çin’e devreden Rusya bu konuda kısa vadede hareket serbestisi kazanmış olacaktır. Ancak Rusya’nın İran konusunda kısa vadede bazı taktik adımlar atmakla beraber gerçek manada ABD’ye beklediği desteği vereceği düşünülmemektedir.
.
Not: Aşağıdaki makale Editörlüğünü Mehmet Tuncel’in yaptığı ve Etkileşim Yayınlarından 2008 yılında çıkan “Hedef Neden İran? Ortadoğu'da Güç Savaşları” isimli kitapta aynı başlık ile yayınlanmıştır. Konunun güncelliği açısından aşağıda aynen verilmiştir.
.
11 Eylül Sonrası İran-Rusya İlişkileri
.
İran ile Rusya arasındaki diplomatik ilişkilerin geçmişi XVI. yüzyılın başlarına kadar uzanmaktadır.[1] Rusya ile İran arasında 1813 yılında imzalanan Gülistan ve 1828 yılında imzalanan Türkmençay anlaşmaları aynı zamanda bugünkü Azerbaycan’ın bölünerek önemli bir kısmının İran toprakları içerisinde kalmasına da sebep olmuştur. İran, “kuzey komşusu Rusya’dan” tarihi boyunca korkmuştur. Çünkü Rusya’ya (Türkiye gibi) “sıcak denizlere inme” arzusuyla İran topraklarını işgal etme isteğine sahip bir ülke gözüyle bakılmıştır. Bu korku ve komünizm tehlikesi İran’ı XX. yüzyıl boyunca Rusya ile mesafeli bir ilişki kurmaya itmiştir. SSCB’nin dağılmasıyla Rusya küçülmüş, İran ile olan kara sınırı ortadan kalkmıştır. Üstelik SSCB’nin çöküşü ile komünizm ideolojik tehdit olmaktan da çıkmıştır. Söz konusu gelişmeler, İran-Rusya ilişkilerinin karşılıklı çıkar ilişkisi temelinde şekillenmesini sağlamıştır.[2]
 
İkili ilişkilerin çağdaş dönemdeki temelleri 20 Mayıs 1920 yılında karşılıklı olarak birbirlerini tanıdıklarına dair verdikleri nota ve 25 Aralık 1991 yılında İran’ın Rusya Federasyonu’nu SSCB’nin yasal mirasçısı olarak tanıdığını açıklaması ile atılmıştır. Son dönem İran-Rusya ilişkilerinin en önemli dökümanlarından birisi ise 12 Mart 2001 tarihinde imzalanan Karşılıklı İlişkiler ve İşbirliği’nin Temelleri konulu anlaşmadır.
 
İslam devriminden önce ABD’nin müttefiki olan ve Moskova’dan uzak duran, devrimden sonra da ABD’yi “büyük şeytan” Sovyetler Birliği’ni ise “küçük şeytan” olarak nitelendiren İran, Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrası oluşan yeni uluslararası ortamda Rusya ile ilişkilerini günden güne geliştirmiştir. Doksanlı yılların ikinci yarısından itibaren daha çok nükleer enerji konusunda Rusya’nın İran’a destek vermesi ve İran’ın da Rusya’nın eski Sovyet coğrafyasındaki üstünlüğünü kabullenmesi şeklinde ortaya çıkan Rusya-İran ittifakı ABD başta olmak üzere birçok ülkeyi tedirgin etmiştir.[3]
 
İki ülke ilişkileri 22 Eylül 1980 yılında başlayan İran-Irak savaşı[4] esnasında bir duraklama devri yaşamıştır. SSCB aslında başlangıçta İran’ı desteklemiş ama bir süre sonra Irak’a silah satışlarını başlatarak İran’ı küstürmüştür. İkili ilişkiler 1987’den sonra düzelme yoluna girmiştir.
 
5 Kasım 1989 yılında İran’ın Dini Lideri Ayetullah Humeyni’nin özel mesajı ile SSCB’yi ziyaret eden Haşimi Rafsancani Mihail Gorbaçov ile görüşmüş ve bu görüşmede daha çok askeri alanlarda olmak üzere toplam değeri 5.1 milyar dolar olan dört önemli anlaşma imzalanmıştır. Bu anlaşmalardan sonra SSCB’nin de yıkılmasının tesiriyle İran ile Rusya arasındaki ilişkiler uzun süre asgari düzeyde kalmıştır.
 
Dönemin Parlamento Başkanı Haşimi Rafsancani’nin 1989 yılında SSCB’ye yaptığı ziyaret sonrasında İran’dan Rusya Federasyonu’na yapılan en üst düzey ziyaret 12-15 Mart 2001 tarihleri arasında İran Cumhurbaşkanı S.M. Hatemi’nin Moskova’ya yaptığı resmi ziyarettir. Putin tarafından oldukça sıcak bir şekilde karşılanan Hatemi’nin ziyareti esnasında İran-Rusya ilişkilerinin bundan sonraki seyrini bir çerçeveye oturtacak “İran ile Rusya Arasında Karşılıklı İlişkilerin Temelleri ve İşbirliği İlkeleri Anlaşması’dır.
 
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Hazar’a Kıyısı Olan Ülkeler Liderleri Toplantısı’na katılmak için 15-16 Ekim’de İran’a yapmış olduğu seferi bu manada uzun bir süreden sonra bir Rus Devlet Başkanının İran’a yaptığı ziyaret niteliği de taşımaktadır. Ancak uzun süredir İran’ın resmi davetlerini çeşitli bahanelerle kulak ardı eden Kremlin İran’a ayrıca bir ziyaret yapmak yerine Hazar’a Kıyısı Olan Ülkeler Toplantısına katılmayı daha uygun görmüştür. Böylece hem Batının daha fazla tepkisi alınmamış ve hem de İran’a istediği verilmiştir. İkili ilişkilerde liderlerin ziyaretine baktığımız zaman karşımıza ilginç bir tablo çıkmaktadır. Zira 15-16 Ekim 2007 tarihinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Hazar’a Kıyısı Olan Ülkeler Liderleri Toplantısı’na katılmak için İran’a yapmış olduğu seferi saymazsak bu ülkeden İran’a gelen en son Rus lider SSCB döneminde 1943 yılında Josef Stalin’in bu ülkeye yapmış olduğu ziyareti görmekteyiz.[5] İran tarafından ise SSCB’ye yapılan en önemli ziyaret İran Şahı’nın Temmuz 1956’da Moskova’ya yaptığı ziyarettir. İran Şah’ı devrimden önce Moskova’ya birçok resmi ve özel ziyaret gerçekleştirdiği bilinmektedir. Şah’ın son ziyaret tarihi ise 1974 yılıdır.
 
Putin’in Tahran Ziyareti
 
[resşm1sol]Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Hazar’a Kıyısı Olan Ülkeler Liderleri Toplantısı’na katılmak için 15-16 Ekim’de İran’a ziyarete gitmiştir. Bu ziyareti İran uzun süreden beri beklemekteydi. Zira İran Putin’i çeşitli kereler resmen davet etmişti. Ama Putin bu davete icabet etmeyi her seferinde ertelemekteydi. Şimdi ise Putin Tahran’a bölgesel bir toplantı vesilesiyle katılarak hem batının daha fazla tepkisi alınmamış ve hem de İran’ın davetine icabet etmiştir.
 
Her ne kadar bu ziyarette de Hazar kıyıdaşı ülkeler arasındaki konferans gerekçesi bulunmaktaysa da iki ülkenin siyasi tavırları ön plana çıkmıştır. Nitekim bütün ajanslar, beş ülkenin Hazar'ın paylaşımı konusundaki aldığı kararlardan çok, Putin ile Ahmedinecad'ın açıklamalarına yer vermişlerdir. Bu zirveden de Hazar'ın siyasi statüsü konusunda bir anlaşma çıkmamıştır. Ancak beş Hazar ülkesinden her biri diğer bir Hazar ülkesine saldırmamayı taahhüt ettiği gibi, üçüncü bir ülkenin bir Hazar ülkesine saldırısı için topraklarını kullandırtmamayı da kabul etmiştir. Hazar ülkeleri arasında siyasi, ekonomik işbirliğinin geliştirilmesi, askeri alanlara da yayılması konusunda ilk adım atılmıştır. Bütün bunlar İran'ın içinde bulunduğu şartlar dikkate alındığında, bu ülke açısından son derece önemli kazanımlardır. Tahran zirvesinde nükleer silahların yayılmasını önleme anlaşmasının (NPT) uygulanması yönünde kararlılık teyit edilirken, İran'ın barışçıl amaçlarla nükleer teknolojiyi geliştirme hakkı olduğu deklare edilmiştir.[6] Bu zirvede “Hiçbir koşulda birbirimize saldırmayız ve topraklarımızı aramızdan birine askerî operasyon düzenlenmesi için kullandırtmayız” ifadeleri İran açısından son derece önemlidir. Zira çeşitli batı basın yayın organlarında zaman zaman ABD’nin İran’ı vurmak için Azerbaycan ve kısmen Türkmenistan üzeriden vurabileceğine dair haber ve analizlerin yapılması bu ülkeyi tedirgin etmekteydi. İran’ın tedirginliğine sebep olan bir diğer faktör de Azerbaycan nüfusunun yaklaşık 5 katı Azeri nüfusun İran topraklarında yaşamasıdır. Bu durum İran’ın Azerbaycan-ABD ilişkileri konusunda şüphelerini artırmaktadır.
 
Hazar zirvesinin en önemli sonuçlarından birisi askeri alanda gerçekleşmiştir. Putin, Hazar'a komşu ülkelerin liderlerini Hazar Denizi'nde görev yapacak, aynı zamanda işbirliği ve güvenliği sağlayacak KASFOR (Caspian Force, CasFor) adında bir askeri deniz gücünün kurulmasını önermiştir. ABD’nin de buna benzer bir önerisi olduğu hatırlandığında ve ABD’nin bazı Hazar kıyısı ülkelerine (Türkiye ile birlikte) bazı askeri deniz gücü yardımları yaptığı dikkate alındığında Putin’in bu teklifinin önemi ortaya çıkmaktadır. Görüşmede bu konuda net bir karar alınamamıştır ancak Rusya’nın bu alandaki lobi faaliyetleri devam etmektedir.
 
İran’ın Dini Lideri Ayetullah Seyid Ali Hamaneî, Rusya devlet başkanı Vladimir Putin’i kabulünde Putin'in, İranla ilişkilerini bütün alanlarda sınırsız geliştirmeye ciddiyetle baktıklarına dair açıklamasına işaret ederek "Biz bu tür ilişkileri memnuniyetle karşılıyoruz ve ilişkilerin geliştirilmesi her iki ülke halklarının çıkarlarına olduğuna inanıyoruz" diye konuşmuştur. Hamaney konuşmasında ayrıca Rusya ve İran'ın ilişkilerin geliştirilmesi için muhtelif alanlarda önemli ve zengin potansiyellerin bulunduğunu hatırlatarak, "Bağımsız bir İran'ın, Rusya'nın güçlenmesine, güçlü bir Rusya'nın da İran'ın yararına olduğunu" söylemiştir.[7]
 
Rusya ile İran arasındaki devletten devlete iyi bir düzeyde yürütülen ilişkilere halkın nasıl baktığı konusu da önemli bir yer tutmaktadır. Bu alanda zaman zaman ilginç kamuoyu yoklamaları yapılmaktadır. Oldukça geniş katılımlarla yapılan kamuoyu yoklamalarının en ilginci FOM tarafından İran ve Rusya’da yapılan kamuoyu yoklamalarıdır. Buna göre Rusya’da halkın yüzde 31’i İran’ı Rusya’ya dost olan ülkeler sınıfına koyarken yüzde 25 İran için dost olmayan ülke tabiri kullanmıştır. Ankete katılanların yüzde 41’i ise bu soruya cevap vermekte güçlük çektiğini belirtmiştir.[8]
 
Rusya’nın İran ile olan ilişkileri daha çok jeostratejik ve jeoekonomik karakter taşımaktadır. İran’ın askerî gelişmesinin Orta Doğu’yu dengesizleştirmesi ve petrol akımının kesilerek petrol fiyatlarının yükselmesi Amerika’yı en çok korkutan hususlar arasındadır. Bütün bu korkulara karşın, Clinton döneminde Rusya’ya karşı herhangi bir yaptırım uygulanmamıştır.[9] Amerika’nın İran hususunda diğer bir korkusu, Rusya’nın verdiği teknoloji ile İran’ın İsrail, Türkiye ve Suudi Arabistan gibi müttefiklerini vuracak füzelere sahip olmasıdır. Bir diğer ve son dönemlerin en önemli korkusu ise İran’ın Nükleer silah yapım kapasitesine sahip olmasıdır.
 
Amerikalı analizciler, Rusya ve Amerika’nın İslâmî radikalizmi bir tehdit olarak görmelerine karşılık, stratejik açıdan farklı görüşleri olduğunu belirtmektedirler. Rusya’nın tehdidin kendi siyasal, ekonomik ve askerî zayıflığından dolayı gene kendi içindeki İslâmî topluluklardan geldiğini algıladığına inanıyorlar. Rusya kendi içindeki İslâmî toplulukların, aynı ayrılıkçı etnik gruplarda olduğu gibi, küçük devletçikler biçiminde bağımsızlıklarına kavuşmak istediklerine inanmaktadır. Rusya’nın bu durumda düşmanları İran, Irak ve Kuzey Kore değil, kendi içindeki İslâmî topluluklar ve Afganistan’da kendi üzerine saldırtılan Taliban gibi gruplardır. Oysa olaylara Amerikan tarafından bakacak olursak, Amerika’nın düşmanlarının, Amerika’nın izlediği politikalar nedeniyle kendisine saldıran dış güçler olduğunu görmek mümkündür. O hâlde Amerika ile Rusya arasında terörist devletlerin veya teröristin kim olduğu konusunda bir algılama farkı bulunduğunu söylemek mümkündür. Bu açıdan bakıldığında, gene Amerikalı stratejistlere göre, İran, Rusya için Orta Doğu, Kafkaslar ve Orta Asya’da dengeleyici ve düzenleyici bir güç olarak belirmektedir. Kuzey Kore bir tehdit değil, ancak dengesiz bir komşudur.[10]
 
Rusya, 11 Eylül sürecinde ABD’ye verdiği destek karşılığında Batı’dan büyük bir beklenti içerisine girmiş ancak bu beklentilerinin de yine büyük bir kısmı karşılanmamıştır. Elbette ki, uluslararası ilişkilerde hiçbir ülkenin beklentilerinin tamamının karşılanması düşünülemez. Ancak Rusya açısından bakıldığında bu ülkenin tatmin edilemeyen beklentilerinin genel toplamda verdiklerine oranla çok daha az olması bu ülkeyi farklı arayışlara itmiştir. Rusya – İran ilişkilerinin sıkılaşması da bu döneme denk gelmektedir. Her ne kadar iki ülke arasındaki Nükleer Santral Anlaşması 1997 yılında imzalansa da bu alanda ciddi çalışmaların 11 Eylül sonrasına denk geldiği görülmektedir.
 
Putin, 11 Eylül’ün hemen ertesinde Batı’dan özellikle ekonomik alanda yeterince ilgi görmediğini düşünerek ABD’nin “şer ekseni” olarak adlandırdığı ülkeler ile bir dizi ekonomik anlaşma imzalamaya başlamıştır. Özellikle İran ile imzaladığı nükleer santral inşası yapım anlaşmaları Batı basınında ve ABD yönetiminde 11 Eylül’den sonra başlayan Rusya-ABD balayının bittiğine yönelik yorumlara sebep olmuştur. Beyaz Saray’ın bu gelişmelerden rahatsız olması, Rusya ve ABD’nin dostluklarının sorgulanmasını gündeme getirmiştir. Ancak Kremlin sürekli olarak bu anlaşmaların ABD ile ilişkilere zarar vermeyeceğini ve anlaşmaların ekonomik gerekçelerle imzalandığını açıklamıştır. Ünlü The Ekonomist Magazine dergisi Rusya’nın İran ile ilişkilerinin sebebini sorguladığında verilen cevap “for money” (para için) olmuştur. İşte bu cevap Rusya’nın uluslararası arenada İran ile ilişkilerine haklılık kazandırmak için ileri sürdüğü temel argümanlardan birisidir.[11]
 
11 Eylül Sonrası Yeni Küresel Düzende İlişkiler
 
11 Eylül terörist saldırılarından sonra Afganistan’a ve ardından da Irak’a yapılan askerî müdahaleler “uluslararası terörizmle mücadele” boyutlarını aşarak uluslararası yeniden yapılanma sürecine dönüşmüştür. ABD, ortaya attığı ve kısaca “Büyük Ortadoğu Projesi” olarak formüle edilen yeni proje ile Kuzey Afrika’dan Pakistan’a kadar uzanan çok geniş bir coğrafyada dünyayı yeniden dizayn etmeye kalkışırken, Sovyetler Birliği’nin mirasçısı olan Rusya, artan petrol fiyatlarının da desteğini arkasına alan yeni lideri Vladimir Putin ile bölgede yeni bir “Dış Politika Konsepti” geliştirmeye başlamıştır.[12] 11 Eylül saldırılarının bölgede en çok etkilediği ülkelerin başında İran ve Rusya gelmektedir. Zira 11 Eylül saldırılarından sonra ABD’nin Orta Asya, Afganistan ve Irak’a yerleşmesi Rusya ve İran açısından ABD tehlikesini daha da artırmış bu ortak tehdit algılaması bu iki ülkeyi daha fazla birbirine yakınlaştırmıştır.
 
İran’da Mahmud Ahmedinejad’ın iktidara gelmesiyle Rusya İran ilişkileri özellikle de nükleer santraller alanında önemli gelişmeler kaydetmiştir. Ahmedinejan’la beraber Rusya, İran’ın bölge politikasında başat rol oynamaya başlamıştır. Peki ama Ahmedinejad İran’ı ile Putin’in Rusya’sını yakınlaştıran neydi bu sorunun cevabını aşağıdaki başlıklar halinde sıralamak mümkündür. Ancak ondan önce şunu söyleyebiliriz ki, birçok analizcinin fikrinin aksine, Ahmedinejad’ın dış politikası dini radikalizmden beslenen basit bir popülizm, Saddamvari dünyaya başkaldırış veya bir delinin akıl almaz davranışları değil, tam tersine binlerce yıllık geleneği olan bir devletin bütün kurumları ve Velâyet-i Fakih’i (dinî lider) tarafından desteklenen planlı bir stratejinin ürünüdür.
 
Bugün İran ile Rusya’nın birçok bölgesel ve uluslararası sorunda benzer yaklaşımda oldukları görülmektedir. Bu konuları aşağıdaki başlıklar halinde sıralamak mümkündür:
 
-          ABD’nin Kafkasya ve Orta Asya olmak üzere bölgeye askeri üs kurma girişimlerine her iki ülke de karşıdır ve bu üsleri kendilerine bir tehdit olarak görmektedirler.
-          NATO’nun doğuya doğru genişlemesine her iki ülke karşıdır.
-          ABD’nin tek başına dünya jandarmalığına ve liderliğine soyunmasına karşıdırlar. Her iki ülke de çok kutuplu dünya düzeni tezini savunmaktadır.
-          Irak’ta ve Afganistan’da Amerikan ve diğer ülke askeri varlığı bulundurmalarına karşıdırlar.
-          Filistin ve genel olarak Orta Doğu sorununa bakış açılarında paralellikler bulunmaktadır.
-          Üçüncü ülkelerin Hazar’da bulunmasına ve özellikle de bir şekilde askeri varlık bulundurmalarına karşıdır
-          Hazar bölgesi enerji kaynaklarındaki aslan payının yabancılarda olmasına karşıdırlar.
-          Boru hatları konusunda her ne kadar rakip olarak dursalar da boru hatlarında ABD destekli Türk seçeneğine karşıdırlar.
-          Özellikle Türkiye’nin bölgede Türk Cumhuriyetleri ile kurmaya çalıştığı sıkı diyaloga ve bu ülke liderlerini bir çerçeve örgüt altında toplamaya her iki ülke de karşıdırlar. Zira her iki ülke de kendi içerisinde yaşan çeşitli Türk boylarına mensup azınlıkların bu girişimlerden etkileneceğini düşünmekte, ayrıca Türkiye’nin bölgede etkinliğinin artmasını arzulamamaktadır.[13]
-          ŞİÖ çerçevesinde gözlemci üye statüsü alan İran’ın bu örgüt içerisinde de Rusya ile yakın mesaide bulunması beklenmektedir.
-          Her iki ülke de Fars körfezinde yabancı savaş gemilerinin bulunmasına karşıdır ve bir an önce ilk aşamada bu gemilerin sayısının azaltılmasını talep etmektedirler.
-          Rusya’nın dış politika konseptine bakıldığı vakit İran’ın onun Müslüman dünyası içerisinde en önemli ortaklarından birisi olduğu konusu tesadüfi değildir. Rusya İran’ı bölgede kendisi için en büyük tehlike gördüğü Vahhabizmin yayılmasını önlemek için işbirliği yapabileceği bir ülke olarak görmektedir.
-          Her iki ülke de Azerbaycan’ın güçlenmesi ve İran içerisinde yaşayan yaklaşık 30 milyon Azerbaycan Türkünün bağımsızlık isteklerini kamçılamasını arzu etmemektedir.
-          İran’ın İKÖ içerisinde ve genelde İslam dünyası ile ilişkilerde Rusya’ya verdiği destek Moskova tarafından yüksek önemde kıymetlendirilmektedir.
-          Her iki ülke de büyük petrol ve doğalgaz kaynaklarına maliktir ve ellerindeki bu kaynakları bir dış politika aracı olarak kullanmak, ayrıca da yüksek fiyattan pazarlara arzetmek istemektedirler. Özellikle doğalgazın stratejik önemi iki ülkeyi bu alanda rakip olmalarına karşın yakınlaştırmaktadır. İran’ın önerdiği Gaz OPEC’ine Rusya şimdilik sıcak bakmasa da orta vadede yapılması ihtimal dahilindedir.
 
Görüldüğü gibi İran ve Rusya’nın listesi daha uzatılabilecek çok sayıda ortak çıkar alanları mevcuttur. Bu ortak çıkar alanları elbette ki, Türkiye’nin bölgedeki çıkarlarıyla örtüşmemektedir.
 
İran, Rusya’nın bölgede ilişki geliştirebildiği neredeyse tek ülke konumundadır. Geleneksel olarak İran, Kafkasya ve Orta Asya gibi konularda, Rusya ile birlikte hareket etmiştir. Rusya-İran ilişkilerinin temelinde Rusya açısından iki önemli faktör vardır. Her şeyden önce, ABD ve Batı dünyasının silah ambargosuyla karşı karşıya olan İran, Rusya için önemli bir silah pazarıdır. İran’ın Rusya için ikinci önemi ise, stratejiktir. Bu, İran’ın bölgede ABD karşıtı duruşuna bir destek mahiyetinde ortaya çıkmaktadır. ABD karşıtı İran’ı desteklemek Rusya için stratejik bir gerekliliktir. İran, Rusya’nın Orta Doğu’da son tutunma noktasıdır. Sovyet döneminde Suriye’de etkili olan Rusya, bu ülkeyi 1991 sonrasında kaybetti. Saddam döneminde Irak’la iyi ilişkiler kurmaya, petrol imtiyazları almaya çalıştı. ABD’nin Irak’ı işgali ile bu ülke de Rusya’nın jeopolitik kayıpları arasında yerini aldı.[14] Rusya’nın bugün Orta Doğu politikası SSCB’den farklı olarak İran’a endekslenmiş durumdadır. Rusya’nın Orta Doğu ülkeleri içerisinde nüfuzunun en fazla olduğu ülke İran’dır.
 
İran’a yapılacak bir saldırı sonrası Irak gibi istikrarsız bir ortama sürüklenmesi önce Güney Kafkasya ülkelerini (özellikle Azerbaycan’ı) ve ardından da Rusya toprakları içerisinde yer alan Müslüman Kuzey Kafkasya ülkelerini etkilemesi kaçınılmazdır. Bu sebeple de Rusya İran’a yapılacak saldırıları önlemek için elinden gelen her türlü çabayı göstermektedir. Ayrıca ABD müdahalesi sonrası İran’da değişecek rejimin ABD yanlısı olması kaçınılmazdır. Bu yeni rejimle ABD rahatlıkla Hazar Denizi’ne, Kafkasya ve Orta Asya ülkelerine nüfuz etme imkanı bulabilecektir ki, bu Rusya’nın asla katlanamayacağı oranda büyük bir tehlikedir. Zira ABD’nin bölgeye nüfuz etme çabalarının önündeki en büyük engel olarak İran durmaktadır.
 
Siyasi Bilimler Fakültesi Öğretim Görevlisi Dr. Hüccet Ziyayi’nin de ifade ettiği gibi Tahran ve Moskova'nın ekonomik-siyasi ilişkileri Sovyetler Birliği'nin dağılmasından yeni bir aşamaya gelmiştir. Bir taraftan Tahran-Moskova ilişkilerinin ötesinde ideolojik düşüncelerin gölgesi yok edildi, diğer taraftan da Amerika'nın Orta Asya ve Kafkaslara yayılma endişesinden dolayı İran ve Rusya arasındaki ilişki güçlendi."[15] Her iki ülke yetkililerinden yapılan değişik açıklamalardan İran ve Rusya’nın birbirlerini önemli ve güçlü ortak olarak tanımladıkları görülmektedir.
 
Rusya Federasyonu Dışişleri eski Bakanı İgor İvanov,