Üye Girişi | Yeni Üyelik
   12 Mart 2010 Cuma
Ortadoğu ve Afrika
Rusya – Ukrayna
Kafkasya
Türkistan
Asya – Pasifik
Güney Asya
Türkiye
Balkanlar
Avrupa Birliği
Amerika
Kıbrıs
Jeopolitik ve Strateji
Silahsızlanma Çalışmaları
Uluslararası Hukuk
Çok Taraflı İkili İlişkiler
Bilgi Yönetimi
Bilim ve Teknoloji Araştırmaları
Proje ve Kalkınma Yardımları
Medya
Uluslararası Örgütler
Hakkımızda
Başkan
Yönetim Kurulu
Danışma Kurulu
Bilim Kurulu
Kadromuz
Temsilcilerimiz
TÜRKSAM'da Staj
Bağlantılar
E-Kitap
TÜRKSAM
Adres : Oğuzlar Mahallesi, Barış Manço Cad. 1388. Sok (eski 32. Sok), No: 52
Balgat / ANKARA

T :  0090. 312. 285 31 00 - T: 0090. 312. 285 00 66
F : 0090. 312. 285 00 71
Rusya’yı Gürcistan’da “Orantısız Güç Kullanmaya” Sürükleyen Bahaneler Zinciri
10 Eylül 2008 Rusya Federasyonu [10] [12] [14] [16]
Doç. Dr. Celalettin Yavuz
Doç. Dr. Celalettin Yavuz
TÜRKSAM Başkan Yardımcısı
Terör Enstitüsü
Hakkında - Arşivi

Güney Osetya, ilki 1992, ikincisi 2006 yılında olmak üzere iki kez halk oylamasına gitti ve sonuçta bağımsızlığını ilan etti. Son olarak 2006’daki halk oylamasıyla bağımsızlığını ilan eden Güney Osetya’yı tanımamış olan Rusya, nasıl oldu da Ağustos 2008’de büyük bir hışımla Gürcü kuvvetlerinin üzerine yürüdü ve Gürcistan Devlet başkanı Saakaşvili’yi hayrete düşürdü? Acaba gerçek neden, Rusya’nın ileri sürdüğü gibi Güney Osetyalıların %90’ının Rus pasaportu taşıyor olması mıydı?[1] Kuşkusuz ki Rusya’nın bu hamlesinin arkasında sadece Gürcistan’ın “plansız ve dünyadan habersiz” müdahalesinin olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir. Bu olay sadece bombayı patlatan küçük bir fünye idi. Asıl bomba ise, çok daha önemli ve son yıllarda Rusya’yı geren gelişmeler zinciriydi. Rusya’yı adeta burnundan soluyan bir “Sibirya ayısı”na döndüren gelişmelerden bazılarını şöyle sıralamak mümkündür:
 
(1) Soğuk Savaş döneminin iki süper gücünden Sovyetler Birliği, askeri ve coğrafi ve siyasi gücünün zirveye yakın olduğu bir dönemde kendi devlet başkanlarından Gorbaçov tarafından bölündü. Bu bölünme ile birlikte soğuk savaş sona erdi. Büyük Sovyet coğrafyasında yeni devletler kurulurken, bunların en büyüğü ve askeri gücü en yüksek olanı Rusya Federasyonu’ydu. Yeni dönemle birlikte önceleri övgüler dizilen Rusya, Batı’nın teknolojisine ve ekonomisine ayak uydurmak isteyince, kendi sisteminin dişlileri yeni sisteme uymadı ve büyük ekonomik çöküntüye uğradı. Enflasyon üç-dört hanelere ulaştı. Ülkede fuhuş, hırsızlık ve ahlak çöküntüsü had safhaya ulaştı. Batı bir taraftan Rusya’ya borç verirken, bir taraftan da Rusya’yı alaya aldı. Zaten Rusya’nın başında da bunu hak eden sarhoş bir devlet başkanı (Yeltsin) bulunuyordu. 1997 Rus krizi ile ekonomi daha da battı. Bu çöküntüye Uzakdoğu’daki ekonomik kriz de balta vurdu. Rusya bu şartlar altında Putin’in devlet başkanı olduğu yönetime teslim edildi.
 
Eski KGB ajanı Putin’in yüzüne talih güldü. Devraldığında varili 10-12 dolar olan petrol, önce 20 dolara, ABD’nin Irak’a müdahalesi ile de 60, 80-90 dolara, nihayetinde üç rakamlı sayılara ulaştı. Borç içinde yüzen Rusya 2004’te borçlarını ödedi ve her geçen yıl dış ticareti artı vermeğe başladı. Öyle ki, 2007 yılında Rusya’nın dış ticaret fazlası 100 milyar doların üstündeydi. Putin’le birlikte Rusya’ya çeki düzen verilmiş, içerdeki sorunlar büyük ölçüde giderilmiş, Çin’in inisiyatifiyle 2004’te Şanghay İşbirliği (ŞİÖ) adını alan örgütün üyesi olunarak, ABD’nin tek kutup olmasının kabul edilemeyeceği ilan edilmiş, uluslararası anlaşmazlıklarda Rusya’nın sözü gene dinlenir hale gelmişti. Putin, kendisiyle aynı frekansta olan Medvedev’i Devlet Başkanı seçtirirken, bu makamdan başbakanlığı devralarak, başlatılan reformları sürdürmeyi de ihmal etmemiştir. Gelinen günde artık, bir zamanların korkulu rüyası Sovyetlerin gerçek temsilcisi Rusya’ya yapılanları Rus milliyetçilerin hazmedemeyeceğinin dosta düşmana gösterilmesine sıra gelmişti. Ancak, bunun için geçerli bir fırsat beklenmeliydi…
 
 (2) NATO’nun “doğuya doğru genişlemesi” tamamen Rusya’ya karşı bir harekettir. Zira NATO’nun son yıllardaki fonksiyon ve işlevi “küresel terörü önlemeye” yöneliktir. Bu durumda önce eski Doğu Avrupa ve Baltık ülkeleri NATO üyesi oldu. Arkasından 2004 yılında Karadeniz’e sahildar Romanya ve Bulgaristan üye oldular. Nisan 2008 NATO’nun Bükreş zirvesinde Hırvatistan ve Arnavutluk NATO’nun yeni üyesi olurken, ABD’nin çok istediği Ukrayna ve Gürcistan üye yapılmadı. Ancak, zirvenin sonuç bildirisine, her iki ülkenin de NATO üyelik sürecinin desteklendiği mesajı eklendi.[2]
 
(3) NATO’nun yeni ülkelerinden Romanya’da 2005 sonlarında, Bulgaristan’da 2006 başlarında ABD yeni askeri üsler kiraladı. Sadece kara ve hava kuvvetlerinin kullanımına açık üslerin maksadını bilmek için ille de strateji uzmanı olmaya gerek yoktu…
 
(4) Rusya’nın eski Sovyet coğrafyasında yer alan ve Rusya’nın ön ya da arka bahçeleri olarak gördüğü Kafkaslar, Ukrayna ve Orta Asya’da ABD’nin bazı renk kodlarıyla (Kadife Devrim vb.) adlandırılan rejim ya da iktidar değişikliğine yönelik hamleleri Rusya tarafından kuşkusuz hiç de hoş karşılanmadı ve karşı hamleler yapıldı.
 
(5) ABD’nin isteğiyle NATO’nun Polonya ve Çek Cumhuriyeti’nden başlayarak NATO ülkelerinde balistik füze savar sistemi (Füze Kalkanı) kurma girişimine Rusya’nın ısrarla karşı çıkmasına, ABD’nin bu tesisleri “İran ve Kuzey Kore’ye karşı” kurulduğu ifadesine çocukların bile inanması beklenmez iken, Rusya’nın duyacağı tepki her nedense pek dikkate alınmadı. Oysa Rusya, bu proje ortaya atıldıktan bir süre sonra söz konusu ülkeleri tehdit dahi etti.
 
(6) Rusya’nın etki alanı içindeki Türkmenistan, Azerbaycan ve Kazakistan gibi ülkelerdeki doğalgaz ve petrolün Batılı tüketici ülkelere ulaştırılmasında “Rus tekelini kırmaya yönelik rekabet”in mevcudiyetine Rusya’nın öteden beri “soğuk rekabet” içinde bulunduğu da bir gerçektir.
 
(7) Sırbistan’ın bir parçası iken 2008 başlarında bağımsızlığını ilan eden Kosova’nın Rusya’nın ısrarlarına rağmen tanındı. Rusya böylece, sadece Sırbistan’da değil, tüm Slav dünyasında prestij kaybetti. Bunu unutması pek kolay olamazdı.[3]
 
(8) ABD’nin çeşitli vesilelerle 11 Eylül 2001 terör saldırılarının ardından Karadeniz’e “küresel ticaretin korunması” maksadıyla girme girişimleri.
 
(9) Temmuz 2008’de inşasına başlanan Kars-Tiflis-Baku demiryolu projesinin abartılarak, “Rusya’ya karşı olduğu” propagandasının şişirilmesi.
 
(10) Rusya’nın uzun bir süredir Dünya Ticaret Örgütü’ne girişinin ABD tarafından engellenmesi.
 
(11) ABD’de Cumhuriyetçi Başkan adayı McCain’in oylarını artırabilmek maksadıyla, Bush yönetiminin Gürcistan’ı teşvik ettiği söylemleri.[4]
 
Yukarıdaki bahaneleri daha da artırmak mümkündür. Ancak, özünde Rusya’nın tüm yukarıda kendilerince kabul edilmesi mümkün olmayan ve biriktikçe gemlenmesi mümkün olamayan bir öfkenin zincirlerinin kırılması yatmaktadır. Rusya, adeta böyle bir krizi “pusuda” beklemiş ve yeri geldiğinde biraz da abartılı olarak, hatta orantısız güç kullanarak hamlesini gerçekleştirmiştir. Tabii olan da büyük devletlerle yatağa girmeğe kalkan Gürcistan’a olmuştur.
 
Eylül ayı başından itibaren özellikle AB’nin yetkili organları Rusya ile ilişkileri düzeltmeye, iki taraf da Ağustos 2008 boyunca dudaklardan dökülen sözleri affettirmeye çalışıyor. Avrupa’nın zamansız “Soğuk Savaş mı çıkıyor?” telaşı ile, yaptıklarının tüm dünyaya “şok” etkisi yapacağının farkına varamamış olan Rusya’nın diplomasideki maharetleri sergileniyor.
 
Henüz soğuk savaş çıkıyor diyebilmek için çok erken. Ama “soğuk gerginlik” yaşandığı ise bir gerçek. Öyle anlaşılıyor ki, en azından orta vadeye (1015 yıl) dünya birden fazla kutuplu hale gelemeyecek. Bu sebeple soğuk savaş tehlikesi için “daha zaman var” denilebilir. Ama, şurası göstermiştir ki, bundan böyle Rusya’nın damarına basılırsa, “soğuk gerginlikler” yaşamak mukadder hale gelecektir.
 
Türkiye “iki arada bir derede” kalmış gibidir. Bu doğru olmakla birlikte, işin içinden çıkılamayacağı anlamı da taşımamaktadır. Türkiye, bu anlaşmazlıkta hem müttefiki Batı dünyasına (NATO), hem de Rusya’ya aynı mesafede (aynı uzaklık ve yakınlık) durmak mecburiyetindedir. Karadeniz’in istikrarının bozulmaması için müttefiklerini ikna etmeli, Karadeniz’de NATO prensipleri (küresel terör tehdidinin önlenmesi) konusunda taviz verilmeyeceğini, bu hususun Karadeniz sahildarı ülkelerle başarılabileceğini savunmalıdır. Artık Karadeniz’de Türkiye’ye düşman değil, ticari, kültür ve bilimsel çalışmalarını birlikte yürütebileceği ortaklara ihtiyacı vardır. Türkiye artık Karadeniz’de yeni bir “Karadeniz Donanması” tehdidini görmek istememektedir. Batılı müttefikleri ile de Hazar havzası enerji hammaddelerini ve İran doğalgazını Avrupa’ya nakletmek için örtüşen çıkarlara uygun projeleri desteklemelidir. Burada da Rusya’ya rağmen değil, gerekirse Rusya’nın da projeye ortak olacağı koşullar düşünülmelidir.


[1] Güney Osetya ile ilgili çatışmalar hakkında bkz: Celalettin Yavuz, “ABD’nin Karadeniz’e Çıkma ve Montreux Boğazlar Sözleşmesi’ni Aşma Girişimleri”, 20.8.2008, http://www.turksam.org/tr/a1458.html
[2] ABD, Kanada, Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri Ukrayna ve Gürcistan’ın üyeliğini desteklerken, aralarında Fransa, Almanya, İngiltere, İtalya ve İspanya’nın bulunduğu NATO üyeleri kıtanın en büyük enerji sağlayıcısı Moskova’yı kızdırmamak için talebi geri çevirdiler. Bkz:  “NATO’da Putin’den Son Gol”, Akşam, 4.4.2008, ss. 1 ve 18.
[3] Kosova konusunda ayrıntılar için bkz: Ayrıntılar için bkz: Celalettin Yavuz, “Balkanlaşan” Eski Yugoslavya’da Gelişmeler ve Yeni Ülke Kosova”, 2023, sayı 83, 15.3.2008.
[4] Bu iddia Rusya Başbakanı Putin’e aittir. Bkz: “Tiflis, ABD Seçimi Uğruna Kışkırtıldı”, Akşam, 29.8.2008.
 


http://www.turksam.org/tr/a1486.html
Arkadaşına Gönder 1322 kez okundu Yazdır
Paylaş: Google Yahoo FaceBook Mixx
Digg StumbleUpon Del.icio.us reddit Twitter
 
Yorumlar
   Başlık : 
  Yorum : 
(Yorum larınızı yaparken '<' ve '>' işaretlerini kesinlikle kullanamazsınız.) 

* Yorum yapabilmeniz için 'Üye Girişi' yapmanız gerekmektedir.

  
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Sitede Ençok Okunanlar
Osmanlı Devletinde Ermeni Sorunu Ve Avrupa Devletlerinin Ermeni Politikaları
34180 kez okundu.
Türklerde Yeni Yıl: Nevruz Bayramı ve Törenleri
22057 kez okundu.
İran’ın Nükleer Çabaları: Hedefler, Tartışmalar ve Sonuçlar
13106 kez okundu.
Yeni Global Oyun ve Hazar’ın Statüsü
12190 kez okundu.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi Yetmiş Yaşında
11187 kez okundu.
Sitede Ençok Yorumlananlar
Atatürk’ün Türk Dünyasına Bakışı!
9 defa yorumlandı.
Ermenistan ile İmzalanan Protokoller ve Bundan Sonraki Riskli Sürecin Analizi
5 defa yorumlandı.
PKK Terör Örgütü’nün Dağdan İnmesi ve Karşılanmasındaki Sorunlu Süreç
5 defa yorumlandı.
Enerji Politikamızda Değişiklik Sinyalleri: Rusya Stratejik, Türkiye ise Ekonomik Çıkarlara Üstünlük Veriyor?
3 defa yorumlandı.
Mitat ÇELİKPALA: Türkiye-Ermenistan Protokolü ve Sonrası
3 defa yorumlandı.
Copyright © 2004 - 2010 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır.
Şu an sitemizde gezinen 3518 ziyaretçi, 2 üyemiz bulunmaktadır.
Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)
En iyi 1024x768 görüntülenir.