Anasayfa
Sivil Girişim
Haberler
Yorumlar
AB’nin Metsamor Nükleer Santrali’nin Kapatılmasına Yönelik Politikaları
29 Mart 2007 Metsamor Yorum [10] [12] [14] [16]
[HyperLink3]
Sinan OĞAN
TÜRKSAM Başkanı

1986 yılında dünyanın iki süper gücünden birisi olan Sovyetler Birliği’nde yaklaşık 40 bin kişinin ölümüne, binlerce kişinin sakat kalmasına ve milyarlarca Dolarlık ekonomik kayba sebep olan Çernobil Nükleer Santrali kazası yaşandığı zaman kimse böyle bir şeyin olabileceğine ihtimal vermemişti.[1] Ancak, bu talihsiz kaza yaşanmış ve sadece Ukrayna değil, Türkiye de dahil tüm bölge bu kazanın etkilerine maruz kalmıştır. Bugün dahi bu etkiler varlığını sürdürmektedir. Çernobil Nükleer Santrali ile benzer teknolojiye sahip olan ve sınırımızın hemen yanı başında faaliyet gösteren Metsamor Nükleer Santrali için de bugün aynı tartışmalar yaşanmaktadır. Başta Avrupa Birliği olmak üzere bütün dünyanın tehlikeli saydığı ve bir an önce kapatılmasına çalıştığı Metsamor Santrali Ermenistan tarafından halen kullanılmaya devam edilmektedir.[2]

On 26 April 1986, the worst nuclear power plant accident in the history of mankind happened in Chernobyl, Ukraine. It released one hundred times more radiation that the atom bombs dropped over Hiroshima and Nagasaki. The radioactive contamination had reached as far as Turkey, United Kingdom and Nordic Countries. Over 40,000 people were killed in the accident and millions still suffer the consequences of the radioactive contamination.  Metsamor Nuclear Power Plant in Armenia, which is just 20 kilometres away from the Turkish border, has the same type of technology. Moreover it has been constructed on a fault line. Despite the calls for its closure, it is still up and running with its extremely dangerous technology. In this article this issue has been dealt with and it is one of the rare articles written on the subject. 

Birleşmiş Milletler Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) ve Avrupa Birliği (AB) verilerine göre Ermenistan’daki Metsamor Nükleer Santrali dünyadaki en tehlikeli nükleer santral olarak kabul edilmektedir. Eylül 1999’da Bürüksel’de Ermenistan hükümeti ile AB arasında Metsamor Nükleer Santrali’nin 2004 yılına kadar kapatılması konusunda bir anlaşma imzalanmıştır.[3] Aynı şekilde Ermenistan 25 Ocak 2001 tarihinde de Avrupa Konseyi’ne üye olurken, 2004 yılına kadar Metsamor Nükleer Santrali’ni kapatmayı taahhüt etmiştir. Ancak, bu taahhüde rağmen Ermenistan hükümeti bu yönde çalışmalara başlamamış, ülkede yaşanan elektrik sıkıntısını bahane ederek santralin elektrik üretim gücünü daha da arttırmaya çalışmıştır.[4]

Avrupa Birliği santralin kapatılması sonucunda Ermenistan’ın karşılaşacağı zararın karşılanması ve alternatif enerji kaynaklarının yaratılabilmesi için Erivan yönetimine 100 milyon Euro verilmesini kararlaştırmıştır. Ancak, Ermenistan hükümeti bu miktarı yetersiz bulmuş ve AB’den bir milyar Euro talep etmiştir. Hiçbir hesaba dayanmayan ve AB kaynaklarından karşılanması neredeyse imkânsız olan bu miktarı AB yönetimi kabul etmemiştir. Bunun üzerinde de Ermenistan yönetimi Metsamoru kapatmayacağını ilân etmiştir.

Erivan yönetiminin santrali kapatma çalışmaları bir yana, bunun tam tersi yönde faaliyetlere girişmesi üzerinde AB tarafından ayrılan 100 milyon Euro tutarındaki fon belirsiz bir süre için askıya alınmıştır. AB'nin Ermenistan temsilcisi Alexis Luber yaptığı açıklamada bu paranın Ermenistan santrali kesin kapatma tarihi verinceye kadar Erivan’a verilmeyeceğini dile getirmiştir. Luber’e göre Ermenistan’ın Metsamor’a alternatif bulma sorununu çözememesi anlayışla karşılanabilir ancak bu sorun en geç 2006 yılına kadar da çözülebilecek bir sorundur.[5] AB ayrıca Ermenistan’ın alternatif enerji kaynakları bulması için Ermenistan-İran doğal gaz boru hattı projesini desteklemektedir.[6]

Ermenistan bir taraftan AB ve IAEA’ya santrali kapatma yönünde taahhütlerde bulunurken, diğer taraftan Rusya Federasyonu ile görüşmelerine devam ederek, santralin çalışması için gerekli olan zenginleştirilmiş uranyumu temin etmiştir. Ermenistan yetkilileri şimdi santralin en az 2016 yılına kadar çalıştıracaklarını ifade etmektedir. Ermenistan Başbakanı Andranik Markarian AB’den verilecek 100 milyon Euro’nun Metsamor’un kapatılmasına ve onun yerine kurulacak alternatif enerji kaynaklarının yaratılmasına yetmeyeceğini ifade etmiştir.[7] Ermenistan Parlamento Başkanı Ovanes Ovenasyan AB Parlamenterleri ile Erivan’da görüşmesi sırasında yapmış olduğu açıklamada Avrupa Konseyi’ne bu yönde söz vermiş olmalarına rağmen bunu yapmak zorunda olmadıklarını bildirmiştir. Diğer yandan Ovenasyan “bazı şartlar altında santrali kapatabileceklerini” de ifade etmiştir. Ovenasyan’a göre; “öncelikle AB Ermenistan ile İran arasında yapımı süren doğalgaz boru hattına yardımda bulunmalıdır. Diğer şart olarak da Azerbaycan ve Türkiye Ermenistan’a uyguladıkları ambargoyu sona erdirerek sınırlarını açmalıdır.” Görüldüğü gibi Ermenistan Metsamor’u bir şantaj unsuru olarak kullanmakta ve santralle hiç ilgisi olmayan şartlar ileri sürmektedir.[8]

Ermenistan’ın Tavrına Tepkiler

Ermenistan santrali kapatma konusunda hiçbir girişimde bulunmazken, bu santralin taşıdığı tehlike çeşitli kesimler tarafından ısrarla gündeme getirilmektedir. Santral yeniden çalışmaya başladığında AB ve IAEA’nin bu kararına, bölge için tehlikeli olduğu gerekçesiyle itiraz etmişlerdir.[9] Azerbaycan ise santralin yeniden açılmasının yol açacağı ekolojik, askerî ve siyasî sonuçların araştırılması için IAEA’ye başvurmuştur.[10] Ayrıca, G-7 ülkeleri de konu hakkındaki endişelerini bildirmektedirler.

Avrupa Birliği’nin dönemin Ermenistan temsilcisi, İngiltere’nin Erivan Büyükelçisi Timothy Marschall Jones yaptığı açıklamada: “Olası büyük bir depremde Metzamor Nükleer Santrali paramparça olacak ve meydana gelecek nükleer kıyamette, tüm canlılar yok olacak. Ermenistan verdiği sözleri tutmalı ve santrali kapatmalı' demektedir.[11] Ermenistan'da görev yapan İtalya Büyükelçisi Paulo Adrea Trabalza olası bir depremde bölgede kimsenin kurtulamayacağını ifade etmektedir.

ABD'nin Erivan Büyükelçisi John Ordway, daha önce yaptığı açıklamada, Ermenistan'daki santralin güvenlik standartlarını karşılamadığı ve bir an önce kapatılması yönündeki düşüncelerinin değişmediğini belirterek, aynı zamanda bu santraldeki güvenliği artırma sürecine de destek verdiklerini söylemiştir.[12]

Şubat 2004 sonlarında Avrupa Parlamentosu tarafından yayınlanan Güney Kafkasya Raporu’nda da santralin kapatılmasının gerekliliği yeniden açık bir şekilde vurgulanmıştır. Avrupa Birliği, Metzamor'un kapatılması konusunda ısrarını sürdürmektedir. Bugaristan'daki Kozludou[13] santrali ile birlikte Avrupa'nın en tehlikeli iki santralinden biri olarak ilan edilen Metzamor'un güvenlik, konum, finansman, teknoloji ve yaş kriterleri açısından AB standartlarının çok altında olduğu vurgulanmıştır.

AB'nin 'Genişleyen Avrupa, Yeni Komşular Girişimi' çerçevesinde Güney Kafkasya ülkeleri  hakkında rapor hazırlamak amacıyla temaslarda bulunan AB Komiseri Janez Potocnik, Erivan'da yaptığı açıklamada, santralin mutlaka kapatılması gerektiğini vurgulayarak, 'Bu amaçla AB'nin 100 milyon Euro vermeye hazır olduğunu' kaydetmiştir.[14]

IAEA Nükleer Santrallerin Güvenliği Dairesi Başkanı Fredrik Nauhauz, “bütün batılı uzmanların ortak fikrine göre ilk nesil  nükleer reaktörlerin hepsi bir an önce kapatılmalıdır” demiştir.[15]

1999 yılı AB Genişleme Raporu’nun Nükleer Enerji Komisyonunda Bütün AB coğrafyasında nükleer güvenliğin en üst seviyeye çıkarılması AB’nin en önemli önceliklerindendir. Bunun için öncelikle AB’nin güvenlik standartlarına uymayan eski teknoloji ürünü Sovyet reaktörleri bir an önce kapatılması gerektiğini ifade etmiştir.[16]

Greenpeace Rusya Başkanı İvan Blokov, Metsamor santralinde yaşanan küçük kazaların sayısında ciddi artışlar yaşanmaya başladığını, bunun santralin güvenli olmadığının göstergesi olduğunu bildirmiştir. Blokov, santralin büyük kaza geçirme riskinin oldukça yüksek olduğunu belirterek Metsamor’da kullanılan eskimiş WWER–440 teknolojisinin Litvanya’daki İgnalinski santralinde de kullanıldığını bu sebeple de Litvanya’nın kaza riski yüksek bu santrali zamanından önce kapatmaya karar verdiğini bildirmiştir.[17]

İlk açıldığı zamanlardaki tüm bu itirazlara  rağmen, Batılı ülkeler Ermenistan’a koşullu yardım paketleri ve güvenli arttırıcı teknik ve malî destek önermiştir. Çünkü, Ermenistan’ın içinde bulunduğu enerji krizinden dolayı, santrali kapatma isteklerinin -en azından hemen- uygulanmayacağını bilmektedirler. 1996 yılında Avrupa Birliği ve Ermenistan arasında imzalanan bir anlaşmaya göre, Ermenistan’a güvenliği arttırıcı önlemler alması için para yardımı yapılmıştır. Ermenistan da aldığı Batı yardımlarına karşılık olarak, santrali 2004 yılında kapatacağını taahhüt etmiştir. Fakat son zamanlarda, Ermeni otoriteleri, Ermenistan alternatif bir yol bulamadığı takdirde santralin kapanmasının mümkün olmayacağını ifade etmiştir. Ayrıca, ABD Enerji Departmanı, Ermenistan’a 18 milyon Dolar, AB 11 milyon Dolar malî destek sağlamıştır. Fransa, nükleer atıkların depolanma tesisleri için 40 milyon Dolar, İngiltere ise ek güvenlik önlemleri için 80 milyon Sterlin ayırmıştır.[18] Tüm bunlar, Ermenistan’ın santrali yakında kapatacağı taahhüdü üzerinden yapılmaktadır 

En Eski Teknoloji

Ermenice orijinal ismi Oktembryan[19] olan ve bulunduğu ilçenin adıyla anılan Metsamor Nükleer Santrali, bugün dünyada bilinen en eski nükleer santral teknolojisiyle inşa edilmiştir. Bu santral Türkiye ve dünya basınında son dönemlerde sıkça ve/fakat çok değişik isimlerle anılmaktadır. Doğru kullanışı “Metsamor” olan santral için basında “Metzamor”, “Medzamor” ve “Medsamor” gibi isimlerle de kullanılmaktadır.

Metsamor Nükleer Santrali ilk nesil (first-generation) Rus teknolojisiyle yapılmıştır. İki ayrı blok olarak inşa edilen santral Metsamor-1 ve Metsamor-2 ünitelerinden oluşmaktadır. WWER 440/V230 tipindeki Metsamor-1 ünitesi 240 MWe gücündedir. İnşasına 1973 yılında başlanmış ve 28 Aralık 1976 yılında tamamlanarak işletime açılmıştır. WWER 440/V270 tipindeki Metsamor-2 ünitesi ise 400 MWe gücünde yapılmıştır. 1975 yılında inşasına başlanan ikinci ünite 31 Aralık 1979 yılında tamamlanarak elektrik üretimine başlamıştır.

Basınçlı su soğutmalı bir sistemle çalıştığı için “WWER”[20] olarak anılan ve bu özelliği dolayısıyla eski teknoloji olması sebebiyle bugün dünyada artık kullanımından vazgeçilen bu teknoloji Metsamor Nükleer Santrali’nde bugün halen kullanılmaya devam etmektedir. WWER tipli santraller kazalara karşı oldukça korumasız ve zayıf bir durumdadır. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumuna göre Metsamor dünyanın en tehlikeli santrali durumundadır.[21] Buna rağmen Metsamor santralinde Batı standartlarına uygun güvenlik sistemi kurulmadığı gibi, santralin çekirdeğini kaplaması gereken en az iki metre kalınlığındaki çelik zırh bile halen yapılmamış durumdadır.

Metsamor Santrali 'WWER-440' tipli reaktörlerin ısı enerjisi üretim gücü 1375 MVt, elektrik enerjisi üretim gücü 440 MVt’dir. Ancak santralde yılda ortalama 320-340 MVt elektrik enerjisi üretilmektedir. Santralin tribün tipi ise 'K-220-44/3000'dir. 11,8 m yüksekliğinde olan reaktörün diametresi 4,27 m ve iç diametresi ise 3,56 m’dir. Yılda 14 ton uranyum tüketen bu reaktörlerin her birinin ağırlığı ise 201 tondur.

Ermenistan reaktörü tasarımında dikkate alınan pik yer ivme değeri 0.1 g olup, 1977 sonrası yapılan iyileştirmelerle dayanıklılığın 0.2 g’ye kadar çıkartıldığı iddia edilmektedir. Reaktör sahasına ait tasarımda esas olarak alınması gereken gerçek pik yer ivme değerinin bunun çok üzerinde olması gerektiği (0.4 g) ülkemizdeki uzmanların yanı sıra bir çok uluslararası uzmanca da bilindiği için Ermenistan hükümetinin 1993 yılında resmi olarak 2. üniteyi tekrar açma kararı alarak IAEA’dan yardım istemesi üzerine sismik güvenlik konusu en önemli konulardan birisi olarak tekrar gündeme gelmiştir.

IAEA uzman gruplarınca yapılan incelemelerde, santral tasarımı ve işletilmeye ilişkin yaklaşık 100 problem (IAEA yayını-TECDOC-640 Ranking of Safety Issues for WWER-440 model 230 Nuclear Power Plants) saptanmıştır. Bunların 60 tanesi derhal tedbir alınmasını gerektiren önemde güvenlik problemleridir. Bu reaktörlerin orijinal tasarımları şu ana problemlere sahiptir:

  • Bilinen anlamda bir korunak binasına (containment) sahip olmayıp “confinement” adı verilen bir korunak sistemine sahiptir. Bu sistemde basınç belli bir değeri aşınca içerideki radyoaktif gazlar atmosfere salınmaktadır. Bu sistem, ana döngü hattındaki “tam kırık (giyotin tipi kırık)” gibi. Modern reaktörlerde öngörülen temel kazaların sonuçlarını engelleyecek şekilde tasarımlanmamışlardır.
  • Orijinal tasarımda 0.1 g üzerindeki sismik ivme değerlerinin yol açacağı yükler dikkate alınmamıştır.
  • Tasarımda yedeklilik, farklılık  ve fiziksel ayırım ilkeleri oldukça zayıftır. Bu sebeple “ortak nedenli arızalar”a duyarlıdır.
  • Enstrümentasyon ve kontrol sistemlerinde eksiklikler ve yetersizlikler bulunmaktadır.
  • Yangında korunma önlemleri oldukça zayıftır.
  • Acil Durum Kor Soğutma sistemi gibi ana güvenlik sistemlerinin tasarımı ciddi ve uygun analizlere dayanmamaktadır.
  • Güvenlik Analizi Raporları mevcut değildir.
  • Ciddi ve uygun lisanslama aşamalarından geçmeden tasarımlanmış, kurulmuş ve işletilmiştir.

Metsamor 1 ve Metsamor 2 isimli iki reaktörden oluşan santral sırasıyla 1976 ve 1979 yılları içinde işletime verilmiştir. VVER 440/V270 tipli bu santraller Bulgaristan’daki Kozlodu Nükleer Santrali tipinde inşaa edilmiştir. Rihter ölçeğine göre en fazla 8 şiddetindeki depremlere göre inşa edilen santralin bulunduğu bölge 9 şiddetinde depremlere açıktır.

Sovyetler Birliği’nde inşa edilen nükleer santrallerde VVER, PBMK, EGP ve BN olmak üzere dört model reaktör kullanılıyordu. Yaklaşık 40 yıllık bir deneyim sonucunda VVER reaktörlerinin çok güvensiz olduğu tespit edildi ki, Ermenistan’daki Nükleer santral VVER  modeli ile çalışmaktadır. Sovyetler Birliği’nde inşa edilen nükleer santrallerde, en çok kaza VVER reaktörü ile çalışan santrallerde olmuştur.[22] Ermenistan Parlamentosu Enerji Komisyonu üyesi Robert Hazaryan 'Bu santral Avrupa standartlarına uymuyor. Çernobil Avrupa'daki nükleer santrallerin daha güvenli olduğunu kanıtladı' görüşünü dile getirmiştir.[23] Hatta Ermenistan Enerji Bakanı, santralin asla Batı standartları seviyesine getirilemeyeceğini  itiraf etmiştir.[24]

Ukrayna’daki Çernobil Nükleer Santrali RBMK tipinde inşâ edilmişken, Metsamor Santrali VVER tipinde yapılmıştır. Metsamor Santrali’nin birinci ünitesi ilk nesil reaktör olan VVER-440/230 modelidir. En eski model olup, güvenlik sistemi en ilkel olan model budur. Bu durumda, Metsamor Santrali, Çernobil Santrali’nden bile daha risklidir. Bu modelde Batılı ülkelerdeki nükleer santrallerde mutlaka bulunan, radyoaktif madde sızıntısını önleyecek çelik kubbe bulunmamaktadır.[25] Ayrıca, santralin modern güvenlik ve teknik donanımı olmaması, reaktörün soğutulması için kullanılan suyun yetersizliği ve soğutma sisteminin eskimiş olan birinci nesil proje ile inşâ edilmesi de bölgenin ekolojik durumu için ciddi tehlikeler oluşturmaktadır.[26] Metsamor Santral’nin ikinci ünitesi, ikinci nesil dizayn olan VVER-440/270 tipinde inşâ edilmiştir. Birinci üniteye göre daha gelişmiş olsa bile nükleer felaketleri önleyebilecek teknik donanımdan ve güvenlik sisteminden yoksundur. Bu tip de Batı standartlarının çok altında kalmaktadır.[27] Nükleer santralin barındırdığı riskler, hem de Metsamor Nükleer Santrali’nin dizaynından kaynaklanan dezavantajlar, santralden kaynaklanan riskin göze alınamayacak kadar büyük olduğunu göstermektedir.[28]

Çernobil Nükleer Santrali Kazası Örneği

Çernobil’de yaşananlar eski teknoloji ürünü santrallerin nelere yol açabileceğini acı bir şekilde göstermiştir. Bilindiği gibi Çernobil Nükleer Santralinde 1986 yılında meydana gelen kaza neticesinde insan ve çevre sağlığına verilen korkunç boyuttaki zararları Ukrayna Çevre Bakanı Dr. Yuri Şerbak, şu rakamlarla özetlemiştir. Bu kaza neticesinde; 38 kişi hemen ölmüştür, 6000 kişi kazayı takip eden aylarda yaşamını yitirmiştir, ilerleyen yıllarda bu rakam 40.000’e varmıştır, Binlerce insan sakat kalmıştır, yüz binlerce insan başta kanser olmak üzere çeşitli hastalıklara yakalanmıştır. Çernobil kazası sebebiyle başta Ukrayna, Moldova, Beyaz Rusya ve Rusya Federasyonu olmak üzere, Türkiye ve Kuzey Avrupa’da milyonlarca insan ve hayvan etkilenmiş, toprak kirlenmiştir. Felaketin ekonomik maliyeti ise yaklaşık 352 milyar Dolar olarak belirtilmiştir.

Türkiye’den yüzlerce km uzaklıkta yer alan bu kazadan Türkiye önemli ölçüde etkilenmiştir. Şimdi sözkonusu olan nükleer santral Türkiye sınırından sadece 16 km uzaklıktadır. Santralde herhangi bir kaza veya sızıntı olması durumunda başta Iğdır ili olmak üzere Türkiye’nin doğu ve güneydoğu bölgesi nükleer bulutların etkisi altında kalacaktır.  Metzamor Nükleer Santrali sadece Kars, Ağrı, Iğdır, Erivan ve Nahçıvan’ın değil, Gürcistan, Azerbaycan, İran ve Türkiye’nin de aralarında bulunduğu tüm bölge ülkelerinin sorunu olarak ortaya çıkmaktadır.

Metsamor’da Yaşanan Kazalar...

Metsamor Nükleer Santrali kurulduğundan bu yana birçok kaza yaşanmıştır. Toplam 5 büyük ve 150’den fazla da küçük kazanın yaşandığı Metsamor’da ilk kaza 1982 yılında meydana gelmiştir.[29] Birinci bloktaki jeneratörün patlaması ve ardından da bağlantı kablolarının yanmasıyla başlayan kazada çok büyük bir risk atlatılmıştır. Zira bu kazayla berber santralin koruma sistemleri tamamıyla devreden çıkmıştır.

Son yıllarda santralde yaşanan küçük çaplı kazalar bu santalin sık sık kapanmasına sebep olmaktadır. 2003 yılı başlarında kapatılan santral Nisan 2003 yılında 407 MVt gücündeki Metsamor 2 blokunu yeniden devreye sokmasıyla faaliyetine başlamıştır. Diğer yandan 2004 yılı yaz ayında yaşanan küçük çaplı bir kaza da santralin birkaç ay kapalı kalmasına sebep olmuştur.

Bütün dünya Ermenistan’ın Metsamor Nükleer Santralini kapatmasını beklerken Ermenistan yeni Nükleer Santral inşaasını da tartışmaktadır. Ermenistan’ın Başbakanlık nezdindeki Enerjinin Düzenlenmesi Komisyonu şimdi ülkede yeni bir Nükleer Santralin inşasını müzakere etmektedir.[30] Komisyon Başkan Yardımcısı Nikolay Grigoryan’ın açıklamalarına göre yeni bir santralin inşası Rus teknolojisi kullanıldığı takdirde 600-700 milyon Dolar ve Batı teknolojisi kullanılması durumunda ise 1 milyar Dolar ile 1,2 milyar Dolar arasında değişen bir rakama malolabileceğini ifade etmiştir. Bugün Erivan yönetimi, alternatif enerji kaynakları maliyetinin bir milyar Doları bulacağını hesaplamakta, bu nedenle santrali kapatmaya yanaşmamaktadır.

Ermenistan Başbakanı Andranik Margaryan ise santralin kapatılması için en az 1,5 milyar Dolara ihtiyaçları olduğunu belirtmiştir.[31] Ermenistan Parlamentosu Enerji Komisyonu Başkanı Vardan Movisisyan da 100 Milyon Euro’yu az bulmuştur. Ancak, Movisisyan diğer Ermeni yetkililerine göre daha temkinli davranmış ve alternatif enerji kaynakları bulabilmeleri için en az 300 Milyon Euro’ya ihtiyaçları olduğunu açıklamıştır.

Ermenistan Enerji Bakanı Gagik Martirosya’ya istinaden verilen haberlerde yeni santral Metsamor’un yanında yani Türkiye sınırında ve deprem bölgesinde inşa edilmesi planlanmaktadır. Metsamor Nükleer Santrali dünyada belirli bir süre kapatıldıktan sonra yeniden kullanıma açılan ilk santral durumundadır. Bu sebeplede böyle bir durumda santrallerin ne kadar dayanıklı olabilecekleri bilinmemektedir.[32]

Ermeni yazar Tigranyan o dönemde (SSCB) Kafkasya’daki zengin petrol ve gaz kaynaklarına rağmen Ermenistan’da neden petrol ve/veya doğal gaz boru hatları yapılmayıp yerine bölge için son derece tehlike arzeden nükleer santral yapılmasının sebebinin bugüne kadar anlaşılmadığını belirtmektedir.[33]

Diğer yandan teknolojideki olağanüstü ilerlemelere rağmen dünyada nükleer santral kazalarında da ciddi bir artış yaşanmaktadır. Aşağıda verilen rakamlar bunu açıkça ortaya koymaktadır.

1952-1961 yılları arasında toplam 5 kaza

1962-1971 yılları arasında toplam 5 kaza

1972-1981 yılları arasında toplam 13 kaza

1982-1991 yılları arasında toplam 32 kaza[34]

Deprem Bölgesinde Nükleer Santral

Ermenistan’ın merkez üssü Spitak bölgesinde meydana gelen ve 25 bin kişinin ölümüne sebep olan depremden sonra 1988 yılında santral kapatılmıştır. Yeni bir depremi daha kaldıramayacak nitelikte olan Metsamor Nükleer Santrali başta Ermenistan’ın kendisi olmak üzere Türkiye ve diğer bölge ülkeleri için taşıdığı bütün risklere rağmen santralin ikinci bloku 1995 yılında yeniden devreye sokulmuştur.[35]

Uluslararası standartlara göre 5 ve üzeri şiddetteki depremlerin olabildiği bölgelerde nükleer santral yapılmasına izin verilmemektedir. Oysa SSCB döneminde hiçbir önlem alınmadan 9 şiddetindeki depremlerin yaşanabileceği bir bölgede nükleer santral yapılmıştır. Metsamor Nükleer Santrali'nin kurulma aşamasında Sovyet bilim adamları o dönemin baskıcı rejimi içerisinde olmalarına rağmen bu santralin Ağrı dağı fay hattı üzerinde bulunması sebebiyle yapılmasına karşı çıkmışlardır. Yine aynı şekilde bu santralin bölgedeki yer altı su kaynaklarına radyasyon sızdırması ihtimalini de o dönemde gündeme getirmişlerdir. Ancak, merkezî planlama ile yürütülen ve insan hayatına gereğince önem vermeyen Sovyet bürokrasisi tüm bu eleştirilere kulak tıkayarak bu santrali yapmıştır.[36]

Sovyet nükleer santral teknolojilerinin en eski örneği ile inşa edilen ve teknik olanakları itibariyle oldukça eski ve yetersiz olan Metsamor santrali, teknik yetersizliklerinin yanı sıra birinci dereceli deprem bölgesinde olması sebebiyle tehlike arzetmektedir. Zira, 1988 yılındaki depremde nükleer santral de ciddi derecede zarar görerek uzun süre kullanım dışı kalmıştır.[37] Ancak, Ermenistan'ın Azerbaycan topraklarını işgal etmesiyle yaşanan savaş, ülkenin gittikçe fakirleşmesi ve ülkede artan enerji ihtiyacı Erivan'ı yeniden bu santrali açmaya yöneltmiş ve tüm bölge için bir felaket potansiyeli taşıyan, 1989 yılında kapatılan Metsamor Nükleer Santrali, 1995 yılında yeniden kullanıma açılmıştır.[38]

7 Aralık 1988 yılında Spitak bölgesinde yaşanan depremin ardından büyük zarar gören santral bu halde 3 ay daha çalıştırılmış ve bölgede yaşayan Ermenilerin yapmış olduğu yoğun gösteriler üzerine depremden ancak 3 ay sonra Ocak 1989’da kapatılmıştır. Dünyada ilk defa kapatıldıktan sonra yeniden açılan ve kullanılmaya başlayan santral olma özelliğini de taşıyan Metsamor Santrali’nin birinci bloğu depremde zarar görmesi sebebiyle kapatılmış ve daha sonra yapılan tamirlerden sonra da kullanılamayacak durumda olan santral bir daha açılmamıştır. Fakat, bu reaktörün artık hiçbir zaman çalıştırılmayacağına dair bir hükümet kararı